İhsan Çölemerikli

İhsan Çölemerikli

Biani ülkesinin yukarı denizi

Bayram öncesinde canlı kalkan olmak için sınıra gitmek isteyen Van İl Genel Meclis Üyesi Yıldırım Ayhan 28 Ağustos günü Çukurca-Deştan (Üzümlü) Köyü köprüsü yakınında şehit düştü. Akrabalarım, aile dostlarım, Şevket-Fikret-Naif Yaşar’ların yeğeniydi. 29 ağustosta Van’da yapılan cenaze törenine katıldıktan sonra, akşamüzeri taziye evine de giderek üzüntülerimi ailesi ve yakınlarıyla paylaştım. Yıldırım’ın şahadetinden dolayı yurtsever kesimler Van’da 3 gün yas tutma kararını aldılar. Arife günü meydana gelen üzücü olay ve ilan edilen yas, Ramazan Bayramı’nı olumsuz etkiledi. Zaten Kürtlerin bayramları da hep acılı geçmiş. Acı, tatlı günlerini bir arada yaşamışlar ve yüzyıllara yayılan bu yaşam biçimlerini “ALİYEK ŞÎNÊ, YÊK ŞAHÎYÊ” (Bir yanı matem, biri de eğlencedir) tekerlemesiyle dillendirmişler. Bu bayram da Van’da bu tekerlemenin içeriğine uygun geçti.

Biz de ailece bu sıkıntıyı, kent yoğunluğundan uzak ve özlediğimiz doğa ile kucaklaşmak için bir dostumuza ait Mola Kasım Köyü’ndeki yazlığında hafifletmeye çalıştık. Üzüntümüzü hayranı olduğum Van Gölü havzasının güzelliklerini izleyerek gidermeye gayret ettik. Bu satırları bayramın 3. gününde akşamüzeri yazlığın ön bahçeye bakan balkonunda yazdım. Sahil oldukça tenhaydı. Yaşamımda hiçbir yerde böylesine berrak ve temiz bir deniz suyuna rastlamamıştım. Bakire kalmış sahilin tek eksikliği sahilin hafif çakıllı ve ince kumdan yoksun oluşuydu. Öğleden sonra batıdan gelen esintiden oluşan dalgalar çakıllı kıyıyı okşayarak geri çekiliyorlardı. Gölün kuzeyinde gökyüzüne baş kaldıran Süphan Dağı, bizi uzaktan izlerken sonbaharın hüznünü yaşıyor gibiydi. Dağın pek sivri olmayan koni biçimindeki zirvesi Urartu Baştanrısı Haldi’nin külahına benziyordu. Ancak zirvesi Haldi’nin külahının tepesi kadar sivri değildi. Uzun beyaz kaşlardan noktaya dönüşen buzullar son direnişlerini sürdürüyorlardı. Günümüzden 2650 yıl öncesinden yıl öncesinde Urartu Kralı II. Rusa; sayfiye şehri olarak inşa ettirdiği “Rusahinili”yi (Ayanıs); ihtişamlı Eriduru (Süphan) Dağı’na karşı yapmanın gururunu işlemişti çivi yazılı taşların yüzüne. Görkemli Urartu Uygarlığını kuranlar Van Gölü havzasında ve çevresinde bazı dağ, göl ve nehirlerin kutsallığına inanıyorlardı. Akköprü Mahallesindeki Haldi (Meher) Kapısı yazıtında bu kutsal dağ, göl ve akarsuların adları ile onlar için adanacak hayvanların sayısı verilmiştir.

