Ümit Yazıcıoğlu

Bediüzzamanın amacı Kürdistan mıydı?

2006-03-15 10:52:31

Değerli okuyucularım köşemde yayınlanan  Bediüzzaman Saidê Kurdê isimli makalemle ılğili sizlerden çok e.mail ve yorum aldım. Aşağıda değerli kardeşimiz Ömer Polat´ın kaleme almış olduğu Bedizzaman´ın amacı Kürdistanmıydı? İsimli yorumunu köşemde sizlerinde bilğilenmeniz acısından kendisine teşekkür ederek aynen yayınlıyorum.

“[[Öncelikle Sayın Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu böyle bir yazıyı yazdığı için teşekkür ederim. Yor
umları okudum böyle bir yazıyı yazma ihtiyacını duydum. Yorum yazan kişiler arasında Bediüzzamanı iyi tanıyan eserlerini iyi okuyan değerli ağabeylerimiz vardır. Okumayan tanımayanlarda var tabi. Fakat Bedüzzamanı ya anlayamadık veya anlatamadık. Yorumlara gelince bir arkadaşımız Divanı Harb-i okudum ama sizin yazdığınız cümleleri bulamadım, bir başkası yazdıklarınızı ispatlayın tabii konunun dışına çıkıp ebcet hesbıyla uğraşanlar bile var. Ümit bey kaynak gösterdiği halde halen tatmin olmayan okuyucularımız var.

Neden kaynaklar farklı ona bakacağız. Sebebi Risale-i Nurların Bediüzzamanın yazdığı veya yazdırdığı gibi günümüze kadar ulaşmamasıdır. Birçok tahribatın yapılmasıdır. Risale Nurlarda Kürt ve Kürdistan kelimelerinin çıkarılması ve Bediüzzaman´ın Kürdistan’ın reçetesi olarak adlandırdığı Münazarat eserin´in değiştirilmesidir. Asarı Bediyenın başka bir ismiyle İçtimai Reçetelerin hiç yayınlanmaması, yayınlanan kısımlarından bazıları tarafından tahribatlar yapılmasıdır. Bunun en önemli itirafçılarından Risale-i Nur'un neşriyatını yapan Yeni Asya Gazetesinin sahibi Mehmet Kutlular'dır. Kutlular, Bediüzzamanın talebelerinden Zübeyir adındaki şahsın Risale-i Nurlardaki Kürt ve Kürdistan kelimelerini kaldırdığını açıkladı. Vakit Gazetesi Hasan Baltanın  yapmışolduğu “Ağabeylerin dilinde” adlı röportajda. Mehmet Kutlular'in beyanını okuyabilirsiniz.

Risalelerin değiştirildiğine dair ikinci olarakta Üstadın varislerinden Mustafa Acet'ın mektubunu bakalım. ”Hizmet vakfı adı altında kurulan Sözler yayınevi üstadımızın varislerinden Abdullah ağabeyin düzeninde olduğu halde çeşitli entirikalar üzerine alınmış Mustafa sungur kardeşimize verilmiştir. O da bir perde olmuş yine dolaplar dönmüş o kudsı Müberra Nur'un neşriyatı varislerin tasarrufundan çıkmış mal varlığı ile beraber terk edilerek yüzde yüz filimleri ve klişeleri kitaplar siyasi bir gazete cemaatinin eline geçmesine seyirci kalınmıştır. Envar neşriyat ise hiçbir istişare lüzum görülmeden yanliz Hüsnü kardeşimizin bir mektubu ile vasiyet listesinde olmayan Badıllı kardeşe bu neşriyat kurulması teşvik olunmuştur. Aradan bir müddet geçti envar Muvaffak olamadı”. ve devam ediyor (kyk. Nurculuğun tarihçesi tenvir neşriyat)

Mustafa Acet'in mektubundan da anlaşıldığı gibi Sözler ve Envar neşriyatlarda birçok entrikalar olmuş oyunlar olmuştur ehil olmayan kişilerce devam edilmiş ve nurlar değiştirilmiştir. Yeni Asya yayınları ise Mehmet Kutlular ve Zübeyir G. Tarafında değiştirilerek Bediüzzamanın eserlerinin orjinalliğini yetirmiştir. Sadece Kürt kelimesi değil ayı zamanda İşaretul İçaz eserinden Munafıklar bahsı, Mektubat adlı eserden Vehabiler kısmı Şualardan Deccalle ilgili hadiserin bir kısmı çıkarılmış. Bediüzzamın eserleri sadece sineklerden ve çiçeklerden bahseden kısımları bırakılmıştır.

