İhsan Çölemerikli

İhsan Çölemerikli

KERBELA

Emevi kökenli olan İslam’ın üçüncü halifesi Osman, önemli görevlere yakınlarını atadığı gerekçesiyle evinde Kuran  okurken  öldürüldü. Hilafet makamına oturan Hz. Ali gittikçe derinleşen iktidar kavgasında kendisine muhalefet eden Suriye-Mısır ittifakı karşısında Irak’ın Kufe kentine çekilmek zorunda kaldı.

Hz. Osman’ın   akrabası olan Ebu Süfyan’ın oğlu Şam Valisi Muaviye; öldürülen halifenin faillerini bulamadığı bahanesiyle Hz. Ali’ye karşı iktidar savaşını tırmandırdı. Fazla kanın dökülmesi üzerine yeni arayışlar içine giren Araplar, Nehrevan Savaşı’nda ölenlerin intikamını almak için IV. Halife Ali, Şam Valisi Muaviye ve Mısır Valisi Amr bin Ası öldürme kararını aldılar.

Kufe’de oturan Ali’yi öldürme görevi Muclem Muradi oğlu Abdurrahman, Şam Valiliği görevinde bulunan Muaviye’yi öldürme görevi Abdullah Temini oğlu Berke ve Mısır Valisi Amr Bin Ası öldürme görevi de Sa’di oğlu Amr’a verildi. Her üç öldürmenin aynı günde gerçekleşmesi için infazların Kuran’ın nazil olduğu Ramazan ayının 27. gecesine denk gelen Kadir Gecesi’nde yapılması kararlaştırıldı. Bu üç öldürme “İslam’ın huzuru” için yapılacaktı.

Ali’yi öldürecek olan Abdurrahman Kufe kentinde babası, kocası ve kardeşleri Ali tarafından öldürülen Kuttame isimli kadına konuk oldu. Kuttame’nin Verdan ve Şebip adındaki adamlarının Abdurrahman’a yardım etmesiyle Hz. Ali miladi 661. yılının 24 Ocak günü gece Camide öldürüldü.

Muaviye Şam’da gittiği camide uğradığı suikastta yaralandı.

Amb bin As ise camiye vekilini gönderdiği için ölümden kurtuldu.

Kufe halkı aynı gün Hz. Ali’nin büyük oğlu Hasan’ı minbere çıkararak biat etti ve halife olarak seçti. Kufe halkının Hasan’a biat ettiğini öğrenen Muaviye de Şam’ın bir camisinde kendisi için düzenlendiği biat töreniyle hilafet koltuğuna oturduğunu ilan etti.

Entrikalarıyla tanınan Muaviye “en iyi hatibin kılıç” olduğuna inanıyordu. İki başlı hilafetin sorun yaratacağının bilincindeydi. 40 bin kişilik bir ordu ile Kufe’ye gelerek güç dengesini kendi lehine değiştirmeyi başardı. Daha birkaç gün öncesinde Hasan’a biat edip onu halife seçen Kufe halkı saf değiştirerek güçlüden yana tavır aldı ve Hasan’ı yalnız bırakarak Muaviye ile uzlaşmaya zorladı.

Kufe’de Muaviye için yapılan biat törenine Hz. Ali’nin ikinci oğlu Hz. Hüseyin katılmadı. Şam’a dönen V. Halife Muaviye rahat değildi. Koltuğunu sağlamlaştırmak ve hilafet makamını saltanata dönüştürmek için Hasan ile Hüseyin’in ortadan kaldırılmasının şart olduğuna inanıyordu önce Medine’ye yerleşen Hasan’ı zehirleterek ortadan kaldırmayı planladı. Şam’lı hekim İbnil’esal’i’nin hazırladığı zehiri yakınlarından Mervan’a vererek Medine’ye yolladı. Mervan getirdiği zehri Hz. Hasan’ın eşlerinden Cude’nin aracılığıyla ağzı mühürlü su testisine katmayı başardı. Gecenin geç saatlerinde zehirli suyu içen Hz. Hasan yaşamını yitirdi. Muaviye’nin birinci derecede tehlike olarak gördüğü Hasan ortadan kaldırıldı.

Sıra Hüseyin’e gelmişti.

