Ümit Yazıcıoğlu

Yeni anayasada Kürt sorununun çözümü

15 Haziran 2011 Çarşamba 12:19

AKP’nin yüzde 49,9 oy alarak iktidarını güçlendirdiği 24'üncü genel seçimlerin ardından, yeni anayasa ve Kürt sorununun çözümü konularında Meclise büyük görev düşmektedir.

Dolayısıyla mecliste anayasayı tek başına değiştirebilecek sandalye sayısına erişemeyen Adalet ve Kalkınma Partisi yeni anayasanın diğer partilerle uzlaşarak hazırlanması yönündeki çağrılar yapıyor.

Bu çağrılara Barış ve Demokrasi Partisi biz Kürtlerin çıkarlarını ciddi bir şekilde göz önüne alarak, olumlu, diplomatik fakat sorunun çözümü için tavizsiz siyasi yanıt vermelidir.

Bu bağlamda hükümetle yapılacak müzakerelerinsadece parlamento içinde yürütülmemesi, Önümüzdeki süreçte Kürt meselesinde Sayın Öcalan’ın perspektifi, yaklaşımı, hem Kandil hem de parlamentoya giren grubun senkronize olmuş bir biçimde bu meseleyi hükümetin önüne getirip zaman zaman onunla parlamento düzeyinde hükümeti ikna etme ve belli politikalara yönlendirme konusunda çabalarının olması zaruridir. Zira anayasa değişikliği CHP’nin oylamasıyla gerçekleşirse, biz Kürtler için pek olumlu olmamaya bilir.

Ayrıca cumhurbaşkanlığı seçimini de dikkate alacak olursak Başbakan’ın BDP ile sorunun çözümü için uzlaşma arayışında olacağını düşünüyorum. Erdoğan'ın son aylarda Kürt sorunu konusunda sertleşen söylemi ve icraatını Türkiye'nin batısında milliyetçi oyları almaya yönelik bir seçim manevrası olarak görenlerde bilmelidirler ki, Başbakan'ın balkonkonuşmasından da anlaşıldığı gibi seçim mücadelesi şimdi arkada kaldı, artık bazı adımlar atılabileceği şeklinde yorumlanmalıdır, düşüncesindeyim. 

Ülkemizin anayasaları geleneksel olarak değiştirilmesi zor olan, bir başka deyimle sert anayasalardır. Ben bu durumu göz önünde bulundurarak, Türkiye’nin anayasa değişikliğini üç vadede gerçekleştireceğine inanıyorum. İlk önce kısa bir süre içerisinde Erdoğan’ın başkanlığında yeni bir hükümet kurulacak. Daha sonra anayasa tartışmaları detaylı olarak başlayacak ve BDP’nin de önerileriyle bir uzlaşma sağlanarak, Evren Cuntasının hazırlamış olduğu anti demokratik olan 12 Eylül anayasası değiştirilecektir.

Bu değişiklikler yapıldığında BDP açısından daha çok Kürt meselesinin çözümü öne çıkacaktır. BDP’nin bu sorunun çözümüyle ilgili çalışmalarının içerisine Başkanlık sistemini de dâhil etmesi gerekir.  Biz Kürtlerin taleplerini karşılayacak bazı değişiklikler önemli tartışmalara ülkede neden olabilir, uzlaşmayı zorlaştırabilir. Dolayısıyla BDP Başkanlık sistemine geçişi göz önünde bulundurarak, elindeki siyasi gücü güzel kullanmalıdır. Çünkü ülkemizde yönetimde istikrarın ve temsilde adaletin sağlanması için en kestirme ve en pratik yol yüzde 10'luk olan secim barajının acilen yüzde beşe çekilmesi ve anayasada yapılacak değişikliklerle başkanlıkla idare edilen on iki bölge belediye başkanlığından oluşan, yeni bir idari yapıya geçilmesi olacaktır, kanaatindeyim.

Dolayısıyla bu bağlamda belirtmekte yarar görüyorum, “Türkiye, Avrupa Konseyi’nce sunulan” Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı, 21 Kasım 1988 günü Strasburg’da imzaladı ve bunu 8 Mayıs 1991 tarih ve 3723 sayılı yasa ile onayladı. Bu anlaşma ülkemiz için, “özerk yerel yönetimler” öngörmektedir. Bu anlaşmanın “Önsöz” kısmında; “Özerk yönetimlerin korunması ve güçlendirilmesinin (...) idarede adem-i merkeziyetçiliğe dayanan” bir yapı oluşturulmasına önemli bir katkı sağlayacağı açıkça belirtilmektedir.

Zaten, “Özerk Yerel Yönetimlerin Anayasal ve Hukuki Dayanağı” başlıklı 2. maddesinde de aynen; “Özerk yerel yönetimler ilkesi, ulusal mevzuatla ve uygun olduğu durumlarda Anayasa ile tanınacaktır” belirlemesi mevcuttur.