Kürt ve Kürdistan kelimelerine meraklı değiliz Kürt olduğumuz içinde övünmüyoruz Bediüzzamanın Kürt olması da bizim için o kadar önemli değil ama Kürt ve Kürdistan kelimelerini hazmedemeyenlere şunu soruyorum? Acaba Kürt ve Kürdistan kelimelerini çıkarmak Bediüzzamana bir ihanet değil mi? Bediüzzamanın “Ebnâ-i Cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır”.dediği ebanı cinsim dediği Kürt kavmine, Kürt kelimelerini çıkarmak bir vahşet değil mi.

Üstad 29. Mektupta “Esile Sitte” kısmında Kürtçeyi kaldıranların yüzüne tükürmüyor mü, iyi anlayasınız diye Mektubattan alıntı yapıyorum hem de Yeni Asya yayınlarında: İstikbalde gelecek nefret ve tahkirden sakınmak için, şu mahrem zeyil yazılmıştır. Yani, "Tuh o asrın gayretsiz adamlarına!" denildiği zaman yüzümüze tükürükleri gelmemek için veyahut silmek için yazılmıştır… …Ve bu asırda, yüz bin cihette "Yaşasın Cehennem" dedirten mim'siz medeniyetperestlerin başlarına vurulmak için yazılmış bir arzuhaldir. "Neden Türkçe kamet etmiyorsun?" sorusana Bediüzzamanın cevabi. "Nasıl bana teklif ediyorsunuz? Hangi kanunla? "Eğer milyonlarla efradı bulunan ve binler seneden beri milliyetini ve lisanını unutmayan ve Türklerin hakikî bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürtlerin milliyetini kaldırıp onların dilini onlara unutturduktan sonra, belki, bizim gibi ayrı unsurdan sayılanlara teklifiniz, bir nevi usul-ü vahşiyâne olur. Yoksa sırf keyfîdir. Eşhâsın keyfine tebaiyet edilmez ve etmeyiz!" Kürtçeyi kabul etmeyen Kürtçe dilini kaldıranlara yani “Tuh o asrın gayretsiz adamlarına! denildiği zaman yüzümüze tükürükleri gelmemek için veyahut silmek için yazılmıştır” Karşılığında Kürt ve Kürdistan kelimelerini kaldıranlara Bediüzzamanın cevabı bence aynı olurdu.

Bediüzzamanın seyyidlik meselesine gelince aslında mesele Said Nursi'nin Seyyid olma meselesi değil esas konu Üstadın Kürt olmasıydı yani Kürt olmasında ne olursa olsundu. Nursi'yi önce Türk yapmaya çalıştılar ama yapamadılar

Nurcuların büyük ustalarından Necmettin Şahiner Ve onun Üstadı Cemal Kutay'ın safsatalarına bakalım. Bakın okuyun Cemal Kutay ne diyor Diyorki: “Said Nusi Cengizin orduları Anadolu’dan geçerken dönüşlerinde uğradıkları ve konakladıklarında, Cengizin torunlarından bir ailenin çocuğudur. Çünkü Mirza, Türklerde bey, ağa anlamına geliyor” (kyk. Nürculuğun tarihçesi sf.29 tenvir neşriyat) Cemal Kutay yine devam ediyor Said Nursi Su katılmamış salt bir Kürt’tür yani doğulu Türkmen’dir diyerek zehirini kusuyor.(Kyk Aynı eser sf 29) Risaleı Nuru okuyupta Bediüzzmanın kimliği ile uğraşanlara yazıklar olsun. Hâlbuki Üstad Saidi Kürdi Cengiz’i asrın üç büyük deccallarından biri olarak anlatıyor. Bir asrın Müceddidi nasıl bir asrın Deccalının torunu olabilir. Üstad tabiat bataklığında olanlara söylediği sözü biraz değiştirelim ve Ey ahmak-ul humakadan tahammuk etmiş sarhoş ahmak! Başını milliyetçilik bataklığından çıkar diyelim. Risalelerin yüzlerce yerinde “Ben ki aciz bedevi bir Kürdüm.” “Biz ki Kürdüz aldanırız fakat aldatmayız.” Dediği halde bu konuyu konuşanlara Cevabul ahmak-ul sukut diyelim.

