İhsan Çölemerikli

İhsan Çölemerikli

Ebu Müslüm Horasanî

Tarih başlangıç döneminde verimliliğiyle insanoğluna bir cenneti vaat eden ve öylece de tanımlanan Mezopotamya düzlükleri; Sümer kent devletlerinin İ.Ö. 2350 yıllarında sarsılmasıyla bir cehenneme dönüştü.

 

Coğrafya güneyli SAMİ boylarıyla, kuzeyli DAĞLILARIN çekişme ve savaş alanı oldu.

 

“Verimli Hilal” olarak adlandırılan “bereketli topraklar” zaman zaman güneyli kavimlerin, zaman zaman da kuzeyli kavimlerin eline geçti.

 

Güneylilerin; Akad, Babil, Asur ve Beniisrailoğullarından sonra son hamlesini, İ.S. 7. yy da Müslüman Araplar başlattı. İktidarın kutsal inançlarla mayalanması bir Ortadoğu geleneğiydi. Bir diğer Sami boyu olan Beniisrailoğulları da “Kral Peygamber” statüsüyle daha önce bölgede egemenlik sürdürmüşlerdi.

 

Araplar da devletleşmek için o geleneği benimsediler. Bölgede egemen olan SASANİLERİN ordusu 637 yılında Kadısiye"de Müslüman Arap güçleri karşısında çözülünce, verimli toprakların kapıları Araplara açıldı.

 

Dört Halife döneminin ardından; iktidarı ele geçiren Emevilerin ilk Halifesi Ebusüfyan"ın oğlu Muaviye yönetimi yeniden saltanata dönüştürdü. İktidara çok hırslı olan oğlu I. Yezid avdan dönerken henüz yatakta ölümü gerçekleşmeyen babasının hilafet yüzüğünü çıkararak parmağına geçirdi. 89 yıllık kanlı Emevi saltanatı 750"de Abbasoğullarına geçti.

 

Bugünkü makalemizin konusu bu iktidar değişikliğinde belirleyici rol olan Ebu Müslüm Horasani"nin kökeni, dillere destan olan kahramanlığı ve Abbasi Sarayında (hilafet makamında) 755 yılında insanlık tarihinde ikinci bir benzeri olmayan alçakça ve ihanetle gerçekleştirilen ölümüdür. Ayrıca Ortadoğu egemenlik sisteminde sahte vaatlerle dolu olan kaypak, dönek, güvenilmez yapısı ile ilgili düşüncelerimizi mazlum Kürt halkının yeni kuşaklarına aktarmaktır.

 

Arap istilaları döneminde Yemen kökenli Benû İcI kabilesinin akıncıları; Azerbaycan"da yerleşik Kürt Rewandi aşiretinden yaklaşık 1000 ailenin yaşadığı Mawit Köyü"ne baskın düzenleyerek talanla birlikte; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan büyük bir bölümünü esir alarak Irak"ın güneyine götürürler. Tarihte Ebu Müslüm Horasani diye anılan İbrahim bin Osman"ın kökeni işte bu Mawit Köyü"ndeki Kürt Rewandi aşiretine dayanır. Ailesi de bu istilanın mağdurlarındandır.

 

Miladi 718–719 yıllarında doğduğu biliniyor. Babasının adı Evdırrehman Rewandi"dır. Çocukluğu ve gençliği bir azatlı köle olarak Arap coğrafyasında geçti. Araştırmacılara göre Arap istilası öncesinde 12 bin nüfusa sahip olan Rewandi aşireti 12 kola ayrılıyordu. Ata dini “Zerdüştlüğü benimsemişlerdi.” Ebu Müslüm Kufe kentinde oturan Yemen asıllı Benu İcI Kabilesinin himayesinde büyüdü ve Kufe"de bir süre saraçlık yaptı. Öğrenme ve örgütlenmeye karşı aşırı derecede tutkusu vardı. Üstün zekası ve yetenekleri sayesinde zaman zaman egemen ulus olan Arapların toplantılarına katılan sayılı Mevalilerden biri olmuştur. Emevilere karşı bir muhalefet fırkası olan Kesaniye ile tanışıp düşüncelerini benimsedi. Sığınmacısı olduğu benû İcI Kabilesinin lideri Said bin Muğire"nin başkaldırısında görev aldı. İsyanın başarısızlığa uğraması üzerine tutuklanarak zindana atıldı.

 

İbrahim, zindanda kendisini yenileyerek olgunlaştı. Miladi 738–744 yılları arasında Abbasoğullarının başkaldırıları gerçekleşti. Benu İcl kabilesinin önderlerinden İsa bin Mukil, azatlı kölesi İbrahim"i Abbasoğullarına 300 bin dirhem karşılığında sattı. İbrahim yeni efendisi Abbasoğullarından İmam Muhammed"in karşısına çıkarıldığında 20 yaşındaydı. Muhammed ilk karşılaştığında çok beğendiği İbrahim"in adını ""Ebu Müslüm"" lakabıyla çağrılmasını emretti. Yaşlanmış Abbasoğlu Mehmed"in İbrahim adında bir oğlu vardı. İsimleri birbirlerine karışmasın diye bu değişikliğe gitmişti. Ebu Müslüm"ü 746 yılında Horasan ihtilaline görevlendiren de Abbasoğlu İbrahim"dir.

