Ümit Yazıcıoğlu

Av. Tahir Elçi cinayeti

06 Aralık 2015 Pazar 00:14

"Birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede silahlı çatışma operasyon istemiyoruz" (Av. Tahir Elçi 28.11.2015 Diyarbakır)

Lakin bu akıllı sözlerin hatibi aynı gün Yenikapı Sokak’ta bulunan dört ayaklı minarenin bulunduğu Caminin önünde şehit edildi. Bu suikastla ülkemizde barış, demokrasi ve kardeşlik katledildi. Bu hadise siyasi bir cinayettir ve Türkiye'de siyasi cinayetler döneminin kapanmadığının açık göstergesidir. ‘’İçişleri Bakanlığı'nın görevlendirdiği müfettişler, Av. Tahir Elçi'nin öldürülmeden önce, iki polisi şehit eden PKK'lıları takip eden Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğü ekiplerinin olaya hiç tepki göstermediğini tespit etti’’. Bu cümlelerde gösteriyor ki Av. Tahir Elçi cinayeti devletin ve istihbaratın bölgede zayıf olduğunun kanıtıdır. Ülkede ırkçıların hedefi olan, PKK’yı da eleştirmiş bir insan böyle korunmaz. Müfettişlerin bu tespiti cinayetin aydınlanmasından, gerçeğin ortaya çıkmasından, rahatsız olan çevrelerin var olduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla olay tüm yönleriyle detaylı olarak araştırılmalıdır.

Adaletin kısa sürede işlemesi benim en büyük temennimdir.Öyle anlaşılıyor ki; yetkili makamlar cinayeti aydınlatacak, soruşturma ‘da en kısa sürede neticelendirilecek, katiller yakalanacaktır. Bence Av. Tahir Elçi cinayeti, devletin tasarlayıp sahnelediği bir cinayet değildir. Dört olasılık üzerinde araştırma yapmakta yarar var.Bir suikast planı olabilir. İki olay yerindeki polislerin silahından çıkmış bir mermiylehadise kaza sonucu olmuş olabilir. Üç mermiler hendeklerin olduğu noktadan gelmiş olabilir. Dört mermiler kaçan militanların silahından çıkmış olabilir.

Ben burada kısaca ikinci olasılığı irdelemek istiyorum. İkinci olasılıkta, olay bir kaza sonucu olabilir? Bu savı aydınlatabilmek için olay kriminolojik metotlarla objektif olarak araştırılmalıdır. Olayını izahı ile görevli bulunan Kriminolojik araştırma yetkilileri, hadiseyi maksadı itibariyle ele almak suretiyle, olayı kriminolojik metotlarla aydınlatması gerekir. Zira Hiçbir suç tek saike bağlanamaz. İşte bu bağlamda Av.Tahir Elçi hadisesinde sokak ta koşan o iki militan da cinayet vakasında rol almış olabilirler. Rahmetli Tahir’i vuran merminin polise ait olmadığına dair ciddi ve inandırıcı haberler var. Kameraların ’da görüntülediğigibi Tahir'i sivil polis zanneden militanlar vurmuş olabilir.

Hadise anında güvenlik zafiyeti var. Polislerin yakınlarından geçen saldırganları vuramaması onların beceriksizliklerinden kaynaklanıyor.Her ne kadar savcılık makamı saldırganların vurulduğunu iddia ediyorsa da, saldırganların vurulduklarına dair somut bir delil ortada yok. Videoda izlediğim kadarıyla saldırganların vurulma anını gösteren bir belirti yok. Bölgedeki baro başkanları, bu hadiseden sonra, istesinler ya da istemesinler, devlet tarafından yakın korunmaya alınmak zorundalar.Av. Tahir Elçi hadisesinde POLIS ve KCK zan altındadır.

OLAYIN DERHAL AYDINLATILMASI LAZIM

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin ölümüne uzak atış mesafesinden ateşlenen silahın neden olduğu tespit edildi. Aslında Tahire sıkılan kurşun onun gibi tüm düşünenlere sıkıldı. Onu katledenler bilsinler; bu ülke de milyonlarca Tahir Elçi var.Türkiye'deki Gladio örgütü bu cinayeti işlemiş olabilir. "Avrupa Topluluğu'na üye pek çok ülkede gizli, paralel istihbaratve silahlı operasyon örgütlerinin 50 yıldır var olduğu Avrupa hükümetleri tarafından ortaya çıkarılmıştır. 50yıldır bu örgütlerin demokratik kontrolden kurtulduğu bazı malum gizli servislerince yönetildiği bilinmektedir. Gladio'nun pek çok üyesi, P-2 diye bilinen bir başka gizli örgütün mensubudur. Av. Tahir Elçi'yi P-2'nin öldürdüğünü düşünüyorum. Çünkü P-2'nin uzmanlık alanlarından biri provokasyon tertiplemektir, Av. Elçiyi öldürerek ülkemizi bir iç savaşın eşiğine çekmek istediler.Av. Tahir Elçi'yi öldüren kurşunun P-2'nin silahından çıktığı kesin, hangi amaçla çıktığı adil bir soruşturma ile ortaya çıkarılabilir.

Eğer söz konusu mermi çekirdeği bulunamazsa Av. Tahir Elçi cinayeti ‘faili meçhul’ kalabilir. Adalet bakanı Sayın Bozdağ olay yerinde yapılan incelemede deforme olmuş bir mermi çekirdeği bulunduğunu ve delil üzerinde hassasiyetle durulduğunu açıkladı. Bu açıklamada gösteriyor ki yetkili soruşturma makamları, yetkili savcılarımız cinayeti aydınlatacak, soruşturma ‘da en kısa sürede neticelendirilecek, katiller yakalanacaktır.

