Ümit Yazıcıoğlu

92 yıldır "KÜRT'e Kürt" diyemedik!

31 Aralık 2015 Perşembe 12:04

Ülkemizin sorunları her gün daha ‘da ağırlaşarak toplumumuzun geleceğini karartıyor. Günümüzde Ortadoğu’da bir iç savaş yaşanıyor. Savaşların kendine has kuralları var. Ortadoğu’da ve ülkemizde kuralsız dış güdümlü kirli bir savaş var.

Türkiye ta 1923’den buyana 92 yıldır "KÜRT'e Kürt" diyemedi! Kürt sorununun kısa vadede çözülebilmesi, sorunun öncelikle doğru bir şekilde tanımlanmasına bağlıdır. Kürt sorununda üstünlük güvenlikçi perspektifle, güvenlik çevrelerine ve güvenlik güçlerine bırakılmamalıdır. Hükümet Kürt sorununun toplumsal uzlaşmayla siyasi alanda çözülmesi konusunda kararlı bir duruş ortaya koymalı. Kürt sorununu besleyen ve büyüten bütün dinamiklerin hesaba katıldığı bir çözüm paketi pratikte yürürlüğe konmalıdır. Siyasal, ekonomik ve kültürel çözüm stratejileriyle desteklenmeyen süreç bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başarısız olacaktır. Kürt sorununun çözüm inisiyatifi güvenlik güçlerine ve güvenlik perspektifine havale edilmemelidir.

“Kürt sorununa ülkemizde acilen “siyasi çözüm” getirilmelidir. Korkuya dayanan barış, bastırılmış bir savaştan başka bir şey değildir. Düşünülen Sri Lanka ve Çeçenistan örnekleri Türkiye'de istenen o sonucu vermez.

***

Bu ortamda bazıları, sırf canımız sıkılmasın diye, doğruyu söylemeye çekinirler. Bir bilim adamı olarak binlerce siyasi kitap ve makale okudum, "Özyönetim “terimine siyasi terminolojide ve siyaset teorisinde rastlamadım, çünkü böyle bir yönetim şekli devlet idarelerinde yoktur. Özyönetim terimi ahşap ev üzerindeki lekeli yerleri mantar tıpasıyla siyaseten örtmeye çalışan ambalajı güzel ama içi boş bir kavramdır. Ambalajı güzel fakat içi boş bir kavram uğruna Kürt gençlerini ölüme göndermek doğru bir siyasi tavır değildir, bu biz Kürtlere yapılan büyük bir zulümdür.

Kürt halkı HDP’e oy vererek Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yöntemlerle, müzakere zemininde çözmesi için destek verdi.

Siyasetçinin kusuru kendisi film senaristi olsa bile mutlaka bir gün ortaya çıkar, görülür.

Siyasette karşılıklı saygı ve sevgi temelinde her şartta Hükümet ile Muhalefet arasında diyalog ve müzakere kapıları açık olmalıdır.

Bu bağlamda Başbakan ülke meselelerini HDP'le görüşmek için randevu istiyor, Sırrı Süreyya Önder ise, yanlış ve kışkırtıcı açıklamasıyla, siyasi diyalog arayışında kapılara kilit takarak engelliyor. Sırrı Süreyya Önder'den Kürtler ve Türkler için iyi bir siyaset bekleyenler yanılıyorlar, çünkü Başbakan’ın iyi niyetli diyalog arayışını Sırrı Süreyya Önder gereksiz ve yanlış bir açıklama ve davranışla önledi. Şimdi ona sormak gerekir zatınız o çirkin açıklamanızı kimden yetki alarak yapıyorsunuz? HDP size böyle bir açıklama yapma yetkisini verdimi?

Bilmeniz gerekir insanların değerleri mebus olmakla hem artmaz, hem de azalmaz. Yoksulluk ve fakirlikte insanların değerini yükseltip, azaltmaz.

