Ümit Yazıcıoğlu

Paris’teki IŞİD terörü

16 Kasım 2015 Pazartesi 11:52

Arapça adı Eddevle El İslamiyye fil el Irak Eşşam, Türkçesi Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), geçen cuma Paris'i kana buladı. Paris Savcısı François Molins düzenlediği basın toplantısında hayatını kaybedenlerin sayısının 217 olduğunu ve 99'u ağır olmak üzere 352 kişinin de yaralandığını, katliamın bilançosunun artabileceğini, ağır silahlı ve üzerlerinde patlayıcılar bulunan 7 teröristin de etkisiz hale getirildiğini belirmişti.

Peki, bu insanlık ve medeniyet düşmanı olan dinci terörist DAEŞ nasıl ve kimler tarafından kuruldu? İşte bu soruya cevap ararken, tarihi gelişmeleri de birlikte irdelemek gerekir. 1980’den itibaren El Kaide'yi örgütleyen, bugün halâ muamma gibi duran DAEŞ'i kuran, güçlendiren de aslında batılı emperyalist odaklardır. Bu realiteyi hadiseleri ve Ortadoğu’daki gelişmeleri yakinen takip eden hiçbir kimse inkâr edemez.

ABD ve destekçileri Suriye ve Ukrayna’da Rusya’ya karşı siyaseten yenilmişlerdi. İran’ın ise 2008’den bu yana bölgedeki nüfuz alanını genişletme çabaları bir türlü engellenemedi. Irak’ta İran yanlısı Maliki hükümeti İran’la yakın işbirliği yürütürken aynı zamanda Çin ve Rusya ile stratejik ilişkiler içine girdi. Başta Başkan Mesut Barzani olmak üzere biz Kürtler de Maliki’nin bu yanlış mezhepçi politikalarından oldukça rahatsız bir duruma gelmiştik. Bahreyn, Katar ve Suudi Arabistan olmak üzere Şii nüfusa sahip ülkeler İran merkezli güvenlik tehdidi içine girmişlerdi.

Bu karmaşık siyasi ve Ortadoğu’daki iç harp ortamı içinde ABD ve Batı doğrudan veya birlikte NATO veya Koalisyon şeklinde bölgeye askeri olarak kara kuvvetleriyle girerek müdahale etmeye cesaret edemediler. Ortadoğu’ya ne ABD nede NATO askeri güçlerini göndererek saha muharebesine tamamen dâhil olmak istemediler halende istemiyorlar, çünkü onlara göre böyle bir durumda Irak, Suriye coğrafyası yanında Basra Körfezi ve doğu Akdeniz coğrafyası da kontrolsüz bir savaşa sürüklenebilir, kendileri bu savaşta başarısız olabilirler. Dolayısıyla kendi kara güçlerinden ziyade yörede kendilerine yakın gördükleri silahlı muhalif güçleri DAEŞ’a karşı silah yemi olarak kullanıyorlar. Ama Ortadoğu’da DAEŞ’e karşı bu güçler bölgede askeri olarak zayıflar.

Dinci terörist DAEŞ’e karşı askeri arenada başarılı olunabilmesi için, NATO ve RUSYA Kara kuvvetlerinin Türkiye komutasında DAEŞ’in hâkim olduğu topraklara askeri çıkarma yapması gerekir. Aksi takdirde bu dinci terörizmi etkisiz hale getirmek çok zordur, çünkü Ortadoğu’da DEAŞ’ın arkasında devlet gibi güçlü bazı aşiret grupları ’da var. Bu bağlamda dünyada 1949’dan beri gelişen hadiseleri iyice irdelemek gerekir.

