Özgür Amed

Kötülüğün sıradanlığı değil, Sadizm

31 Ekim 2015 Cumartesi 09:55

Zapatistaların bir öyküsüdür. “İlk sözcükler üç taneydi; Demokrasi, özgürlük, adalet... Diğer tüm sözcükler bunlardan türedi. Bu sözcükleri ayna karşısına aldılar. Çoğaltmak istediler. İki ayna karşısında doğru dil böyle doğdu... Özgürlük, herkesin istediğini yapması değil, hangi yolu seçmek isterse o yolu seçmek; ihanet etmeyecek doğru yol ve sözcüklere girişmektir.

Demokrasi, düşüncelerin güzel bir anlaşmada birleşmesiydi. Herkesin aynı şeyleri düşünmesi değil, tüm düşüncelerin ya da çoğunluktakilerin, azınlıktakileri ortadan kaldırmadan çoğulluk / çoğunluk için iyi olacak ortak bir anlaşmada buluşmasıydı.” Bu sözcükler mirastır ve tarih boyunca tüm direnişler bunlar içindi. 

Sabahın erken saatlerinde renkleri ve sesleri ile Ankara’nın bir meydanında toplanan insanlar da bu miras için oradaydı. Sadece onlar değil, hammaddesi kan olan ve her an onu dökmek zorunda olan iktidar da oradaydı. Kan döktüler...Vahşice döktüler... 

Bu devlet katliamı ile ilgili bir anne ses veriyordu: “Korkuyorlar, bundan ötürü hep küçük kalacaklar.” 

Yalan, dolan ve yapaylığın son modernist lejyonu Davutoğlu, tam o sırada biraz daha küçülerek IŞİD vahşetini koruması yetmiyormuş gibi, beyaz torosuna biniyordu. Aklım Nusaybin’de, bir inşaata asılan dev pankarta gitti yine. “Kaliteli düşman istiyoruz” diye yazılmıştı. Çünkü insan savaşmayı seçtiği düşmanı kadar büyük, içindeki korkunun büyüklüğü kadar da küçük olurmuş. Adalet bakanının gülüşüne gizlenmiş devlet ve onun aşağılık ruhu, bu ülkede bunu öğretmiştir halklara...

Apatetik yanılgının, şizofrenik negativizmin donuklarında seyreden, altın hilalli koltukları ile bir lokma bir halkadan bahseden son mankurt, “insan olduğunu” ispatlamak için 106 cana daha kıydı. Boyu uzun karakteri kısa gladio şefi, halk korkusundan saraylara sığınmaya çalışması yetmedi, servetini korumak için de savaşı derinleştirmeye devam ediyor. Bahçesinde örtülü ödenekten beslediği ölüm makinelerini Esedullah adı ile Amed sokaklarında küçük Helinler üzerine salarken, canlı bombalarını da halkın arasına, Ankara’ya yollamaya devam etti. Çünkü Suruç, Amed katliamları; her gün önüne gelen anket sonuçlarını pek etkilememişti. Çözümü Dilan ve Sidarların kanlarını ailelerinin, sevdiklerinin yüzlerine sıçratarak buldu. Tarihte ün kazanmak isteyen ve bunun için de Artemis tapınağını yakan Efesli Herostat’a rahmet okutan  Kasımpaşalı, arayışını insan yakmak ve mezarlık parçalamakla taçlandırdı...

Tüm bu olan biten aleni öldürme pratikleri, bunların kendi medyaları tarafından rasyonalize edilmeleri ve daha pek çok tiksinç akıl tutulması, kan dondurucu durum, AKP şahsında, Erdoğan ve Davutoğlu şahsında, kötülüğün sıradanlığı olarak geçiştirilemez. Georges Bataille’nin, ötekinin köktenci inkarı ile hem toplumsal hem gerçeklik ilkesinin reddi anlamına gelen sadizm tanımı ile belki daha net okunabilir. Çünkü burada katil-işkenceci, karşı tarafı paramparça ettiği oranda var olabiliyor, ötekinin acı ve ölüm çığlıklarını denetim altına aldığı oranda, kendini parçalanmış bedenlerdeki et ile ruhun efendisi gördüğü oranda kendini canice gerçekleştirebiliyor.

Ankara garında, barış için yanarken, ülke şefkatsizliğinin içinde insanca hücreler yaratmanın bedelini bir kez daha öğreten, belleten tüm şehitlere, onların aile ve dava arkadaşlarına bir kez daha baş sağlığı diliyorum, şuan beraber kaldığım tüm cezaevi arkadaşları adına... Devlet dersindeki katliamların sürüp gitmesini sağlayan ve hakikatmiş gibi sunulan alçaklıkların, barış pankartına sarılı bedenlerin hakikatini örtmemesi dileğiyle...

Bu yazı toplam 5930 defa okunmuştur