Diyap Ağa Atatürk'ün meclisinde mebusluk yapmıştır, İkinci Mahmut zamanında doğmuş ve Türkiye’de ilk gazete ile hem tevellüttür. Günümüzde TBMM ‘inde 550 tane Mebus var, hepsi Diyap Ağa ‘kadar Türkiye için değerlidir. Sırrı Süreyya Önder ise açıklamalarıyla siyaseten siyasi film senaristidir. Diyap Ağa’yla arasındaki siyasi fark onun bu senarist yanından kaynaklanıyor, hâlbuki ikisi arasında siyaseten hiçbir fark yoktur. Biri tahsilli diğeri ise tahsilsiz meclis azalarıdır. Bilgisizlik ise her türlü kötülüğün anasıdır: Cahil kişi bilgisiz kişidir. Bilgisiz kişi de neyin kötü neyin iyi olduğunu fark etmeden erken öten horoz gibidir, üniversite mezunu olsa bile.

***

Türkiye’nin içine düşürülmekte olduğu “hendek” şiddet ve ’’tezgâhtır’’

HDP’in içerisine sızan bazı diş ve iç köstebekler ve lafebeleri büyük bir tezgâh kurarak Selahattin Demirtaş'ı ve Pervin Buldan'ı harcayacaklar. Oyun büyüktür, onları sevmeseniz eleştirseniz dahi, Selahattin Demirtaş'a ve Pervin Buldan'a bu günden sonra sahip çıkın, çünkü HDP içerisine sızan bu diş ve iç köstebeklerin amaçları bu siyasetçilerin başına tezgâh kurarak, ülkemizi ve halkımızı bir iç savaşa sürüklemektir. Belirtim ya oyun büyüktür, bu iki insanı sevmeseniz bile onları koruyun ve önlem alın.

HDP Kürt sorununun dinamikleriyle politika yapan legal bir siyasi partidir, Selahattin Demirtaş'ta bu partinin genel başkanıdır. HDP'in bu konumu, Türkiye’nin legal siyasal gerekleri ile PKK’nın hedefleri arasında onun sıkışmasına yol açmaktadır.

Kürt Sorunu ile yöredeki hâdiseleri birbirinden ayırmak gerek. Kürt sorunu çözülmeden bölgedeki sorunlar çözülemez. Sorunun çözümünü kolaylaştıracak mekanizmaların devreye girmesi gerekir. Hükümet Kürt entelektüellerle sorununun çözüm için birlikte çalışmalar yürütmeli, barışçıl çözüm için olumlu siyasi adımlar atmalıdır.

Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü, bölünme ve parçalanmada değil, anayasada yapılacak modern değişikliklerle, Başkanlık sistemiyle idare edilen federatif bir yapılanmayla, ortak aidiyet duygusunun temeli olan milli devlete sımsıkı sarılarak birlikte emperyalizme karşı koymakla mümkündür. Sürecin siyasal boyutu Federalizme giden yoldur.

Bu bağlamda HDP'nin 7 Haziran sonrasında AK-Parti ile kesinlikle koalisyon kurmama tavrı ve başkanlık sistemini reddi doğru siyasi bir tavır değildi. Ülkelerin sahip oldukları idari yapı yerel yönetimlerin gelişiminde ve ülke yönetiminde etkili olmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde Başkanlık sistemi, devlet yönetiminde tek bir kişinin başkanlığında hükûmet etme ve devleti yönetme esasına bağlı siyasi YAPILANMADIRBaşkanlık sistemi Türkiye'yi federal bir yapıya götürecektir. HDP artık bu gerçeği görebilmeli ve kabullenmelidir.

Bu yazı toplam 36761 defa okunmuştur
Kurtlere ne lazim?
 // ahmocan
Ozerklik-Ic islerinde serbest, dis islerinde Ankaraya bagli. Yerel Kurt hukumetleri (Guneydogunun baskenti Diyarbakir, Dogunun baskenti: Van), polisler yerel Kurtlerden, Valilige son. Ankaranin topladigi vergilerden pay ve yerel vergi koyma hakki....
26 Şubat 2016 Cuma 06:49