1949'da itibaren dünyayı kendi çıkar ve politik hesapları doğrultusunda yeniden dizaynetmeye çalışanlar emperyalist ve sosyal emperyalist odaklardı. Bunlardan sosyal emperyalist olan Sovyetler Birliği, Marksizm’i kapitalizme karşı geliştireceğine, gitti Afganistan’ı haksız nedenlerle işgal etti. Marx'ın ideolojisini üniversitelerde İncil gibi ezberletti, ama bilimsel olarak geliştirmedi. İnsan o dönemki Stalincisi yayınları tekrar okuyunca, “reel sosyalizm” denen garabetin ve onun yarattığı ideolojinin, aslında küçük-burjuvazinin sınıfsal konumuna ve sosyal psikolojisine nasıl da denk düştüğünü daha iyi anlıyor.

Stalinistler 24 Aralık 1979'da Afganistan batakhanesine önlerini göremedikleri için girdiler O gün Sovyetler Afganistan’ı işgale ederken batı emperyalizmi boş durmadı. Afgan halkının en önemli değeri olan dini kullanarak, Sovyet işgaline karşı dincileri silahlandırdı, eğitti ve dinci teröristlere mücahidin ismini verdi. Daha sonra bunlardan Gulbeddin Hikmetyar (ki kendisi halen batı tarafından terörist olarak aranmaktadır) gibilerini Berlin gibi başkentlere getirdiler. Burada bu tipler Afgan kıyafetleriyle konferansalar verdiler ve konferanslar anında Almancaya tercüme edildi. Bu tip dinci teröristleri batı emperyalizmi o dönem SSCB’ye karşı kullanarak Sovyetlere büyük zarar verdirdi. Sovyetler Birliği bu kirli Afganistan batakhanesinden 15 Şubat 1989'da bölgede 14.453 ölü ve ayrıca 451 uçağını binlerce Tank ve Ağır vasıta askeri araç ve gerecini yitirerek geri çekildi. Bu yenilgiyi de SSCB’ine batı emperyalizmi o dönem az gördü Koskocaman Sovyetler Birliği’nin başına siyasi tezgâhlarla geçirdikleri iki sarhoş köstebekleri vasıtasıyla da SSCB‘ini tarumar ettiler. Bu köstebeklerden biri halen hayatta, daha yeni yeni eskiden yapmış olduğu bazı siyasi hatalarından dolayı özünü eleştiren dar açıklamalar yapıyor.

İşte 24 Aralık 1979'dan itibaren o dönem batı emperyalizminin yetiştirdiği, finanse ettiği, dinci teröristlerin bir gün silahlarını batıya doğrultacağını batılı emperyalistler hiç göremedi ummadı ve sezmediler. Günümüzde ise batı emperyalizminin 24 Aralık 1979'ten itibaren ilk önce SSCB ‘ine karşı yetiştirdiği, eğittiği, para ve silah verdiği, dinci teröristler şimdi Ankara ve Paris gibi medeniyetin beşiği olan şehirlerde mazlum insanlara karşı terör estiriyorlar. Dolayısıyla ilk önce batı emperyalistlerine açık açık çekinmeden söylemek gerekir. Ülkelerimizde kaynayan dinci terör fitnesinin bu hale gelmesine aslında sizler sebep oldunuz. Gelin hep birlikte sizlerin halklar hukukunu’ da sıfıra indirgeyerek işgal ettiğiniz Irak ve Ortadoğu’da doğan bu dinci terörist DAEŞ’e karşı hem askeri ve hem de siyasi olarak kara kuvvetlerimiz kullanarak mücadele edelim.

Batı emperyalizminin soğuk savaş dönemindeki amacı, yükselme-ilerleme istidadı gösteren hiçbir ülkenin belini doğrultmasına imkân tanımamaktı. Türkiye NATO üyesi olmasına nazaran emperyalistlerin ülkemize karşı tutumları aynıydı, şimdide bence değişmiş değildir. Batı emperyalizmi 1990’a kadar ülkemizi Sovyetlere karşı bekçi olarak kullandılar. Ama Sovyetlerin yıkılmasıyla, muz ülkesi olan Polonya, Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Çekoslovakya, Litvanya, Finlandiya, Hırvatistan ve benzeri ülkeleri hemen Avrupa Birliğine tam üye yaptılar.