Hüseyin yaşadıkça Emevilere geçen hilafet koltuğu sallanacaktı. Yaşlanan Muaviye’nin ölümü üzerine hilafet koltuğuna oğlu I. Yezid oturdu. Böylece artık Hüseyin’i ortadan kaldırma görevi Yezid’e devredildi. Medine Valisi Ebul’süfyan oğlu Utbe, oğlu Velid’in tehditleri ile karşılaşan Hüseyin Mekke’ye geçmek durumunda kaldı. Emevi hanedanına karşı mücadele etmek için Kufe halkının desteğine inanıyordu. Zaten başka seçeneği de kalmamıştı. Bu konuda Kufe halkından bazı mektuplar da almıştı. Halkın samimiyetini öğrenmek için amcasının oğlu Müslüm bin Akiyli Kufe’ye gönderdi. Kısa sürede Kufe halkından 30 bin kişinin Hz. Hüseyin’e biat ettiği haberi Şam’a ulaştı. Bu gelişme karşısında Halife Yezid kan dökücülüğü ile tanınan Basra Valisi Übeydullah İbn Ziyad’ı sınırsız yetkilerle Kufe Valiliğine atadı. Kendisine gönderdiği zulüm fermanında Kufe’ye doğru yola çıkan Hüseyin’in biat etmesini kabul etmediği takdirde kellesini istiyordu. İbn. Ziyad Kufe sokaklarında korku salarak hükümet konağına girdi. Korkulu gelişini merak edip valilik makamını çevreleyen halka gözdağı vermek için eski vali Numan’ın hizmetinde bulunan kölelerin kellelerini vurmakla işe başladı. Ardından Müslim’in başı kesilerek ölüsü Kufe sokaklarında dolaştırıldı.

Bu arada Hüseyin, aile efradı ve yakınlarından oluşan kafile Kufe’nin yakınında bulunan Kerbela’ya ulaşmıştı. İbn Ziyad önce Hüseyin’i teslim almaya komutan Hür İbn Riyah’ı görevlendirdi. Ancak Hür Hüseyin tarafından ikna edilerek Ehli Beyt’in saflarına katıldı. Bu kez Rey Valiliğine ataması koşuluyla Saad İbni Vakas’ın oğlu Ömer, Hüseyin’i teslim alacak, 7 bin kişilik ordunun başına getirildi. Saad bin Vakas Hz. Muhammed’in sağlığında “cennete gideceğiz” diye müjdelediği on İslam büyüğünden biriydi. Oğlu Ömer, bir valilik makamı karşılığında Peygamberin torunu Hüseyin kellesini almayı tercih etmişti.

Hüseyin, Mezopotamya’daki kanlı iktidar savaşını hasmı olan Muaviye’nin oğlu Yezid kadar bilmiyordu. Son derece saf, temiz ve inançlıydı. Biat etmeyi reddedip İbni Ziyad’ın güçleriyle savaşmaya karar verdi.

Ömer’in komutasındaki ordu, Cafi’nin okuduğu ezanla Ehli Beyte karşı savaş düzenine geçirildi. Teke tek yapılan savaşta Hz. Ali’nin oğullarından Abbas, Kasım, Cafer, Fazl, Abdullah, Avn, Osman, Ebubekir, İmam Hasan’ın oğullarından Abdullah, Kasım, Cafer, Tayyar’ın torunları Muhammed bin Abdullah, Avf bin Abdullah, Avn bin Abdullah, Müslim bin Akiyl’in oğlu Abdullah ve Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Ekber ile birlikte toplam 32 atlı ve 40 yayadan oluşan Hüseyin’in savaşçılarının tamamı öldürüldü.

Sıra Hüseyin’e gelmişti. İleride direnişin sembolü olacak 54 yaşındaki Hüseyin, Zülcenah isimli atına binerek savaş meydanına çıktı. Sırtında dedesi Hz. Muhammedin hırkası vardı. Karşısına ilk çıkan savaşcı Temin’i öldürmesi üzerine komutan Ömer bin Saad askerlerine topluca saldırı emrini verdi. 33 mızrak, 34 kılıç darbesi alan Hüseyin’in başını ŞİMR isimli asker gövdesinden ayırarak komutan Ömer’in önüne bıraktı. Toplanan kesik başlar önce mızrakların uçlarına geçirilerek Kufe sokaklarında dolaştırıldı. Katliamdaki hizmetlerinden dolayı “komutan Ömer,  öldürülen Hüseyin efradından 50 başı komutası altındaki bölüklerin çokluğu yada yaptığı hizmetin büyüklüğünü dikkate alarak şöyle taksim etti: Yahudi kabilesine 22, Temimoğlu kabilesine 4, Esed kabilesine 7, Erdeşir kabilesine 5, Sakifoğlu kabilesine de 12 baş”[1]

