Özgür Amed

Herkes düzgün otursun yeter...

05 Mayıs 2013 Pazar 00:59

Merhabalar, görüşme isteğimi kabul ettiğiniz çok teşekkür ederim. Ayrıca bize yer açıp bizi rahatça oturttuğunuz içinde teşekkürler.

-Rica ederim. Görevimiz… Herkesi selamlayarak başlamak istiyorum. Anadolu’nun orta halli bir kasabasından 40-50 kadar kişi, yakındaki büyük kente alışverişe gitmiş. Hayvanlara yüklemişler nohutu, buğdayı; onları satıp kumaşlar, tencereler almışlar. Dönüşte 3 kişi, kervanın yolunu kesmiş, "Yatın kıpırdamayın" derken hepsini soymuş, yarı çıplak yollamış. Kasabanın girişinde durumu görenler şaşırmışlar, sormuşlar “Ne oldu size, ne bu haliniz?” Soyulduk, yanıtını alınca tekrar sormuşlar "Kim soydu, nerede soydu, kaç kişiydi? " diye.  İçlerinden biri durumu özetlemiş : "Onlar 3 kişi beraberdi, biz 40 kişi yalnızdık!”

Bu hikâyeyi niçin anlattınız? Ben mesajı tam olarak alamadım. Daha bişi de sormadım takdir ederseniz.

-Pardon! Heyecandan oldu. Kendimi kaptırmışım. Yıllardır susunca birden bire konuşma şeyi geldi… Kimse şimdiye kadar bana söz hakkı vermedi. Bende mesaj veren bir pasajla şey edeyim dedim. Şey edemedim galiba. Olsun…

Anlıyorum… Gündem yoğun, siz de yoğunsunuz. Bu konulardaki görüşlerinize geçmeden önce başka bir şey sormak istiyorum. PKK’nin geri çekilmesine az bir süre kaldı. Siz de çekilecek misiniz?

-Herkesin bildiği üzere bu hareket her şeyden önce bir “söz”dür. Sözünü söylemek isteyenlerin yarattığı bir direniş geleneğidir. Bu gelenek tarihin canlı ve söz dinlemez belleğine eklemlenmiştir. Hak edeni alır heybesine. Tarihsel rollerini oynayanlar bu belleğe kazınır. Şuan perspektifsel strateji çekilmeyi gerektiriyorsa bende üzerime düşen rolü oynamaya hazırım. Ama zaten Kandil sınırları içinde olduğumdan en çok başka bir eve ya da odaya çekilirim. Bu konuda döşemeci xalê Sebrî ve marangoz Meheme abênin de görüşlerine başvurup uygun konumu alacağım. Bu konudaki son sözüm budur.

Türk medyası misafirinizdi. Pek çoğu sizde oturdu. Yapılan sohbetlere tanık oldunuz. Ne düşünüyorsunuz? Bir umut var mı?

-Tobe heram! Yok… Sordukları sorular kofti. Meselenin analizi ve anlamı değil de işin olabildiğince magazinel boyutu peşindeler. Utanmasalar telsizden birbirlerine şiir okuyup parça istiyorlar diye yazacaklar. Hani,  Amed’te ilkokula başlayan bir çocuğa hoca sormuş. “Oxlım üzülmek fiilini çekimle” diye. Çocukta “Yazığım geli, yazığın geli, yazığı geli” demiş. Benimde o mesele. Hawking benim abêmdır, başımla beraber ama kusura bakmasın! Bu basın kafası ile paralel evrende bile yaşayamam! Onlarla aynı odada bulunmak istemem. Sempatiyi geç empati bile yok! Ama tabi şöyle bir gözlemim de var. Türkiye’de sadece internet haber siteleri 1 hafta dilini ve manşetlerini, geçtiği haberleri insan gibi geçsin, düzeltsin dilini. Bak Kürt sorunu kalıyor mu kalmıyor mu! Bunu oturduğum yerden öylesine söylemiyorum. Yani tamam oturuyorum ama gerçekler öyle.

1 Mayıs kutlamalarında olanları izlediniz.  Polisin aleni vahşeti ve valinin tutumu hakkında ne diyorsunuz?

-Montaigne’inin insanlığa armağan ettiği muhteşem bir tespit var: "En yüce tahtta bile üstüne oturduğumuz şey, nihayetinde bizim kendi kıçımızdır" der. Felsefenin bedenden utangaçlığına da bir çelmedir bu. Kendini bir şey zan eden leydıs end centılmısların topluma gösterdikleri yüzleri, o yağlı boya pozlarına sinen ciddiyetleri üzerinden dayatılan "biz farklıyız, üst sınıfa aitiz, sizin gibi asla olamayız" tezine de hoş bir naniktir. Açılınca çok muhteşem yerlere giden bu söz, ilk olarak iktidar hastalığına yakalananlara armağan edilebilir. Gerçekten de saltanat ve gücünüzün büyüklüğü kıçınızın kapladığı yer kadardır. Ötesi var mı? Düşüncen, fikrin yoksa iktidarın ve etkinde sadece oturup kapladığın yer kadardır. Bunu ben demiyorum. Bizim oturma grubu dediğimiz ana kademe başta olmak üzere hangi arkadaşlara sorarsanız sorun aynısını diyeceklerdir. Polisin vahşeti valinin ve iktidarın sadece bir yansıması. Onlar bir meydan üzerinden halka meydan okuyup saltanatları için taşlarını dizme derdinde. Din iman insan değiller! Daha fazla konuşturma beni, ayaklarım sinirden çatırdıyor bak… Bu kısımları da yazma, kayda geçmesin!