İkiyüzlü oldukları için Türkiye’ye hep AB’ye tam üyelik için hep ümit verdiler, ama ülkemizi AB’ye üye yapmadılar ve çeşitli sudan bahanelerle yapmak da istemiyorlar. Türkiye’nin içerisini sızdırdıkları ajanları vasıtasıyla ülkemizi karıştırmaya çalıştıla, ama başaramadılar. Amaçları ülkemizi zayıf-güçsüz hâle sokmak, kendilerine bağımlı olmamızı sağlamaktı, bunda da başarılı olamadılar, çünkü devletimizi idare eden siyasi ve bürokratik ekip emperyalizmin oyunlarına karşı tedbir aldı, hükümet tuzağa düşmedi.

Neticede, kendi insanlarına her daim müreffeh bir ortam sunabilmek için batı emperyalizmi ülkemizin iliğini-kemiğini dibine kadar emmeye, sömürmeye devam edemedi. Şimdi de ülkemizden dinci terörizme karşı yardım istemektedir. Tabidir ki Türkiye terörizme karşı her zaman mücadele ettiği gibi dinci terörist ve medeniyet düşmanı DAEŞ’e karşı da hem askeri ve hem de siyasi olarak Birleşmiş Miletlerin Vereceği karar doğrultusunda mücadele edecektir.

Artık bu bağlamda ve bugünden sonra batı emperyalizmi de açık açık bilmelidir ki Türkiye’deki halklar Ortadoğu'yu kan gölüne çevirenlerin kimler olduğunu, enerji kaynaklarını kendi kontrollerine alabilmek için farklı coğrafyalardaki türlü terör faaliyetlerini destekleyenlerin kimler olduğunu iyice bilmektedir. İlk önce batı emperyalistlerine açık açık söylemek gerekir, ülkelerimizde kaynayan dinci terör fitnesinin bu hale gelmesine aslında sizler sebep oldunuz. Gelin hep birlikte sizlerin halklar hukukunu da sıfıra indirgeyerek işgal ettiğiniz Irak ve Ortadoğu’da doğan bu dinci terör DAEŞ’e karşı hem askeri ve hem de siyasi olarak mücadele edelim.

Peki dinci terör DEAŞ’e karşı mücadele nasıl olmalı? Aslında bu sorunun cevabı birkaç doktora araştırmasıyla verilebilecek bir yanıt. Ben makalemde sadece birkaç cümleyle meseleyi irdelemek istiyorum. İlk önce Türkiye’nin devlet olarak komuta edeceği NATO orduları ve Rusya’nın devlet olarak komuta edeceği Rus Kara kuvvetleri DAEŞ’in hâkim olduğu topraklara girmeli ve bu topraklardan DAEŞ temizlemelidir. Dünyadaki zenginlik kaynakları Ortadoğu'da da eşit olarak paylaşılmalıdır. Bunu yapmaz hep diğer hakların yeraltı kaynaklarını, zenginliklerini sömürürseniz, liderleri ve siyasi kadroları hoşunuza gitmediği için uyduruk sudan sebeplerle işgal ederseniz, DAEŞ gibi örgütler her zaman doğar. Metotlarınızla Saddam gitti, Kaddafi gitti yerlerine Ortadoğu’da demokrasi mi getirdiniz, insan haklarını mı koruya bildiniz?

Kürtler de bu tarihi gelişmelerden ders çıkarmalılar. Batı emperyalistleri Kürt siyasi ve askeri güçlerini Ortadoğu’da dinci terörist DEAŞ’a karşı piyade olarak veya silah yemi olarak kullanmamalıdır. Tüm Kürt idareciler, siyasi ve askeri önderleri ve hatta aynı zamanda PYD Lideri olan Sayın Salih Müslim bu tip bir gelişmeye izin vermemelidir. Bu işin başka alternatifi Kürtler acısından zaten yoktur.

Bu yazı toplam 4300 defa okunmuştur