Bedri Çallı

Serok Ehmed’ê na Diyarbekiri

02 Nisan 2016 Cumartesi 05:18

24 Eylül 2015 tarihinde uçakla Yüksekova ilçesi Dağlıca karakolunu ziyaret eden cesur ve korkmayan Başbakan Davutoğlu Ankara’ya döndükten sonra Yüksekova’ya yaptığı bu ziyareti Yüksekova ve Hakkari halkı bütün Türkiye ile birlikte öğrenmiş oldu. Bu davranışı ile korkmadığını göstermiş oldu.

Dikkat ederseniz Sur, Cizre, Silopi ilçelerinin yerle bir edildiği ve sayısızca can kaybının ardından bölgeye geldiğinde, karşılayacak kitle bulmayacağını öğrenen başbakan, Cuma günleri “cuma namazı” sonralarını seçti.

Çünkü Zerdüşt olarak niteledikleri Kürtler Cuma namazı ibadeti için zaten camilere gelecek ve haliyle bir kitle oluşmuş olacaktı. Geçen haftalarda olayların pek yaşanmadığı Mardin, Van ve benzeri yerlere gelmişti.

Bu hafta Diyarbakır’ın Sur ilçesini seçti. Yine korkmayan kahraman Başbakan Davutoğlu’nun güvenliği için cami etrafına bariyer konulmuş, camiye ibadet için gelen insanların üst başları teker teker arandıktan sonra camiye alınmış, caminin etrafındaki binalara yerleştirilen keskin nişancılar ve cami etrafında oluşturulan etten duvarlar ve zırhlı araçların gölgesinde Cuma namazı kılındı.

Cuma namazının ardından camiden çıkan ahaliye Sayın başbakan; dersini veya şiir ezberleyen ilkokul öğrencisi edasıyla bir konuşma yaptı. Konuşmasının başında sanki Kürt halkının minareler ezan ve bayrak ile bir problemi varmış gibi yansıtmaya çalıştı.

Cami cemaatinin içinde kendilerinin daveti üzerine katılmış kendi yandaşları bir grup tarafından Diyarbekirli  Ahmet, Serok Ahmet sloganları attırarak göklere çıkacak kadar kibirlendi. 40 yıl boyunca artık kronikleşen şehitler ölmez vatan bölünmez, vatan sağ olsun sloganları attırarak giden canları bu güne kadar geri getiremediniz.

dvt.jpg

Her zaman olduğu gibi şehitliğin kutsallığını bu halka anlatmaya çalıştı. Şehitlerin artık ebediyen Diyarbakırlı olarak anılacaklarını ifade etti. Birçok zaman şehit yakınlarına sen çok şanslısın, artık gurur duy sen şehit annesi, babası, eşi ya da kardeşisin dedikleri gibi.

Evet, güvenliği 10 bin ezilen emekçi, köylü, fakir fukara çocukları tarafından hayatları pahasına korunan cesur Diyarbekirli Ahmet, serok Ahmet “KORMAZ, KORKUTULMAZ, KORKMAMIŞ, KORKMAYACAK”

Ama derler ya ateş düştüğü yeri yakıyor. Ben de burada soruyorum. Mademki şehitlik bu kadar kutsaldır, gurur duyulacak bir unvandır, siz ülkeyi yönetenler neden bu unvana sahip olmak için çocuklarınızı, kardeşlerinizi, yeğenlerinizi ve yakınlarınızı göndermiyor ve bu unvanı almak istemiyorsunuz.

Bu gereksiz savaşı çıkartarak fakir, fukara, köylü, emekçi ve halk çocuklarını kardeş kavgasında öldürterek nutuk atıyorsunuz. Bu halk gerektiği yerde şehit olmayı gururla kabul eder, ama gerektiği yerde.

Bu gerçekleri yazan bendeniz şayet Kürt olmasaydım bunu okuyan Türk insanı benim sadece gerillanın veya sivil vatandaşların ölümünden rahatsız olmadığımı, bilakis onların güvenlik gücü olarak bilinen çocuklarının da ölümlerinden rahatsızlık doyduğumu anlayacaklardı. Fakat gelin görün ki ben bir kürdüm ve insanlık, kardeşlik adına benim bu çağrım anlaşılmayacaktır.

Bundan önceki bir çok yazımda değindiğim gibi, eğer insanların öldürülmesi için bana bir görev verilse, ben bundan sonraki yaşamımı köpeklerin ağzından ekmek alarak geçineceğimi bilsem bile bu görevi yapmam, istifa eder çeker giderim. Katil olmayı asla göze almam.

