Bedri Çallı

Avucunuzdaki Sıvılaşıyor, Dökülecek

06 Ekim 2016 Perşembe 09:01

Özellikle tereyağı, katı yağ vb. bazı ürünler soğuk ortamda katıdır. Ancak sıcak havayı gördüğünde erir, hele hele bu ürünleri avucunuzun içinde tutuyorsanız, sonuç malum.

Ülkemizi yönetenlerinde durumu maalesef budur. Kürtlerde bir atasözü vardır ki tıpa tıp buna uygun. Her tıştek zıravi dı bızdit, bele ınsan stürahi dı bızdit. (Her şey inceldiği zaman kopar, ancak insan güçlendiği zaman kopar.) denir.

Biraz geçmişte şahit olduğumuz tecrübeleri göz önüne alırsak, bugün bu şartlarda hangi durumda olduğumuzu ve Allah korusun sonucun da ne olacağını az da olsa tahmin etmemiz mümkün olabilir.  

Yanı başımızda yeraltı zenginliklerinin büyük bir kısmını silahlı kuvvetlerine harcayarak dünyaya meydan okuyan bir Saddam Hüseyin geldi geçti. 1979 yılında darbeyle başa gelmiş, başını kaldıranı vurmuştu. Ancak çaresiz olan halkı, her fırsatta Saddam Hüseyin’i canlarından daha fazla sevdiklerini söylerdi.

O, ülkesi ve kendi gücünü olduğundan kat be kat büyük gördü. Bu nedenle dünyaya meydan okuyordu. İran ve Kuveyt’e saldırdı. Etrafında hiç dostu kalmamıştı. Halkını öldürdüğü ve zulüm ettiği gibi bir de onları dünyadan soyutlamış ve yalnız bırakmıştı. 24 yıl kadar uzun bir süre hüküm sürdü. Sonuç malum.

Ülkemizde durum ne, bir bakalım. Yanlış bir dış siyaset izlenmektedir. Tıpkı Saddam zamanında olduğu gibi her geçen gün bir dost ülke kaybediyoruz.

Komşularımızın iç işlerine karışıyor ve orada yaşanan bataklıklara giriyoruz. Bu kararların ülkemize gerek can ve gerekse ekonomik kayıpları göz önüne alınmamakta.

Aslında iktidarın nutuk attığı gibi biz öyle sınırsız bir ekonomik güce sahip değiliz. Allah korusun bir ekonomik kriz karşısında kesinlikle halkımızın dayanma gücü yoktur. Evet bizi yönetenlerin böyle bir endişeleri yok, ama halk olarak bizim endişemiz var.

Onların ne cephelerde ne de dağların başında çatışan çocukları yok, ama bu halkın çocukları var. Onların güvenlikleri tamdır, ama herkesin böyle bir imkanı yok.

Bu halk için hiçbir yer güvenli değil. Oturduğumuz ev, çay içtiğimiz kahve, çalıştığımız kurum, yolculuk yaptığımız yol, toplu taşıma, alışveriş merkezleri ve daha nerelerde başımıza ne geleceğini kestirmemiz zor.

Bu endişe herkes için aynı düzeyde. Politikacısı, askeri, polisi, memuru, vatandaşı, kadını, erkeği, yaşlısı, sağlamı, engellisi, öğrencisi hiç farketmez.

Kürtlerde bir atasözü var. Hındi tu Hevale kêlêbı, tö çari döme te pisitiye na derkeve. (Sen karganın arkadaşlığını yaptığın sürece, hiçbir zaman burnun pislikten çıkmaz)

Evet hükümet, koltuk değneğini bir kenara atmadan muvaffak olmayacaktır. Evet kol kola girmiş ve insanlara zulüm ediliyor. İşinden ediliyor, ekmeği ağzından alınıyor, aç bırakılıyor, haksız yere görevden alınıyor, haksız yere hapse atılıyor. Kul hakkına tecavüz ediyorsunuz beyler. Mazlumun ahını alıyorsunuz beyler.

