Ümit Yazıcıoğlu

NATO destekli operasyon

29 Temmuz 2015 Çarşamba 13:46

ABD ve NATO destekli PKK kamplarına yönelik düzenlenen hava operasyonu ‘nün Türkiye`ye herhangi bir faydası yoktur. Türkiye Cumhuriyeti devlet olarak takriben 30 yıldır PKK kamplarını bombalıyor, ama PKK bitmedi, aksine daha’ da büyüdü, bölgesel aktör haline geldi. Bu askeri operasyonların durdurulması ve halklarımız arasında daimi barışın sağlanması gerekir.

Bu bağlamda ilk önce değerli Başkan Mesut Barzani’nin açıklamasından bir alıntı yaparak konuya girmek istiyorum. "AK Partiiktidarından önce 'Kürt veKürdistan' ismi yasaktı. Bununla birlikte Kürtlere ait bütün işaretler de bu yasak kapsamındaydı.Türkiye'de barışçıl bir sürecin oluşması için her türlü çabayı ortaya koyduk. Uzun diyalog ve müzakerelerden sonraAK Partive Sayın Erdoğan'ın,Türkiye'de Kürtlerle ilgili önceki partilerden farklı bir düşünce ilesiyaset tarzına sahip olduğunu gördük. Yaptığımız uzun uğraşlar sonucu Sayın Öcalan'ın da barış görüşmelerinin ana taraflarından biri olmasını sağladık. Bu, büyük bir ilerlemeydi. Çünkü AK Parti'den önceki hükümetlerin Sayın Öcalan'a nasıl muamele ettiklerini ve ne gibi hakaretlerde bulunduklarına şahit olmuştuk,"[1] düşüncesinde.

Ben aynen değerli Başkan Mesut Barzani’nin yukardaki bu görüşlerine katılıyorum, çünkü Cumhuriyet tarihinde ilk kez Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürt siyasetini resmen muhatap kabul eden Başbakan'dı. “Erdoğan kahraman Peşmerge’nin Kobani'yi kurtarmasının önünü açtı. Ama Kürdi siyasetin hatalarıyla devir değişti.

Gerçekleri gördüğümüz halde hiç kendimize sormadık, acaba biz Kürtlerle savaşı derinleştiren 1990’lardaki siyasilere hep destek veren Batı dünyası, barış sürecini başlatan Erdoğan'a neden karşı çıktı? Biz Kürtlerle barışan Erdoğan'a bati emperyalizmi niçin savaş açtı? Eğer Kürt siyaseti bu gerçeği fehmedebilseydi bu sorulara cevap bulabilseydi, zaten ortada bir sorun da kalmazdı. Ama bu gerçeği Kürdi siyaset anlayamadı.

Türkiye barışçıl çözüm için olumlu adım, tavır sergiledi. Ancak maalesef bazı taraflar, bu imkânları değerlendiremediler ve gurura kapıldılar. Ve dün ABD’nin açıklamalarını duyduk, DEAŞ nasıl bir terör örgütüyse, terör örgütüyle savaştığını iddia eden PKK da terör örgütüdür diye açıklama yaptı"

ABD Ulusal Güvenlik Başdanışman Yardımcısı Ben Rhodes, Irak’taki PKK kamplarını da kapsayan operasyon hakkında konuşurken, Türkiye’nin terörist hedeflere karşı harekete geçme hakkı olduğunu söyledi; bölgedeki ülkelerin de IŞİD’i yok etmek için birlikte hareket etmesi gerektiğini kaydetti.[3]  Yani Ben Rhodes PKK ile IŞID’ı aynı terazide tarttı. Ve hatta ondan daha ’da ileri giden AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Mogherini, Sayın Selahattin Demirtaş'ı arayarak PKK'nın saldırılarını kınadığını Twitter üzeri belirtti. Hâlbuki Sayın Selahattin Demirtaş HDP’in başkanı ve mebus, PKK ile bir organik bağı yok. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Mogherini PKK’yi kınıyorsa direk PKK ile görüşsün, HDP genel başkanını bu konuda aramasına siyaseten gerek yok. Mogherini’nin Demirtaşa diplomatik ders vermesini ve bunu twittle dünyayla paylaşmasını iyi okuyorum ama makalemin konusu bu değil.

İşte böyle bir ortamda Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 4. Maddesi çerçevesinde Türkiye NATO Konseyi'ni toplantıya çağırdı. NATO’nun Brüksel’de kapalı kapılar ardında yaptığı toplantı öncesinde birliğin genel sekreteri Jens Stoltenberg, “müttefikimiz Türkiye ile güçlü dayanışma içindeyiz”,  ‘’terörizme hiçbir şekline göz yumulamayacağını ve haklı çıkarılamayacağını’’ söyledi.

Çin gezisine çıkmadan önce açıklamalarda bulunan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bu ülkede milli birliğimize kast edenlerle bir çözüm sürecini devam ettirmek, öyle zannediyorum ki mümkün değil. Olması gereken nedir? Milli birliktir, kardeşliktir" dedi. Çözüm sürecinin istismar edildiğini ifade eden Erdoğan, genel seçimlerde sürecin "ciddi manada zarar gördüğünü" söyledi.

Doğu ve Güneydoğu’da silâh tehdidi altında seçim yapıldığından bahsediliyor. Herhalde bir erken seçimde HDP’in baraj altında kalması için ne gerekiyorsa siyaseten yapacaklar.

Daha şimdiden Anayasa’nın 14’üncü maddesini boşuna telaffuz edilmedi! Yasama dokunulmazlığını düzenleyen Anayasa’nın 83’üncü maddesinde , “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır” ifadesi var.

HDP’li milletvekillerine isnat edilen cürüm Anayasanın 14’üncü maddesi kapsamına giriyor! Seçimden önce başlatılmış bir soruşturma göstermek ise iktidar için işten bile değil!. HDP, 35 milletvekili kaybederse, AKP, 258 milletvekili ile tek başına iktidar olabiliyor! Ara seçimlere kadar kim öle kim kala!

Sonuç:

Kalem eğri dilli, mürekkep siyah yüzlü, kâğıt ikiyüzlü! Şimdi kalkıp arzuhalimi yazmaya kimi mahrem kılayım?

Kürd sorunu silahla çözülmez, sorununun çözümü için yeniden müzakerelerin başlatılması, siyasi, askeri operasyonların durdurulması gerekir.  Kandil'i bombalamakla PKK bitmez.

Herkesin bir hesabı var. Çözüm sürecine nokta koyuldu. Türkiye’yi “ ÜÇ CEPHELİ” ve tehlikeli bir savaşın eşiğine çektiler.

Ne olursa olsun, ateşkesin sona erdirilmesi ve PKK'nın saldırılarına devam etmesi, onun Suriye'deki mevzilerini kaybetmesine yol açar.

IŞİD'i ABD desteği ile durdurabilen PKK, bütün lojistik kaynaklarının yer aldığı Türkiye ile neden akılsızca bir savaşa girdi? Anlamak zor.

Davutoğlu,nun "Muhataplar değişir, çözüm süreci değişmez" sözü, çözüm sürecinde değişen Muhataplar kim, sorusunu akla getiriyor.

İşte şimdi eski Erdoğan`ı herkes mumla arayacak.

Bu yazı toplam 4182 defa okunmuştur