Özgür Amed

AKP, Aziz Pedro, Çince ve kınamametre

09 Ağustos 2015 Pazar 09:36

Öncelikle ve elbette değerli müsadenizle şuraya eskilerden bir sömürgecilik hikayesini alayım, sonrasında kısaca meramımı anlatmaya çalışayım.

İspanyollar, yeni adım attıkları her kara parçasındaki halklara bir itaat belgesi okurdu. Bu belgede Tanrı’nın yeryüzüne indiğini ve yerini Aziz Pedro’ya bıraktığını Aziz Pedro’nun halefinin Kutsal Baba olduğunu ve Kutsal Baba’nın bütün bu toprakları Kastilya Kraliçesi’ne bağışladığını, işte bu yüzden buradan gitmeleri ya da haraç olarak altın ödemeleri gerektiğini, aksi takdirde onlara savaş açılacağını ve eşleriyle çocukları da dahil olmak üzere hepsinin köleleştirileceği yerlilere anlatılıyordu. İşin ilginç yanı ise şu: Bu itaat belgesi yani talepnamesi, tam gece yarısı bir tepenin üstünde, hiçbir yerlinin bulunmadığı bir ortamda, bir noterin huzurunda, başka bir dile çevirmeden İspanyolca olarak okunuyormuş. 

Şimdi lütfen son bir ayı şöyle hızlıca gözden geçirelim. Rezillikte nirvana yapmış bir dış politika, ne için toplandığı belli olmayan ve olağan üstü rezilce söylemlere sahne olan meclis, nur topu yeni ABD ve Ortadoğu politikaları, bolca vahşet, çokça şiddet, arsızca bir hiddet ve güdük bir hükümet. Atılan savaş naraları ve onun kenarlarına sızmış şefkatsizliklere bir bakın. İyi bakınca ortada koca bir dil sorunu olduğu görülecek. Misal Erdoğan’ın resmi çözüm bitti açıklamaları ve halkı galeyana çağırdığı, birey birey Kürt yöneticilerden hesap sorun, yargılayın dediği Çin ziyareti öncesi açıklamaları. Adam resmen Çince konuştu. Çünkü ne söylediğini kendisi de bilmez. Kendi kendini çürütme rekoru zaten onun elinde. Çin gezisinde böyle diyorsa Tayvan’ı hiç sormayın! Sahi o absürd açıklamadan yeni bir şeyler anlayan var mı? Misal hangi kreşten profesörlük aldığı tespit edilemeyen, pıt pıt pıt deyip duran ama ona sorsan Goebbels’in hitabetinde seyir ettiğini iddia edecek olan Davutoğlu ne söylüyor? Koca bir hiç. Çünkü bilmediğimiz bir dilden; kibrin, haksızlığın dilinden ha bire özne yüklem kasıyorlar. Kullandıkları savaş ve kan kelimeleri dışında Türkçe iletişim kurdukları da görülmemiş.

İkinci bir durum, alakaya musakka meselesidir. Tanzanya’da bir tavuğun kanadı kırılsa sözü hemen HDP’ye getiriyorlar. Japonya’da bir volkanik ada patlasa, Güney Dakota’da kasırga çıksa, Endonezya’da bir cami hoparlörü bozulsa, Çin’de bir Türk hapşırsa hemen “HDP ne yaptı? Neden sesini etmiyor. Sırtını kime yaslıyor? Neden kınamıyor bunları?” demeye başlıyorlar. Felsefeyi bile aşan bu akıl yürütme metodunu çok yakında “Akıl kullanarak akılsız olmanın yolları ve saçmalayarak başarmanın 100 yolu” adlı kitaplardan detaylıca okuyabilirsiniz.

Üçüncüsü tüm bu abesle iştigal mevzular, halkın en uzak olduğu saray tepelerinde oluyor. Noterci Davutoğlu huzurunda alınan savaş kararları, anlaşılmaz hastalıklı stratejiler hiçbir dile tercüme edilmeden aşağı katta kemik bekleyen aşağılık gazete sayfalarına gönderiliyor. Onlarda kraldan daha kralcı kesiliyor.

Dördüncü ve en önemli şiddet retoriği? Sabah kınayın, öğle kınayın, akşam kınayın diyen bir AKP, devlet aklı var. İcat ettikleri Kınamametre ile çalışıyorlar. İki dolar ceplerine atsan akşama kadar dağı taşı kınayacak bu sürüye “ Yaw hele bir uzayın” dense de boş… Ezen – Ezilen ilişkisinde devletin terörüne savaş, direnenlerin de haklı savaşına terör dendiğini biliyoruz.

Devletin şiddeti yasa, ötekinin şiddeti söz konusu ise aman haşa! Tahakkümcü zihniyet ezen-ezilenin şiddetini eşitleyerek bir tarafı meşrulaştırıp aklarken, diğer tarafı her anlamda mahkum etmeye çalışır. Kürde bomba yağdırmak, gençlerini katletmek ve her gün baskın yapmak fikrinin cazibesi buradan geliyor.

Şimdi tekrar başa dönelim, yeniden ilk paragrafı gözden geçirebilirsiniz. Yüzyıllar öncesinden bir itaat belgesi bugün önümüzde. Kesinlikle anlamsız bir dille ve içeriği ile bize çok uzak. Bolca tehdit diyor. Saraya yerleşmiş bir zatın gölgesine tam itaat istiyor. Yoksa hepimizi öldüreceğini açıkça ifade ediyor.

Yani tüm mesele basit. İradenizi teslim edin diyorlar. Zaten bizde nereye teslim edelim diye etrafa bakınıyorduk.  Annelerimizin bize kızarken söylediği güzel bir söz ile cevabımızı da vermiş olalım. Ne diyorlardı?

“ De here karê xwe, qeşmerê qeşmer erê welle…”

Bu yazı toplam 8516 defa okunmuştur