Ama bu savaş bittikten sonra insanlar düşünecek, yaptıklarını tartıp ölçecek, ardından ne kadar büyük bir hata yaptıklarını, haksız yere ne kadar insanın kanına girdiklerini düşündüklerinde, ya ömür boyu vicdan azaba çekecek ya da intiharlar olacağını biliyorum.

Başbakan; biz yıktık biz yapacağız der gibi konuştu. Daha güzel evlerden söz ediyor, ama daha huzurlu olamayacaklarını düşünmez. Onların belki kerpiç evleri vardı ama hayallerini, hatıralarını siz o yapılacak güzel evlerle geri getiremezsiniz. Bir endişem daha var, acaba yapılacak evler sadece AKP’lilere mi verilecek, yoksa çocuğu öldürülen insanlara da verilecek mi?

Evler, okullar, yollar ve diğer yapılar yani ilçeler sil baştan yeniden yapılacak dediğinde ben de şu hesabı yaparak kara kara düşünmeye başladım.

Dünyada yalnız kalmış, Rusya benzeri birçok ülkenin ambargosu riski taşıyan, bu gün zar zor idare edebilen ekonomimizle bütün bu ekonomik gücü nasıl taşıyacağımızı düşünüyorum. Bu gün bile kişi başın düşen milli gelirin açlık seviyesinde olduğu, işsizlik ve fakirliğin diz boyu olduğu bu ülke bütün bu yıktırılan ilçe yapıları, evlerde kullanılan yaşam malzemeleri nasıl tedarik edilecek?

Her kes bunu bir yere not alsın, ben şimdiden söylüyorum. Ülkeyi yöneten parti, hükümet ve liderlerini bekleyen bazı tehlikeler var, bunlardan bir tanesi; dünyada yalnız kalacak, dünya desteğini kaybedeceğidir. İkincisi ölümler arttıkça tepkiler yükselecek, taraftar kaybedecek. Üçüncüsü bu durumda bir ekonomik kriz çıkacak, fakirlik, işsizlik ve yoksulluk diz boyu olduğunda halk isyan edecek ve AKP’ye oy vermiş, AKP için savaşanlar bizden önce karşı çıkacak.

Bu problemleri tetikleyen daha önemlisi, ülkede HDP, aydın, gazete, yargı, gençlik vb. kitleler üzerinde kurulan baskı. Halkın seçtiği belediyelere yapılan baskılar ve kayyum atamaları olursa, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılırsa siyasi muhatap kalmayacaktır. İşte kıyamet o aşamadan sonra kopacak ve hepimizi helak edecektir.

Gördüğüm bir nokta da, bu günden kendini gösteren halk endişesinin daha da zirve yapacağıdır. Bir süre sonra insanlar metro, tren, uçak, gemi gibi toplu taşıma araçlarına binemeyecek. Alışveriş merkezlerine gidemeyecek, böylece haliyle tüm ülkeye adı konulmamış bir sokağa çıkma yasağı getirilmiş olacak.

Düşünün her gün birçok insan katlediliyor, bedenler yakılıyor, insan bedenleri üzerinde işkenceler yapılıyor, bedenler kedi, köpek ve leş kargalarına yem ediliyor, cenazeler teşhis edilemiyor, boşaltılmış evlere girilip insanların en mahremlerine tecavüz ediliyor. Evleri ve üstleri aranan insanlar rencide ediliyor, onursuzlaştırılıyor, hakaret ediliyor.

Bunların ciğeri yanmış, hayalleri son bulmuş yakınları birer alternatif ‘canlı bomba’ değil de nedir.

Sanki konuşmasında bu güne kadar hep Kürt anneleri ağladı, bundan sonra Kürt ve Türk anneleri ağlayacak gibi kararlılık mesajı gördüm.

Başbakan’ın esselamu aleykum demeleri telkinin altında, bundan önce Alluhu ekber denilerek insanları kesenler bundan sonra Esselamu aleykum diyerek insanları kesmeleri gerektiği gibi bir mesaj mı var diye endişem oldu.

Şundan emin olunuz, hiçbir şey sonsuz değildir, Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi kadar güçlü liderler yoktu. Ama zulmün ve zalimin mutlaka sonu vardır.

Bu yazı toplam 14957 defa okunmuştur