 

Horasan devrimi önderliğine görevlendirilen Ebu Müslüm, ihtilalin tohumlarını hızla ekerek direnişi Mezopotamya düzlüklerindeki çatışma merkezine kaydırdı. Çoğunlukla MELAVİ, yani Arap olmayan Müslümanlardan oluşturduğu savaş gücü ile artık Emevilerin barbar ordularının karşısında yenilmeyen yürek bükülemeyen kılıç olmuştu. Direnişinin sadece Emevi hanedanının değiştirilmesiyle sınırlı olmadığını bir toplantıda şu sözlerle dile getirmişti: “İhtilal Emevi soysuzlarını devirmek; tahttan alaşağı etmekle sınırlı olmayıp; Arap efendilerine karşı mazlum halkların, kavim ve kabilelerin başkaldırısıdır.”[1]

 

İhtilal yıllarında Emevi tahtına annesi Cizre Miri Ahmed"in kızı olan son halife Mervan oturdu. Tehlikenin büyüdüğünü görünce yönetim merkezini Şam"dan Harran"a taşıdı. Ebu Müslüm"ü araştırmak için görevlendirdiği ajanlardan birinin topladığı bilgilerden bazı alıntılar şöyledir: “Kürtler onu kendilerinden sayıyorlar. 718"de Azerbaycan"ın Kürt mıntıkasındaki Mawit denen bir köyde doğmuş. İbrahim bin Heyekan veya Osman ismiyle çağrılır. Babasının adı Abdurrahman olup Kürtçe ve Farsçayı iyi bilir. Aynı zamanda şair bir yönü olduğu, Kürtçe şiirler yazdığı söylenir. Hal böyleyse o zaman aslı nesli Kürttür ve anadiliyle konuşup yazmaktadır.”[2] Emevi casusunun raporunda gerçek payı fazlaydı. Ebu Müslüm fırsat bulduğunda Kürtçe yazdığı şiirleri çevresindekilere okuyordu. İşte bir şiirinden dizeler:

 

“Bi xurtî u dizî gihame               Kudret ve gizemle büyümüşüm

Cihê ku padîşahên Merwanî-Emevi      Emevi hükümdarlarının erişemeyecekleri bir yerde

Min dixwest wan biherifînim     Onları yıkmak istiyordum

Lê ew di xewde bê hayraz bun Fakat uykuda her şeyden habersizdiler

Ta kum in şûr li serê wan da                 Ne zamanki kılıcı başlarına çaldım

Bi xew hişyar bûn, ji xewa gêjî İşte o zaman uyandılar sersemce

Berî wan kes le dexeweran bû  Kimsenin şimdiye dek yatmadığı uykudan”[3]

 

Kendisi de bir sohbetinde: “Bir rivayete göre Kürt aşiret beylerindeniz”[4] demişti. Mervan"ın son çırpınışı da yenilgiyle sonuçlandı. Himayesindeki 120 bin kişilik ordu ZAP yakınlarında Abdullah İbn Ali"nin kuvvetlerine yenilince Mısıra kaçtı. Peşine düşen Abdullah, Mervan"ın Mısır"da kestiği başını hilafet makamına oturan yeğeni Ebul Abbas"ın el Anbar"daki sarayına yolladı.

 

Ebu Müslüm"ün işi bitmemişti. İktidar kavgasına giren Adullah İbn Ali"yi de halife yeğeni Ebul Abbas"ın emriyle ortadan kaldırdı. İlk Abbasi halifesi Ebul Abbas miladi 755 yılında öldü. Yerine bir cariyeden olma Ağabeyi Ebu Cafer Mansur geçti. Hilafet koltuğunda Abbasoğlları oturuyor, ancak tüm coğrafyada Ebu Müslüm"ün ünü, şanı konuşuluyordu. Bu da iktidar kavgasında sınır tanımayan Arapların eli kanlı yöneticilerini telaşlandırıyordu.  Arapların “bir kında iki kılıç birden bulunmaz” diye bir atasözleri vardı. Ebu Müslümü ikinci kılıç olarak gören hilafet makamı, onu ortadan kaldırmak için harekete geçti. İpler gerildi. Taraflar arasındaki mektup trafiği gerilimi daha da arttırdı. Saraya yakın Arap aydınları da Ebu Müslüm"ün varlığından rahatsızdılar.