Emin olun sol elin hakkı sağ ele kalmayacak, gün gelecek hesap günü boynuzlu hayvan, boynuzsuza yaptığının hesabını verecektir.

Çok acıdır, ülke bataklığa doğru hızla ilerliyor. Nereye el atsanız bir anormallik var. Gelin ovada siyaset yapın denildi. Fakat onları işlevsiz kılmak için çevirmedikleri entrikalar kalmadı. Fiziki, siyasi, yargı baskıları had safhada. Bu gidişat hiçte iç açıcı değil.

Belediyeleri çalıştırmamak için çok gayret sarf edildi. Konuşan herkes hapse atıldı. Onlara suç bulmada zorluk yaşandı. Hırsızlıkları, yolsuzlukları görülmedi. Çareyi kayyumda buldular.

Halkın iradesi hizmetin çok ama çok üzerindedir. Kaldı ki hizmeti engelleyin yine hükümet ve hükümeti temsil edenler değil midir?

Bana kalırsa bir an önce bu sevdadan vazgeçilsin, emanet gerçek sahiplerine teslim edilsin.

Üzüldüğüm bir husus var ki, bunun %100 böyle olduğuna eminim. Cumhurbaşkanı, Başbakan veya İçişleri bakanı, Valileri Ankara’ya toplantı için çağırır. Karşılarında oturttukları valileri konuşturmaz ve sadece kendileri konuşur, talimatlar verir ve geri gönderirler yada valiler öneri sunma cesareti bulamıyorlar.

Çünkü eminim ki sahada görev yapan insanların olayları tahlil etmeleri daha makul olur. Şuna da eminim ki hak etmedikleri halde ve başkasına ait olan bir makama oturtulan kayyumlar da bu durumdan çok mutlu değiller. Bu görevden sonra ne kadar huzursuz olduklarını tahmin edebiliyorum.

Bu durumun ülkeye kazandıracağı hiçbir şey yok. Ülkeyi veya beldeleri kötü yönetmeye, daha fazla kan ve göz yaşına hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

15 Temmuz 2016 tarihinde yapılması tasarlanan başarısız darbeye karşı tüm ülke, siyasi parti farkı gözetmeksizin, sivil toplum örgütleri ve halkımız bütünleşirken bugün yaşananlar ne kadar doğrudur acaba. O gece ve devamında meydanlara çıkarak darbe karşısında varlık gösterenler bugün içeri atılıyor, görevden uzaklaştırılıyor. Adalet bunun neresinde merak ediyorum.

Bilinen darbe girişimi sonrası, durumun normale dönünceye kadar olağanüstü hal ilan edilmesi ilk başlarda normal karşılandı. Bu darbeyi planlayan, destek veren ve hayata geçirilmesi için çabası olanların tespit edilerek yargı önüne çıkarılması ve gereken cezaya çarptırılması gerekir. Ancak bu yapılırken yaş ile kuru birlikte yakılmamalı.

Bugün ülkemizde yaşanan her türlü hukuksuzluğa, zorbalığa ve haksızlığa birer paragraf olarak değinsem yazı uzayacak ve okunamaz duruma gelecek. Bu nedenle yazıma son verirken, benim bu yazdıklarım sadece birkaç örnekten ibarettir.

Kolombiya’nın bilinen durumu 60 yıla dayandı.  220.000 insan öldü, bunun büyük bir kısmı sivil. Ama bugün, ama yarın neticede anlaşma olacak. Yani olan bu güne kadar bedel ödeyenlere oldu.

Bütün hepsini göz önüne aldığımızda, ülkemizi yönetenlerin avuçlarındakinin sıvılaştığını ve dökülmek üzere olduğunu hatırlatarak bir vatandaş olarak uyarı görevimi yapıyorum.

Bu yazı toplam 5288 defa okunmuştur