71333

Akköprü Mahallesindeki Haldi (Meher) Kapısı

Kral II. Rusa son krali kent olan Rusahinilli’yi (Toprakkale) de Kılbani (Erek) Dağına karşı yaptırdığının mutluluğunu da işlemiş tabletlere. Sardurilerin, Argiştilerin Rusaların ve mimari konuda ilk sırayı alan Menua’nın; kralları olmakla övündükleri “BİANİ ÜLKESİ’NİN” “yukarı deniz”i kıyısında yarı hüzün, yarı sevinç içinde geçirdik 2011 yılının Ağustos ayının son günlerine denk gelen Ramazan Bayramını. Tatvan semalarında kaybolmaya doğru yol alan güneşin gittikçe pembeleşen ışınları gölün mavilikleriyle kucaklaşması; Asurîlerin yüksek rakımından dolayı “Yukarı Deniz” dedikleri Van Gölünün ihtişamını doruğa çıkarmıştı. Dağlık Biani Ülkesinin kalbinde oluşan ve dünya denizlerinden yaklaşık 1700 m. yükseklikte olan; kadim yerlilerinden Kürtlerin “Behra Wan ê” (Van Denizi) dedikleri göl; tarihte onlarca uygarlığa, işgale, meydan savaşına ve soykırımlara da tanıklık etmiş. Fakat hiç kuşku yok ki Van Gölü havzası en güzel yıllarını Urartu medeniyeti döneminde yaşamıştır.

71334

AYANIS KALESİ

Urartu’nun sayfiye şehri Ayanıs’ın çok yakınındaydım. Gölün göz kamaştıran mavilikleri karşısında koca Süphan adeta selama durmuştu. Bu duruşu görünce; II. Rusa’nın büyüklüğüne, doğaya karşı olan sevgisine, güzel duygularına, zevkine biraz daha hayranlık duymaya başladım. Savaşların, işgallerin, yıkımların yarattığı tahribatı hatırladıkça, özellikle doğayı korumada Urartu döneminin gerisinde kaldığımızı fark ettim. 2850 yıl öncesine gidip günümüz Van’ına “Tuşba”, Süphan Dağına “Eridu” ve Mola Kasım sahillerine de “Ayanıs-Rusahinili” demek geldi içimden. Ayanıs’taki Haldi Tapınağının merdivenlerinde kullanılan su mermerlerinin, Mısır’dan getirtildiğini duymuştum kazı yapan heyet üyelerinden. Sahile bir göz gezdirdim; Urartu Tanrıçalarından Arubanî, Tuşpea, Bartşia, Ardi’nin ardıllarından eser kalmamıştı. Tabletlerde gördüğüm bakımlı Tanrıça yüzlerinin yerini yer yer peçeli hatunlar almıştı. Sanki eski insanların güzelliği de doğal güzellikle yok olmuştu.

Ancak Kürtlerin de tarihte Van Gölü havzasının güzellikleri için söyledikleri vardı. Bu güzelliklere onlarca stran (şarkı) ve destanın dizelerinde yer verilmiştir. Bunların en önemlileri; ölümleri Süphan Dağında gerçekleşen Xeco ile Siyabend’in, diğeri ise Osmanlının Van Valisinin baskısı karşısında Akdamar Kilisesindeki Ermeni Patriğine sığınan Müslüman Kürt Ali ile sevgilisi Hıristiyan Meryem’in destanlarıdır. Kürt edebiyatında birincisi sevgilisine fedakarca bağlılığı, ahde vefayı; ikincisi dini ve etnik kimliğin sınırlarını tanımayan aşıkların dramını işlemiştir zengin Kürt sözlü edebiyatının gizemli dizelerine. Xeco (Hatice), sevgilisi Siyabend’in arkasından gittiği dağ tekesinin boynuz darbeleriyle ölümünün gerçekleştiği uçurumdan atlayarak hayatına son vermişti. Yaşamını yitiren sevgilisinin ardından ölümü seçmek, Kürt aşk destanlarının temel karakteristik özelliğidir. Zin ê de zindanda ölen Mem’in ardından ölümü seçmişti. Meryem ise evlenmede dinler ve farklı etnik topluluklar arasındaki hoşgörünün kahramanı olarak yer edinmişti destanımsı halk anlatımlarında. Kürtler bu her iki değere bağlılıklarından dolayı bu destanları günümüzde de yaşatıyorlar. Süphan Dağı’nın doruklarını töre baskısından uzak ve özgürlüğün mekanı olarak gören Siyabend; sevgilisi Xeco’ya şöyle sesleniyordu:

Siyabend dibê Xeco,
Ez dê dest ê te bigirim
Bibim çîya ê Sipanê Xelatê
Hindav a Behr a Wan ê
Belkî xweda ê mezin
Hasil bikit meqsed û mirazên
Me her du a…

71335

Xecê û Siyabend

Siyabend’e göre Süphan’ın zirveleri dileklerin kabul gördüğü kutsal alanlardır.