Bu konuya ünlü Nurcularda Fetullah Hoca'yla devam edelim Fetullah Hoca yaptığı hizmetleri ile alkışlanacak bir kişi bence, Allah içinse Allah razı olsun. Fetullah Hoca Erzurumlu Turancı bir hocadır. Fetullah Hoca Bediüzzamanın Kürt`mü, Arap`mı veya Seyyıd`mı iyi bilir. Kendisi araştırmış ve Nursı'yı hayattayken ziyaret etmemiştir. Gülen’e neden Said Nursiyi hayattayken ziyaret etmedin sorusuna Gğlenin cevabı: “Her Erzurumlu doğuştan milliyetçi ve biraz Turancıdır. Ben bu düşüncenin insanıyken Bediüzzamanın Anadolu’dan çıkmaması ( Türk olmaması-Kürt olmasını) kendimce bir mesele yaptım görüşmedim.” (Kaynak.Yeni Yüzyıl kitaplığı Nurculuk seri 9 )

Fetullah Gülen'e göre Said Nursi Bir Kürttür. Yani ustadın Kürt olması zoruna gitmiştir. Neden böye bir deha Kürtlerden çıkar neden Türk değildir. Her konuya çözüm getiren asrın üstadı Said Nursi kendi kimliğini gizledi mi acaba? Hayır. En zalim cebbarlar karşı hakkı savunan bir adam kimliğini saklar mı yok. Seyyid olsa bunu saklar mı hayır.

Gelelim Nursinin cevabına. Denizli mudafasından bir kısmını aktaralım: Mabeynimizde yalnız bir kardeşlik var. Ben kendimi, onların nazarında bu mesleği muhafaza etmek için, hiçbir vakit böyle hodfuruşane benlikler ve enaniyetler hayalime gelmedi ve gelmiyor. Ben seyyid değilim. Mehdi ise Al-i beyti Nebeviden olacak. (Kaynak. Risale-i Nur Mudafalar sayfa 144. Tenvir neşriyat.) Seyyıtlık meselesine son noktayı Üstad koydu. Ben seyyid değilim diyor başka söylenecek söz varmı. Üstad haşa yalan mı söylüyor yâda gizliyor mu? Neden gizlesin Kürt olmak yüz kızartıcı bir suç mu?

Gelelim Kürdistan meselesine. Bediüzzamanın amacı Kürdistan değil diyenlere bir sorum olacak. Bediüzzamanın amacı acaba “Laik Kemalist bir Türk” cumhurıyyetmiydi.? Kürdistan demek o kelimeyi kullanmak sanki dinden çıkmaktır veya gayri İslami, küfürmüş gibi lanse ediliyor. Ben Kürdüm dedin mi ha bölücülük yaptı, Kürtçüdür neden Ben Türküm bölücülük olmuyor ama ben Kürdüm dedin mi bölücü oluyorsun halen anlamış değilim.

Yine Bediüzzamanın dilinden cevap verelim. Bediüzzaman : “Benim en büyük idealim İttihadı İslam ve medressetuz-zehranın oluşmasıdır ”. Üstad burada kendi amacını dile getirmiştir. Biz burada medresetuz-zehrayı sayfalarca anlatabiliriz hatta bunu için bir kitap bile yazılabilir. Nursinin dehası gibi davası da büyüktü davanın gerçekleşebilmesi için bu projenin hayata geçmesi gerekiyordu. Ama hayatı boyunca uğraştı bunun için İstibdatçı Abdülhamit tarafından Tımarhaneye deli diye atıldı yine davasından vazgeçmedi. Bunu vasiyet olarak Nur talebelerine bıraktı. Anadolu’da milliyetçi akımlarının ortaya çıkması ve Kürtçe dilinin tamamen ortadan kaldırılmasına karşı durulmasını belirtti.