Daha sonra Vali İbni Ziyad; Hüseyin’in kesik başını Emevi başkenti Şam’a gönderilmek üzere Yezid oğlu Havli ile Müslim Ezdi oğlu Hamid’e verdi. Hz. Hüseyin’in ölümüne tanıklık eden kesik başı meclisini toplayan Yezid’in önüne bırakıldı. Tanrının yeryüzündeki temsilcisi VI. Halife Yezid; elindeki asasının ucuyla Hüseyin’in kesik başıyla oynayarak “işte bana biat etmeyenlerin sonu budur” dedi.

Bu kibirli davranışı karşısında meclisin en yaşlı ve en saygın üyesi Ebu Berze Eslemi ayağa kalkarak tarihe geçen şu sözleri ile İslam’ın halifesini uyardı: “Sen Kerbela savaşını kazanan, değil kaybedensin. Hüseyin’in kesik başı önünde duruyor. Ama gövdesi ve inançları nerede? Zorbalık bir dağa benzer. Ne kadar zorba olunursa dağın doruğuna da o kadar çok yaklaşılır. Bu doğrudur. Ama unutulmamalıdır ki, doruğa ulaştıkça, uçurumların derinlikleri de artar. Bir ayağın kayışı, parçalanmaya, yok olmaya yeter de artar bile. Sanırım şu önünde duran Hüseyin’in kesik başı, dağın doruğunda dolaşan senin ve hilafetinin sonu olacak.”[2]

Geç de olsa tarih baba, Ebu Berze Meslemeyi haklı çıkartacaktı.

Hüseyin’in başının kesildiği tarihten 70 yıl sonra son Emevi halifesi II. Mervan’ın kaçtığı Mısır’da; Abbasoğullarından Abdullah İbn Ali tarafından kesilen başı, yine Kufe’de halifelik biatını kabul eden Abbasoğlu Ebul Abbas’ın önüne bırakıldı.

Hz. Hüseyin mazlumların ve onurlu bir direnişin temsilcisi olarak tarihe geçti.

Kısa bir süre önce (10 Muharrem günü) Kerbela’da yapılan anma törenine 2 milyon hayranı katıldı. Halife I. Yezid’i şu anda hatırlayan pek yok. Ancak Ortadoğu coğrafyasının halen Yezidlerin ana üssü olduğu bir bireyi olduğum Kürt halkına hatırlatmak durumundayım.

Mazlum Kürt halkına dört yandan savaş açan çağdaş Yezidlerin; Yezid bin Muaviye’den hiçbir farkları yoktur.

Mazlum yine mazlumdur, sadece öldürülme biçimleri farklıdır. Ve yine tarih baba diyor ki, tüm savaşların temelinde yatan gerçek iktidar kavgasıdır.

Hz. Hüseyin’in şahadetinden sonra bölgede sırasıyla kurulan Emevi, Abbasi, Osmanlı ve Safevi yönetimleri ile I. dünya savaşı sonrasındaki paylaşımda kurulan günümüz devletleri; Kürt halkına onlarca Kerbela faciası yaşattılar.

20. yüzyılın birinci yarısında asılan Seyyid Abdulkadir Geylani, Şeyh Said ve Seyid Rıza da idam sehpaları önünde ölüm fermanlarını verenlere “burayı Kerbela’ya çevirdiniz” demişlerdi.

Mezopotamya’da tarih boyunca biat için kullanılan inanç gemisi; Kürtleri AHİRETE, Fars, Türk, Arap egemenlerini de İKTİDARA taşıma görevini yaptı.

Bugün de bu işlevini sürdürüyor, yeni Kerbelaların yaşanmaması umuduyla Yüksekova Haber okuyucularının yeni yılını yürekten kutluyorum. (30 Aralık 2009- Wan)

KAYNAKÇA:
1- Fırar DEDE,Kerbela,s:141
2- Bekir YILDIZ,Ve Zalim, Ve İnanmış, Ve Kerbela,s:147

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
28 Yorum