Ümit Yazıcıoğlu

Selahattin Demirtaş’ın Brüksel'i ziyareti

10 Ağustos 2015 Pazartesi 12:33

Sayın Selahattin Demirtaş'ın dile getirdiği “tahkim edilmiş ateşkes ”şu anlama geliyor: Ateşkesin sürecin bir parçası olarak resmileşmesi, PKK’nin paralel devlet girişimi uygulamalarına son vermesi. Yol kesme ve kontrollere son verilerek seyahat güvenliğinin sağlanması, Bölgedeki inşaat ve ekonomik faaliyetin engellenmesine, tahribine derhal son verilmesi. Bu olumlu açıklamayı hükümetinde doğru bulduğu kanaatindeyim, çünkü hükümette bu sorunun silahla çözülmeyeceğini bilmektedir. Zaten Cumhuriyet tarihinde ilk kez Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürt siyasetini resmen muhatap kabul eden Başbakan'dı ve aynı zamanda Peşmerge’nin ve Gerillanın Kobani'yi kurtarmasının önünü açtı.

Çözüm süreci için Sayın Abdullah Öcalan bir şeyler yapmak istedi, ancak onun önünü birileri ‘şak' diye kesti. 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından neredeyse İmralı'da unutulmaya terk edildi. Buna nazaran Sayın Öcalan, PKK’nin sınır dışına çekileceğini deklare etmeli, PKK bunu kabul etmeli, silahlar derhal susmalı, müzakerelere yeniden başlanmalıdır. Zaten Dr. Remzi Kartal masaya dönmeye ve ateşkese hazır olduklarını ifade etti. Diğer taraftan akan kanın durdurulması, barışın gelebilmesi için TBMM’de temsil edilen tüm Partilerin siyaset üretebilecek Kürtlerin önünü açmaları zaruridir kanaatindeyim. Hava operasyonları yapmak yerine konuşmaya hazır bir örgütle diyalog kurmak daha akıllıcadır ve Türkiye açısından daha faydalı olur.

Sayın Selahattin Demirtaş Brüksel'de "NATO'ya ve AB'ye yeni bir ateşkes ve karşı yapılan operasyonlar" konusunda Türkiye'ye baskı yapın çağrısında bulunmuş!

Avrupa Birliği’yle müzakereleri yapan ’da, NATO'ya üye olan da Türkiye Cumhuriyeti Devleti dir. Öyleyse ‘’kimi kime şikâyet ediyoruz’’ sorusuna cevap aramaya bende başladım. AB, ABD ve NATO’ya göre çözüm sürecine geri dönülmesi için atılacak ilk adım PKK’nin askeri saldırılarına derhal son vermesidir. PKK’ye yönelik mücadeleyle ilgili olarak Türkiye’nin kendi savunma hakkına saygı duyduklarını vurguluyorlar.

Türkiye’nin yaptığı askeri ve siyasi operasyonların PKK tarafından başlatılan saldırılara bir cevap olarak yapıldığı düşüncesindeler.

Çözüm sürecine ilişkin duruşları kısaca şu; çözüm süreci bir iç meseledir, iç süreçtir ve öyle de sürmelidir. Çözüm sürecine geri dönülmesi için atılacak ilk adım PKK’nin askeri saldırılarına derhal son vermesidir, düşüncesindeler.

Dost acı söyler, Suriye’deki yerel unsurları ve dolayısıyla PYD'yi taktiksel olarak destekliyorlar, ama onların bu taktiksel destekleri stratejik müttefik anlamında değil, çünkü AB, ABD ve NATO için stratejik müttefik tanımı çok farklı anlamlar içeriyor. Dolayısıyla ben bunların YPG ve PYD’yi bile DEAŞ’a karşı verilen savaşta kendi çıkarları için ölüme giden piyade olarak kullanmak istedikleri kanaatindeyim, çünkü YPG ve PYD’yi bunlar asla stratejik müttefik olarak değerlendirmiyorlar. Ve hatta Cordesman raporunda, ‘YPG ve PYD’nin bölgede öncelikli partnerleri’ olduğunu belirtiyor, stratejik müttefikleri olduğunu vurgulamıyorlar.

AB, ABD ve NATO aslında birleşik Suriye’yi destekliyor ve etnik ve dini kökenlere bakılmaksızın, tüm unsurların temsil edileceği bir hükümet hedefliyor. DAEŞ’in bölgeden uzaklaştırılmasına yardımcı olan yerel güçlerin, bu bölgelerin demografisinin değişmemesine saygılı olması gerektiğini açık açık vurguluyorlar, bu vurgulamayla ilerde herhangi bir sorun doğduğunda YPG ve PYD'yle bugün yürüttükleri taktiksel işbirliğini yarın bozabilecekleri işaretlerini daha şimdiden belirtiyorlar.

Kandil'in ve Öcalan'ın Demirtaş’tan rahatsız olduğu gibi haberler Avrupa ’dada yapılıyor. Aslında bu haberler vasıtasıyla Demirtaş’ın yıpratılması isteniyor, bunun karşılığında Öcalan’ın yeni bir rol daha üstlenmesi arzu ediliyor. Ama bu plan artık maya tutmaz, çünkü Sayın Demirtaş HDP’nin eş genel başkanı. Seçimle iş başına gelmiş. Delegeler onu bu göreve seçmiş. Delegeler arzu ederse onu görevinden alırlar Sayın Öcalan gibi bir kişinin de HDP başkanlığına ve Demirtaş’ın pozisyonuna rakip olma durumu yok, çünkü kendileri halen imarlıda izolasyon ve tecrit içerisinde tutuklu bulunuyor.

Diğer taraftan zaten Sayın Selahattin Demirtaş liderliğini ispatladı. Bu durumdaki HDP liderine Öcalan seni görevden alıyorum diyemez. Başarılı işler yapan, göze giren, sevilen, insanları bir o kadar çekemeyen kin duyan ve bu başarısını gölgelemek isteyen insanlar vardır. Dolayısıyla herkes adabı kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar değerlidir. Allah hakkımızda düşündüklerinizin iki katını size de versin.

Seçim sonrası zafer sarhoşluğuna kapılanlar Öcalan'ın adını silahlar patlayana dek hiç anımsamadılar. Ankara’nın güçlü bir irade göstermesi ve operasyonları başlatması üzerine Öcalan'ı yeniden hatırlamaya başladılar.

Bu gerçeği de kimse bundan böyle inkâr edemez. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın PKK ve HDP'ye karşı sert eleştirilerini yakında duyacağız. Temennimiz Kürdi siyasetin Öcalan’ın açıklamalarını ciddiye alıp bundan sonra hata yapmamasıdır.

Diğer taraftan Sayın Cumhurbaşkanı ülkesini krize sokma riski alıp bir zamanlar Kürt halkına verdiği barış girişimi sözünü toprağa şimdi gömmemelidir, çünkü halklarımız barış istiyor, savaş değil.

Bu yazı toplam 5919 defa okunmuştur