Bediüzzaman Bu okulda Arapçanın farz, Türkçenin lazım, Kürtçenin ise Caiz olmasını ister. Yasaklara karşı Kürçeyi korumak. Türkçe bilmeyen Kürtlerin Eğitimden yoksun bırakılmaması için Kürtlerin eğitimidir. Amaç Kürtlerin kurtuluşudur. Yasakçı zihniyete karşı Kürlerin anadilde eğitimlerini öngören bir projedir. Üstad o dönemde resmi dil Kürtçe olsun demiyor en azından Kürçenin serbest olmasını talepediyor. Resmi dilin Kürtçe olmasını talep etse resmi makamlarca izin verilmeyeceğini bildiği için en azından Kürtçe olsun. İsteğinde bulunuyor. Bediüzzaman ben Arapça okur Kürtçe düşünür Türkçe konuşurum diyerek bu unsurları kendinde topladığı gibi bu projeyle bu ırkları İslam catısı altında birleştirmeyi hedeflemiştir. “Azametli bahsız bir kıtanın (Asya) , Şanlı Talihsiz bir devletın (Osmanlı) Değerli sahipsiz bir Kavmin (Kürt) reçetesi ittibaı İslamdır demiştir.

Bediüzzamanın Kürdistan meselesine gelince:

Üstad Kürt Teali Cemiyeti'nin üyesidir bu cemiyetin âmâcıda Kürdistan’dır. Burada anlaşılmayan bir konu var Nursinin Kürdistan’ı istemesi sanki Türkiye Cumhuriyetini yıkmak bölmek yerine yeni bir Kürdistan kurmak olarak anlaşılmasın. Üstadın Hayalindeki devlet şu şekildedir. Türkiyenin´de dahil olduğu bir İslam coğrafyasıdır yani bölünme parçalanma değil bilakis Türk, Kürt ve Arapların bir çatı altında toplanması aynı ABD gibi birleşik İslam cumhuriyetidir.

Sözü fazla uzatmadan Vural Savaş'ın kitabından bir alıntı yapacam. Neden Vural Savaş'ta Risale-ı Nur değil, makalemin başında da belirtim ki Risale-i Nurların tahrif edildiğidir. Risale-i Nurlardaki Kürt ve Kürdistan kelimelerini çıkaranlar acaba Bediüzzmannın bir Kürdistan Projesi olsa, bugüne kadar bu projeyi günümüze getirirler miydi artık onu size havale ediyorum. Vural Savaş´in kitabından: Said-i Nursi, Kürt ve İslam tarihinde yetişen dahi bir ulemadır (...) Said-i Kürdi zindandan çıktıktan sonra İstanbul'u terk eder. Vapurla Tiflis üzerinden Kürdistan'ın Xuy kentine geçer. Van ve Bitlis Kürt beylik ve aşiretlerine ulaşır. Buralarda Kürdistan'ın kurtuluşu için ilim, irfan, plan ve proje yolları arar. Tiflis'teyken bir tepenin başına çıkar. Kafasındaki özgür Kürdistan ve Birleşik İslam Âlemi projesini tasarlarken birisi ile Said-i Kürdi arasında şu konuşma geçer: -Nerelisin? - Bitlisliyim. -Ne yapıyorsunburada? - Ben müstakbel Kürdistan'ın ve İslam âleminin plan ve projesini çiziyorum. - Burası Tiflis'tir, Bitlis değil. - Tiflis, Bitlis'in kardeşidir. Benim kafamdaki plan ve proje, bu planım er geç gerçekleşecek. İslam âleminin kalbinde müstakil bir Kürdistan'ın kurulması ile İslam alemi o merkez etrafında dönerek bir araya gelecek ve büyük federatif İslam devleti kurulacaktır.

Evet, Said-i Kürdi'nin yaklaşık bir asır önce tasarladığı bu değerli plan ve hayati işler bugün gerçekleşiyor. Gerçekten Said-i Kürdi'nin hayali, gayesi olan, İslam âleminin kalbini teşkil eden, birleşik ve özgür bir Kürdistan temeli atılmaya başlamış ve bu gayeye yönelik özgürlük mücadelesi başarı ile ilerliyor. Kürt halkının samimiyetle bağlı bulunduğu Asrı Saadetin anlayışıyla devrimci ve zulme karşı direnişçi ruhu ile İslamiyet’in hakiki mecrasına dönüştürülmüş bulunuyor...