Bu arada bu cinayetin olayın aydınlana bilmesi için TBMM’sindeki bir Diyarbakır milletvekilin ne yapması gerekir sorusuna, Leyla Zana’nın meclisteki son konuşmasını irdeleyerek cevap vermeye çalışacağım.

2.) Leyla Zana’nın yemin meselesine gelince

"Bi Hevîya Aşîtî Kî Bi Rûmet Û Mayînde" = Onurlu ve kalıcı bir barış umuduyla'' 17.11.2015 Leyla Zana , TBMM Ankara.

Bu sözün sahibi bence bu sözden sonra yemin metnini kendisi uygun görmediği için okumayıp, yerine oturması gerekirdi. O zaman onun o tavrını bende çeşitli nedenlerle uygun görürdüm. Ama yemin metnini okuyor, bir kelime metnin üzerinde metnin içeriğini değiştirmeden bir kelimelik bir değişiklik yapıyor. Bu siyaseten doğru bir tavır değildir. Bu bir şov yapma veya şark kurnazlığını siyasi arenada kullanarak, kendini siyasi aktüalitede tutabilme meselesidir. O ki yemin metnini doğru bulmuyorsun, bende doğru bulmuyorum, açık açık buradan söyleyeyim, metnin eleştirdiğim yanı çok, o zaman mübarek kendine uygun bir yemin metini hazırlayıp, o metni TBMM’sinde okuman gerekir, onu ’da yapmıyorsun, çünkü anayasadaki boşluğu doldurabilecek bir yemin metini yaza bilme bilgisinden akıl hocaların gibi mahrumsun. Bilakis burada belirtmek istiyorum Sayın Leyla Zana'nın akıl hocaları onu yanılttılar. Halkımızın, bu tip iki gün sonrasını bile göremeyen,anayasaya uygun bir yemin metni yazma kabiliyetinden yoksun olan, akıl hocalarına TBMM’sinde ihtiyacı yok.

Sonuca gelince. Seçimi kazanmasına rağmen, yemin etmeyen veya yemini başkan tarafından geçerli sayılmayan milletvekili olamaz, bu Anayasaya ‘da uygundur. Anayasamızda yemin etme zorunluluğu var, yaptığı yeminoturumu yöneten TBMM Başkanı tarafından geçerli kabul edilmezse, anayasaya uygun bir şekilde yemin etmeyen üye, resmen milletvekili olamıyor.

Bundan sonra Leyla Zana, TBMM’sinde maşını alır, yasama faaliyetlerine katılamaz, komisyonlarda görev alamaz, kanun teklifi veremez.

Eğer bu ortamda herhangi bir Milletvekilliğiniçeşitli nedenlerle Milletvekilliğini yapamıyorsa, istifa etmesi, başka bir insanın mebus olmasına olanak tanıması gerekir, aksi ise anayasaya uygun yemin edip mebusluk yapmaktır. Bu ikisi arasında Leyla Zana’nın şimdi bir tercih yapması gerekir.  Takdir kendisinin.

Anayasada yemin ettikten sonra ettiği yemine uymayan Milletvekiline nasıl bir yaptırımın uygulanacağı belli değil, yeni anayasa yazıldığında inşallah bu konu ’da, anayasayı yapan merci bir çözüm getirir.

Bu iki hadiseden çıkardığım sonuç:

a.) Ulusal ordusu olmayan bir millet ulusal birliğini kuramaz, ulusal birliği kurulmayan veya olmayan bir millet ulusal devletini de kuramaz.

b.) Mecliste Yemin töreninde şov yapmasını bilen Leyla Zana Diyarbakır milletvekili,  şimdi Rahmetli Av. Tahir Elçi’nin katilinin bulunması için TBMM’sinde bir araştırma komisyonunun kurulması için müracaat yapabilecek yetkiye bile sahip değil. Bu mu Kürtlere TBMM’sinde Vekil olabilmek?

c.) Rahmetli Av. Tahir Elçi ve merhum Polislerimizin katilleri derhal yakalanmalı ve yargı önünde hesap vermeliler.

NOT: Bu sütunlar aracılığıyla tekrar hadise günü şehit düşen polislerimizin ve şehit Av. Tahir Elçi'nin başta aileleri olmak üzere tüm sevenlerine sabır diliyor, yaralılar içinde dua ediyorum.

Bu yazı toplam 5646 defa okunmuştur
Derdiniz ne sayin yazar?
 // AzadCihan
Sayin Yazicioglu bumu objektiflik? Firsat buldukca durmadan kürtlere ve temsilcilerine saldiriyorsunuz. Tabiki hatalar ve yanlislar oldumu elestirmek lazim ve herkes fikrini söylemekte özgür olmali. Ama kürtlerin milli menfaati söz konusu oldumu ortak noktada bulusmamiz lazim. Keske kürtleri ve temsilcilerini elestirdiginiz kadar AKP hükemetini ve türk devletini elestirme cesaretini gösterebilseniz. Ama lakin siz bu platformu kisisel öfkelereniz kusmak icin kullaniyorsunuz. Neredeyse bütün bu olan bitenden kürtleri sorumlu tutacaksiniz. Magdur olan kürtleri suclu olarak gösteriyorsunuz. Yazilarinizin iceriligi (ki analizlerinizi hic basarili bulmuyorum, bide profesör unvanina sahipsiniz) bana yandas medyayi hatirlatiyor....
10 Aralık 2015 Perşembe 17:16