 

İbn. Kuteybe, Halife Ebu Cafer"e gönderdiği mektupta Kur"an"dan şu ayetin mealini hatırlatarak; Ebu Müslümü ortadan kaldırma isteğine icazet verdi: “Eğer dünyada Allah"tan başka ilahlar olsaydı, yeryüzündeki düzen bozulurdu.” Halife Horasan"da bulunan Ebu Müslümü yönetim merkezi Medaine getirtmek için envayi çeşit entrikalar, sinsi planlar geliştirdi. Sonunda derin devlet geleneğinden yoksun Kürt asıllı Ebu Müslüm Halifenin oyununa gelerek Abbasi sarayına gitmeye karar verdi.

 

Yanına 1000 seçkin savaşçı almıştı. Akıl hocası Acem komutan Neyzek"in “Arap soyu hep aynıdır. Şu döneklik, kahpelik ve riyakarlık kokan Arap topraklarından bir an önce çekip gidelim. İslam adına vaat edilenlere asla kanmayalım” [5] uyarısına kulak vermedi.

 

Sarayın sahte vaatlerine aldanmış ve Medain"e gelmişti. Halife, ilk karşılaştığında ihanetini gizlemek için sakin ve güler yüzlü davranmıştı. Nasılsa beklediği av ayağına gelmişti. Veliaht prens İsa bin Masa"nın konağında iken başmabeynci, halifenin kendisini kabule hazır olduğunu iletti. Halife önlemi almış makam odasını bölen perdenin arkasına muhafız alayı komutanı ile dört silahlı celladı yerleştirmiş ve “ellerimi çırpar çırpmaz Ebu Müslüm Meûnunun işini bitirin.” Talimatını vermişti.

 

Ebu Müslüm saraya giderken üzerinde halifenin amcası Abdullah"ı yendiğinde elinden aldığı “kutsal kılıç”ın dışında zehirli bir pala vardı. Görevlilerin ısrarı üzerine palayı onlara teslim etti. Huzura çıktığında halifenin ilk sorusu Abdullah"ın kılıcıyla ilgiliydi. Gaye onu infazdan önce silahsızlandırmaktı. “Şu asi amcazademiz Abdullah"a ait iki kutsal kılıcı ne yaptın?”[6] Demesi üzerine Ebu Müslüm “biri yanımdadır. Size emanet ediyorum” dedi ve kılıcı halifeye uzattı. Halife kılıcı alıp yastığının altına koydu. Soru cevap biçiminde devam eden yargılamanın derinleşmesiyle halife ellerini çırptı ve perde arkasında ferman bekleyen celladlar ortaya çıkıp kılıcı elinden alınmış Ebu Müslümü katlettiler. Cesedinin parçalarını da bir kilime sarıp Dicle nehrinin akıntılarına bıraktılar. Ebu Müslümün Kürt olduğuna vurgu yapan bir ses de sarayın kiralık şairi İbni Dulame"den geldi. Cinayetin ardından yazdığı şiirin iki dizesinde hem Ebu Müslüme hem de onun mensubu olduğu Kürtlere karşı olan kinini şu sözlerle dile getirecekti Arap şair Dulame:

 

“Mansur"a hainlik yapmaya kalktın

Kürt atalarında haindir.”[7]  

 

Şair Dulame tanrının yeryüzündeki vekili olan Abbasi halifesinin makam odasında işlediği cinayeti değil onu oraya oturtma fedakarlığında bulunan Ebu Müslümü ve mensubu olduğu Kürt halkını hainlikle suçluyordu. Bu propaganda yöntemi de Ortadoğu egemenlik sisteminin bir geleneğidir ve bugün de geçerlidir. Hakim güçler kendilerinin yaptıklarını her zaman meşru mazlumların hak arama isteklerini de ihanet görmüşlerdir.

 

Onu Demirci Kawa"ya Spartaküs"e benzetenler olmuştur. Ancak o eli kanlı bir Arap hanedanını tasfiye edip yerine “saffah” yani kan dökücü başka bir Arap hanedanını iktidara taşımakla, kölelerin önderi Spartaküsün devrim çizgisinden ayrılmış ve yaptığı hatanın bedelini de hayatıyla ödemişti.

 

Ebu Müslümün katledilişinden günümüze 1254 yıl geçti. Ortadoğu yönetimlerini bugün de çağdaş MEVAVİLER olarak gördükleri Kürtlere bakışlarının değiştiği söylenemez. Egemenlik saraylarının iç duvarları entrikalarla süslü, zeminleri cilalanmış tuzak tezgahlarıyla döşenmiştir. Ezilen Kürt halkının barış ve uzlaşma taleplerine yaklaşımları kuşkuludur ve güven vermiyor. Kürdün asırlara yayılan biatı sürdürülmek istiyor. Kürtler bir daha tarih dersini iyi çalışmalıdırlar. Bizden hatırlatılması.

 

Kaynakça: 1-2-3-4-5-6-7, Faik BULUT"un “Ebu Müslüm Horasani” isimli kitabının 155-162-163-207-216-228-236 ve 240. sayfalarından alınmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
21 Yorum