S
aid-i Kürdi'nin: Ey Asuriler ve Ciyaniler, Cihangirlik zamanında Peşidar kahraman askerler olan Kürtler, beşyüz senedir yattınız, yeter artık uyanınız, sabahtır şeklindeki çağrısı bugün Kürt halkı tarafından yerine getiriliyor. Ve onun tabiriyle, Kürt halkı artık gafletten uyanıyor. Sanırız ki büyük Kürt alimi Said-i Kürdi'nin aziz ruhu tüm Kürdistan şehitlerinin aziz ruhları gibi durum karşısında mesrur ve memnun olmaktadır.

Said-i Kürdi, 'özgür bir Kürdistan tohumunu ekiyorum…. ( Kaynak Vural SAVAŞ Militaris demokrasi kitabından.) Bu kısım risalelerde Kürdistan kısmı yerine Medresemin planını yapıyorum olarak değiştirilmiştir. Said Nursinin eserlerini okuyan kardeşlerimden tavsiyem Ustad onları nasıl Türk olarak kabul etmişse onlarda ustadı Kendi kimliği ile kabul etsinler Kürt- Türk kavramlarını bırakalım bunlar Nur talebeleri için basit olmalı gerçekleri saklasak ta gözlerimizi kapatsak ta bir gün ortaya çıkar.

Risalei Nurların nasıl tahrif edildiği ortaya çıktıysa gizlenen başka gerçekler varsa onlarda günyüzüne çıkacak hakikatlere karşı gözünü kapatan yalnız kendisine gece yapar. Bu makalemi okuyup ta geniş bilgi isteyen arkadaşlar bir kitap tasfiye ediyorum “Nurculuğun Tarihçesi Tenvir Yayınları” bu kunuda tartışmak isteyenler varsada hazırım. Allah emanet olun.“]]

15.03.2006, Ömer Polat

Omerpolat04@msn.com

 

yazicioglu@alice-dsl.de

Bu yazı toplam 10605 defa okunmuştur
Tahrifmiş, Said Nursi'nin torunu imiş..
 // Mustafa
Neden gizlenmiş olacak. O zamanın liderlerinin gerçek yüzlerini açıkladığı için. hükümete muhalif yazılar yazdığı için gizlenmiştir.kürt ve kürdistan kelimeleri gizlenmemiştir. Hiç açıp okumadığın belli. Bir de torunu olacak...en az 10 yerde var gizlenmiş olanları da olabilir bir zamanlar.İsmet İnönü zamanında filan.Ama onun amacı yasak gelmesin diyedir. Ama ben bir çok yerde bu kelimeleri gördüm. Şimdi beni uğraştırma. merak ediyorsan açıp bir kere bitirirsin Risale-i Nur Külliyatını.torunuymuş.Marksist, Sosyalist Said Nursi torunu..
http://www.youtube.com/watch?v=xS4YgqsBe00

Üstad asla ve asla Kürt milliyetçiliği yapmamıştır.O sizin züğürt teselliniz.Üstadın Kürt olmadığını söyleyen bir çok kişi gördüm.Bunu söyleyenler onun Peygamberimizin soyundan geldiğini söylüyorlar.Babasının ismi Mirza'dır. ve bu isim Türk ismidir. Gerçi ben Kürt olduğuna inanıyorum.Kendisi reddetmemiştir bunu.İslam milliyetçiliği yapmıştır.Bizim için hangi milletten olduğunun zerre kadar önemi yok. Benim peygamberim de Arap'tır. Biz kafatasına değil içindekilerle ilgileniriz. Ve asla ve asla dinsiz bir Yahudinin arkasına takılmayız. Ne oldu kahrolsun düşmanlık ve marksizm deyince zoruna mı gitti....
29 Mart 2008 Cumartesi 22:21
tahrif olduğuna Abdulkadir Badıllıdan itiraf
 // geylani
Vakit gazetesinde geçenlerde yayınlanan(sanırım nisan 2005) Adem Baltanın nurcularla röportajında aşağıdaki cümleyi Abdulkadir Badıllı aynen kullanmıştır:
Ancak olayın aslı böyle değil. 13 yerde Kürdistan ve Kürt gibi göze çarpan kelimeleri, Zübeyr Abiler kaldırdı. O dönemde İnönü iktidarını yaşıyorduk. Nurcuların Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu haberleri basında yayılmıştı. Kürdistan kelimesi yerine Şark, Kürt'ü de başka bir tabir ile gösterdiler. 1979-1981 yılları arasında oldu bu olaylar
İşte risalede tahrif olduğunu Abdulkadir Badıllı böyle itiraf ediyor.Ne kadar garip oysa hala internet sitelerinde (kendi bu röportajda tahrif yapıldığını itiraf etmesine rağmen) Abdulkadir Badıllı’nın risalede tahrif yok sözleri yayınlanmakta . Hem vakit gazetesinde itiraf ediyor hem de hala int.sitelerinde tahrif yok sözleri yayınlanıyor.ne büyük çelişki.Öyle sanıyorum ki cevabı şu olacak fitne çıkmasın diye gizliyoruz.Peki ben soruyorum:30-40 yıldır tahrifatlı olan ve milyonlarca müslümanın bu tahrifler yüzünden risaleden soğumasına yol açan ve Bedüzzaman Said nursiye dayandırılması dehşetli iğrenç olup insanları ondan soğutan bu tahrifleri insanlardan gizlemek en büyük fitne değil midir?
Eğer söz ettiğim röportaja ulaşmak isterseniz:goooglede ‘’adem balta abdulkadir badıllı ‘’yazın 2.sayfada karşınızda DİZİ YAZI çıkacak, orda ortalarda bir yerde Abdulkadir Badıllının röportajı var ,bakın hak söylediğimi görün....
09 Şubat 2008 Cumartesi 11:39
İŞTE RİSALEDE TAHRİF OLDUĞUNA GÜNEŞ GİBİ DELİL
 // GEYLANİ
sözler yayınevi ile envar arasındaki aşağıda gelecek çelişki tahrifat olduğunu hak olarak gösteriyor:
Envar neşriyat Mesnevi-i Nuriye hubab’ın sonları:
’’Meclisi mebusan’a hitaben yazdığım bir hutbenin suretidir’’ başlığıyla başlayan bölümde;

Râbian: Bu millet-i İslâmın cemaatleri -çendan bir cemaat
namazsız kalsa, fâsık da olsa yine- başlarındakini mütedeyyin
görmek ister. Hattâ umum Kürdistan'da umum memurlara dair en
evvel sordukları sual bu imiş:


Sözler yayınevi Mesnevi-i Nuriye hubab’ın sonları:
’’Meclisi mebusan’a hitaben yazdığım bir hutbenin suretidir’’ başlığıyla başlayan bölümde;
Râbian: Bu millet-i İslâmın cemaatleri -çendan bir cemaat
namazsız kalsa, fâsık da olsa yine- başlarındakini mütedeyyin
görmek ister. Hattâ umum şarkta umum memurlara dair en
evvel sordukları sual bu imiş:

Hak olarak görüldüğü gibi ‘’Kürdistan’’ kelimesi ‘’şark’’ olarak tahrif edilmiş.Nitekim envar Osmanlıcada da Kürdistan olarak geçmektedir,isteyen bakabilir.
Evet Üstad İslam milliyetçiliğine destek vermek için bazı tashihler yapmıştır.Örneğin Said-i kürdi ismini Said-i Nursi gibi.Fakat kesinlikle kavimleri inkar etmek gibi ,kavim isimlerini kullanmaktan kaçınmamıştır.Zaten islamiyette kesinlikle kavimlerin inkarı yoktur.
Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.(rum 22)



Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır.(hucarat 13)

İşte ayetlerden de anlaşılacağı gibi Allah isteyerek insanları milletlere bölmüş ki bu onun varlığının delillerindendir.Dolaysıyla bir milletin kendi dilini konuşması ve islamiyete aykırı olmayan kültürünü yaşaması en büyük hakkıdır.Onun dilini konuşmasını engellemek büyük bir zülümdür.Allah’ın helal kıldığı bir şeyi birine haram kılmaktır ki ,dehşetli bir kul hakkına girmektir.Adeta siyah birine Allah seni niye böyle yarattı?(haşa) ,derini değiştir! Gibi vahşiyane bir zülümdür.
İşte İslam milliyetçiliği adına zamanında Kürtlere seslenerek söylediği bazı sözlerini umumileştiremek için ,ey Müslümanlar diyerek tashih etmiş olabilir.Sadece Kürtlere değil diğer milletlere de söylediği sözlerini umumileştirmek ve menfi milliyetçiliği önlemek için bazı tashihler yapmıştır.Ama bu asla milletleri inkar etmek gibi bir hal almamıştır.Aksine, gerektiği yerde milletlerin isimlerini kullanmaktan asla çekinmemiştir.Risalenin bir çok yerinde ,ayette geçen mana doğrultusunda Türk ve Türkçe kelimelerini kullanmıştır.Ayne şekilde Üstad Kürt ve Kürtçe isimlerini de kullanmıştır, asla çekinmemiştir.Türk ve Türkçe kelimelerini kullanacak da haşa Arap ve Arapça , Kürt ve Kürtçe kelimelerini kullanmaktan çekinecek mi?Aksine tarihte görülmemiş şekilde canlanan ve pek büyük zülümlere yol açan ve halen açmakta olan Türk ırkçılığını engellemek için bu Kürt ve Kürtçe ,Arap ve Arapça kelimelerini kullanması farz gibi olmuştur.Üstad kavim isimlerini hiçbir şekilde menfi milliyetçiliğe destek verecek şekilde kullanmamıştır.Daima ayette geçen anlamda kullanmıştır.Bunu bilen fakat nefsinin ırkçılık arzusuna uyan bir çok insan üstad’ın kavim isimlerini kullanmasını ırkını kutsamaya ve ırkçılığını beslemeye kullanmıştır.İşte bu hata risaleyi okuyan bir çok kişi tarafından yapılmış ve halen yapılmakta.Bazıları kürt ırkçılığını desteklemek için pek dehşetli şekide Üstad’ın Kürtlüğünü kullanmakta ,ve maalesef bazı türk kardeşler de Türk kelimesini kullanmasını Türklük doğrultusunda kullanmakta ve üstelik İslamiyet bunu gerektiriyor izlenimi verilmekte.Bunlara en güzel cevabı Üstad vermekte:
Tahribatçı ehl-i bid'a iki kısımdır.
Bir kısmı -güya din hesabına, İslâmiyete sadakat namına- güya dini milliyetle takviye etmek için, "Za'fa düşmüş din şecere-i nuraniyesini, milliyet toprağında dikmek, kuvvetleştirmek istiyoruz." diye, dine taraftar vaziyeti gösteriyorlar.
İkinci kısım; millet namına, milliyet hesabına, unsuriyete kuvvet vermek fikrine binaen, "Milleti, İslâmiyetle aşılamak istiyoruz." diye, bid'aları icad ediyorlar.
Birinci kısma deriz ki: Ey "sadık ahmak" ıtlakına mâsadak bîçare ülema-üs sû' veya meczub, akılsız, cahil sofiler! Hakikat-ı kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan Şecere-i Tûbâ-i İslâmiyet; mevhum, muvakkat, cüz'î, hususî, menfî, belki esassız, garazkâr, zulümkâr, zulmanî unsuriyet toprağına dikilmez! Onu oraya dikmeye çalışmak, ahmakane ve tahribkârane, bid'akârane bir teşebbüstür.
İkinci kısım milliyetçilere deriz ki: Ey sarhoş hamiyet-füruşlar! Bir asır evvel milliyet asrı olabilirdi. Şu asır unsuriyet asrı değil! Bolşevizm, sosyalizm mes'eleleri istilâ ediyor; unsuriyet fikrini kırıyor, unsuriyet asrı geçiyor. Ebedî ve daimî olan İslâmiyet milliyeti; muvakkat, dağdağalı unsuriyetle bağlanmaz ve aşılanmaz. Ve aşılamak olsa da; İslâm milletini ifsad ettiği gibi, unsuriyet milliyetini dahi ıslah edemez, ibka edemez. Evet muvakkat aşılamakta bir zevk ve bir muvakkat kuvvet görünüyor, fakat pek muvakkat ve akibeti hatarlıdır....
09 Şubat 2008 Cumartesi 10:19