Ermenili sevgilisini kaçırmaya karar veren Kürt Ali (Elo) de sığınmak için tercihini Akdamar Kilisesi’nin Patriği’nden yana yapıyor. Ali’yi yanıltmayan Patrik; Ali’nin teslim edilmesi için güç kullanan Van Valisi’ne karşı direnişe geçiyor. Ali’nin yemin edercesine yaptığı çıkışı bu sözlerle nakşedilmiş Meryem’le olan serüvenlerini günümüze taşıyan stranın dokusuna;

Elî dibê dîsa dîsa, bi sed caran a dîsa
Cotên gotir a firdan çûne lîs a
Ez dê destê kêlok Meryemê bigirim
Bibim Dêr a İxtirmanê liser dînê Nebî Îsa.

71336

AKDAMAR KİLİSESİ

Yaşamı, Tutak, Hamur, Eleşkirt yöresinde geçen Serhat dengbêjlerinin üstadı Ebdalê Zeynê de “Behr a Wan ê” (Van Denizi’ni) işlemiş çileli yaşamını dile getiren stranın örgüsüne:

Ebdal dibê Temo lawo
Stêrkên asûman a bilind û geşin
Refên quling a tên o deşta û zozan a
Hindav a Behr a Wan ê xweş dimeşin.

Birkaç yıl önce rahmete giden amcazadem H. Pırmus Acar halk stranlarını seslendiren; jest ve mimikleriyle tarihe karışan son Hakkari soylularının portresini çizenlerden biriydi. En çok sevdiğim stranı “Ming got Eyşê, te got Fatê” isimli olanıydı. Öyküsü Süphan Dağı çevresinde geçtiği stranda Xelat’ın (Ahlat) Süphan’ı kucaklayışını vurguluyordu:

 “Mın got Eyşê, te got Fatê
Sîpan xar bû ser Xelatê”

71337

SÜPHAN DAĞI

Gerçekten de güneş doğarken Süphan’ın gölgesi Xelat (Ahlat); batarken de Urartu’nun ünlü kenti KEF’in yakınında kurulan günümüz Adilcevaz ilçesinin üstüne düşer. Süphan Dağı aynı zamanda Ahlat ile Adilcevaz’ı kanatları altına alan uslu bir şahin gibi görünüyor güneyden bakıldığında.

Halk dengbêjleri; doğayı, güzellikleri, güneş, ay, yıldızların görünümünü ve dolaşımlarını çok ustalıkla işlemişler stranların örgüsüne. Kürt coğrafyasını yakından tanımak için stranların, Hakkari kelebeklerinin kanatlarını andıran rengarenk desenlerine bakmak yeterlidir. Kısmen de olsa tanıdığım coğrafyayı, dinlediğim stranların dizelerine borçlu olduğumu itiraf etmeliyim. Stranlar, bugün de Kürt dil yufkasının genişlemesine katkı sunmakta; dizelerinde saklı binlerce sözcük şiir-öykü-roman gibi edebiyat türlerinin yaratılmasının adeta temelini oluşturmaktadırlar. Ben yaklaşık 20 yıl önce Hakkari Beyinin oğlu Cembeli’nin aşk serüvenini romanlaştırdığımda; elimde bulunan en canlı kaynak destanın, dengbêjlerin zengin, farklı anlatımlarından çıkan dizeleriydi. Kürt sözlü edebiyatının ustaları; Van Gölü havzasında yalnız “BEHR A WAN Ê” (Van Denizi), Çîya ê Sîpanê Xelatê (Süphan Dağı’nı) değil; Westan’ı (Gevaş), Mıks’ı (Bahçesaray) ve daha birçok doğal güzelliğe sahip yayla ve yerleşim alanlarının adlarını da işlemişler şarkı ve öykülerin dokunaklı bölümlerine. Bu makalenin dışında; Abbas Vali’nin “Kürdistan Cumhuriyeti-İran’da Kürt Kimliğinin Oluşumu” isimli kitabını da okudum Ayanıs’ın yakınındaki Mola Kasım’da. Zamanımın bir bölümünü de torunum YARÇİYA ile şakalaşarak geçirdim. 3 Eylül Cumartesi günü Urartu Krallarının “efendisi” olmakla övündükleri TUŞBA kentindeki evimize döndük.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum