Özgür Amed

Bakanın şiddeti, bakılanın acısı‏‎

17 Ekim 2015 Cumartesi 11:21

Yanılmıyorsam Oğuz Atay'ın bir sözüdür. "Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Burada kukla oynatmıyoruz, acı çekiyoruz!" der. Yazının vicdanlı isimlerinden Nurdan Gürbilek' in "acı anlatılabilir mi?" sorusu bir tarafta dursun; yoğunca bir acı çektiğimiz doğru, ama bu acının en berbat yönü, herkesin seyrediyor oluşudur!

Herkesin birikip seyrettiği yer Kürdistan. Esasında bu coğrafyada her kelime yeniden tanımlanmalıdır. Çünkü normal anlamlarını aşarlar. Görme-görülmeme-görmeme de bu yönlüdür. Dikkat ederseniz şu an en popüler başlık olarak HDP bile tüm ana haber bültenlerinden çektirildi. Zoraki bir iki görüntü ile geçiştiriliyor. 3-4 ay önceki durumdan eser yok! Devlet aklının burada yaptığı şey sadece basit bir sansür değil ve  öyle algılamamak gerek. 1 Kasım'a yönelik acil bir önlem de değil. Tam tersine önemli bir şeyi  yeniden üretiyor. " Görmeme ve görülmeme" politikasıdır bu. Oysa insanlar/ toplumlar / ötekiler vardır ve görülmek isterler. Görünebilirlik varoluşa işaret eder, onun bir parçasıdır. Görünen şey zamanla ilişkidedir. Zaman, mekan ve varlığı oluşa zorlar. Yoğun bir çaba içinde oluşumuz bununla ilgilidir. Gören'in tahakkümü ve onun gözünde şeyleşen, küçülen, değersizleşen, utanç duyulacak hale gelen "görülen"(bakılan), bundan kurtarılmadıkça; kırılganlığını sonuna kadar hissedecek, insandışılatırılmış benliğinden kurtulamayacak. Görene duyduğu öfke asla dinmeyecek. Fanon'un ısrarla söürgecinin uyguladığı ve süreklilik arz eden şiddetinden kurtulmak için aynı şiddeti uygulamak gerektiğini söylemesi bundandır. Farqin'de Licê'de, Sur'da, Gever'de, Nisêbîn'de barikatın arkasından duyulan öz savunmanın değerini, haklılığını, anlamını belki buradan okumaya davet ediyordur Fanon.
 
Sartre, Varlık-Hiçlik kitabında bakışın üstünlüğünü anlatır. Ezen - ezilen arasında gerçekleşen bir bakıştır bu. Hor gören bu bakış, hor görülmenin acısını iliklerine kadar yaşayan, göz kapaklarında taşıdıkları bu acının yorgunluğu ile uyumayanlaradır. Yüzyıllardır uyanık haldeyiz. Tüm mesele görmemek, görmemeyi güncel tutmaktır.
 
Kürdistan'da şu an yerde sürüklenen cansız bedenler, kafaya dayatılan silahlar, kapı önünde yığılan ve altından kanları süzülen yaşlılar, nice haksızlıklar silsilesi ve aleni sivil katliamı sadece seyrediliyor. Seyretmek ve görmek farklı şeylerdir. Seyredişte anlık bir algı, hafızasızlık varken; görmek bilinç taşır, tanıma içerir. Seyretmek bakmaktır, bakmak görmek değildir. Sadece seyredişte, faşizan bir nobranlık hali mevcuttur. Duygusuzcadır. Empatiden uzaktır. Bakan ve bakılanın acımasız diyalektiği burada saklıdır. Kürdü, ölüm - yaşam ile, kavramamak onun tüm çabasını, gerçekliğini görmemek bir tercihtir. Ve bu bugüne ait bir fragman değil, uzun soluklu bir sömürgecilik filmidir. 
 
Atay ile devam edersek, düşüncenin taşlaştığı, duygunun basma kalıplaştığı, doğrunun sabitlendiği bir tarihsel çizgi filmdir bu... Bakan,seyreden; bu bakışındaki görünmez kılma becerisinin farkındadır. Bunu zevkle uygular. Bazen bakarak öldürür bazen görmeyerek! Bu gücün yarattığı hilkat garibesi çoğunluk, yanında durmayarak konuşur, görmeyerek yorumlar. Burada gerçek öznenin gaspı var. Ahmet Sönmez'in, Hacı Lokman'ın ve Cemile'lerin sadece bedensel değil, ruhsal gaspı da var. Sahte görme - görülme edimi , sese ve geçmişin sahnesinde  herhangi bir yere denk gelmeyecek şekilde muktedir tarafından her gün yeniden üretilir. Ve her üretimde yeni bir Lokman yoldaş alçakça kurşunlanıp bağlanır, Ahmet Sönmez yığılır, Ömer Koç sokakta katledilir, küçücük Elif'ler evinde vurulur.
Bu yazı toplam 1990 defa okunmuştur