Elbette. O konuda içiniz rahat olsun. Peki, teknoloji ile aranız nasıl?

-İşim olmaz.

En son okuduğunuz, pardon üzerinize bırakılan kitap hangisidir?

-Kürdistan Devrim Manifestosu (Kürt sorunu ve demokratik ulus çözümü, kültürel soykırım kıskacında Kürtleri savunmak) Tavsiye ederim herkese. Şu aralar sürekli buna denk geliyorum. Sadece arka kapağı okuyabildim. Bir tek onu görebiliyorum.

Sizce Oslo’da ki görüşmeleri kim sızdırdı?

-Gerçekten önemli bir konuya parmak bastınız heval. Özellikle o otelin lobisindeki rengarenk takımlar biliyorsunuz çokça meth ediliyor ve her telden insanların bize misafir olduğu da biliniyor. Dış güçlerin himayesindeki gruplar bizden bildi. Suçu bize atmaya çalıştılar. Çünkü görüşmeye sadece biz ve birkaç sehpa şahitti. Bu çirkin ithamlara karşı sustuk ama bilinsin ki suskunluğumuz asaletimizdendir. Günü geldiğinde gerçekleri de açıklarız. Kayıt tutmadık, sızdırmadık.

Siz de artık ünlüsünüz. Dünya medyasında bile boy boy fotolarınız çıktı. Nasıl bir duygu?

-Evet, televizyon kanallarına da gördüm. Açıkçası diğer odadaki arkadaşlar değiştiğimi söylüyor ama yok daha neler. Çekilen bazı fotolarda fotoşopla rengimi biraz değiştirmişler. O bana ait bir değişiklik değil. Özümü koruyorum, korumaya devam edeceğim.  Bir ezgide de geçtiği üzere ‘were mala min, rûnê li ser min’ diyorum.

Sizi daha fazla yormak istemiyorum. Zaman ayırıp samimi cevaplar verdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Son eklemek istediğiniz bişi var mı?

-Evet var. Kalkarken çayını da kaldır. Dökülür mökülür, sonra iz kalıyor. Ayıp oluyor. Bir de mesajım var. Herkes düzgün otursun. Siyaset bizden geçer. Nasıl oturduğun önemlidir, her şeyini belirler.

(Not: Dikkatinizi çekmiştir. Ana akım medyanın tüm Kandil röportajlarında Sayın Karayılan ile aynı yerde çekilmiş aynı pozlar geçildi. Sanki hepsi farklı bir şey söylüyormuş gibi davranıp aynı yazıyı yazdılar. Derdim o kısım değil. Bu karelerin ve "möhöm" roportajların gerçek kahramanı sanırım o oturdukları KOLTUK! En az karedeki şahıslar kadar dikkat çekici idi. Ben de ona bir söz vermek istedim ve hazır yerimde oturuyorken röportajımı onunla yapayım dedim. Arz ederim…)

Bu yazı toplam 16197 defa okunmuştur
Teşekkürler
 // Çağan
Sevgili Özgür Amed, emin ol tüm yazılarını takip ediyorum büyük bir keyifle, haa düşüncelerinin %90ına katılmıyorum o ayrı, ama yaptığın işi çok iyi yapıyorsun, 2 cümleyi bir araya getiremeyen okadar çok köşe yazarı varken senin kurduğun zekice cümlelere hayran olmamak elde değil, senin yazdıklarını basit görenleri de kendi haline bırak bence, keşke biraz kitap okusalar da bir yazıda yazılan ile anlatılmak istenenin aynı olamıyacağını bilseler , anlatımın çok zekice akıcı ... dostçakal......
09 Mayıs 2013 Perşembe 08:51
23:32
 // ozgur yorumcu
Sevgili yazar artik yazacak bisey bulamadin.teklemeye mi basladin.yuksekovahaber gibi prestijli ve asil bir sitede biraz daha icerigi olan ciddi yazilar yazin.bu site kendini cok asti.cok kaliteli oldu.ama bakiyorum facebooka twitere yazilacak duzeydeki yazilar yayinlaniyor....
07 Mayıs 2013 Salı 23:32
..
 // Alişer
Takip ettiklerimin içerisine yazarın mizahın kırıntısını dahi barındırmayan ilk yazısı......
07 Mayıs 2013 Salı 21:36