Dolayışıyla bu Anlaşmanın 3. maddesinde de “Özerk Yerel Yönetim Kavramı” aşağıdaki şekilde tanımlanıyor: “Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yürütme hakkı ve imkânı anlamı taşır”. “Yerel makamlara verilen (bu) yetkiler, normal olarak tam ve münhasırdır” (Md. 4/4). Anlaşmayı imzalayan devletler, “yerel yönetimlerin (bu) temel yetki ve sorumluluklarını Anayasa ya da kanun ile belirlemek” zorundadırlar (Md. 4/1).

Bahsini ettiğim buanlaşmaya göre; yerel yönetimlerin coğrafi sınırlarını da ilgili devlet dilediği gibi değerlendiremez. Bunun için o bölgede yaşayan yerel halka danışmak zorundadır (Md.5). Anlaşmada “Özerk yerel yönetimlerin ekonomik altyapısı da göz önünde tutularak; “Yerel makamlara kendi yetkileri dâhilinde serbestçe kullanabilecekleri yeterli mali kaynaklar sağlanacak”!,ibaresi mevcuttur.

Türkiye’nin bu anlaşmaya herhangi bir çekince koymamıştır, bilakis düzenlemeye imza atmıştır. Bu anlaşmanın içeriğini belirleyen temel hükümler 20 paragraftan ibarettir. Bunları kabul etmek, yerel yönetimlerin özerkliğini taahhüt etmek anlamına gelmektedir. Bu bağlamda AKP Hükümeti’nin, şimdi yapması gereken, Özal’ın bu konudaki 1988 de ve 1991’de verdiği uluslararası taahhüdünün gereğini yerine getirmektir.

Kısacası bu sütunlarda 19 Nisan 2010 Pazartesigünü belirtiğim gibi, eğer Sayın Başbakanımız Erdoğan ülkemiz için başkanlık sitemini doğru buluyorlarsa, bilmeleri gerekir ki,  bu sistemin Türkiye’de uygulanması ister istemez idari yapanında modernleşmesini birlikte getirecektir. Yolsuzlukların, suiistimallerin önünü engelleyen ciddi tedbirlerin alınması Başkanlık sisteminde mümkündür.

Ülkemizde Kürt meselesinin çözümü, yönetimde istikrarın ve temsilde adaletin sağlanmasının en kestirme ve en pratik yolu, bugün yüzde 10'luk olan secim barajının acilen yüzde beşe çekilmesi ve anayasada yapılacak değişikliklerle başkanlıkla idare edilen on iki bölge belediye başkanlığından oluşan, Kürt meselesini çözen idari yapıya geçilmesi olacaktır, kanaatindeyim.

Not: Değerli Tekman Halkı ’’Tekman’lılara çağrı’’ başlıklı 26 Mayıs 2011 tarihinde bu sütunda yayınlanan makaleme 11.6.2011 tarihinde vermiş olduğunuz olumlu yanıttan dolayı sizlere şahsım adına teşekkür ediyor önünüzde saygı ile eğiliyorum. Bijî yekitî, bimre koletî…

Bu yazı toplam 8853 defa okunmuştur
yerinden yönetim modeline geçmeli Türkiye.
 // Akif
İdarede adem-i merkeziyetçiliği can-ı gönülden destekliyorum. Benim de talebimdir, yerinden yönetim modeline geçmeli Türkiye. Fakat BDP’nin içeriklendirdiği haliyle ‘Demokratik özerklik kabul görmüştür’ sonucuna varabilir miyiz? Halk gerçekten de demokratik özerkliği oyladıysa, sonuç ortada!

BDP Eşbaşkanı Filiz Koçali, bağımsız adayların ortak bildirisini okudu Diyarbakır’da. Sandıktan aldıkları muazzam güçle diğer partilere ayar çekiyorlar. “Bu son şans, ya dediğimiz olur ya da siz bilirsiniz, savaş dili derhal terk edilsin’’ türü komutlar verirken, savaş dilini terk mi etmiş oluyorlar?

“Dediğimize geldiniz geldiniz, gelmezseniz ya herro ya merro’’ söylemi, demokratik bir uzlaşma dili midir, yoksa tehdit ve dayatma dili mi?...
17 Haziran 2011 Cuma 00:01
Anayasa değişikliği
 // Hanifi Işık
Sen hep Kürdi duruş ğösteriyorsun. Malumun ERDOĞAN'ın seçim zaferinin ardından, öncelikli hedefi yeni anayasa olacak, fakat bu konuda yeterli sandalyeyi çıkartamayan AKP'nin, muhalefetin oylarına ihtiyacı var, ama Anayasa için Kemal beyin kapısını çalacağız diyen Başbakan ERDOĞAN'a, KILIÇDAROĞLU'da yeşil ışık yaktı. Kapımız açık, buyursun gelsin dedi. Anayasa değişikliğine olumlu bakan MHP'ninse, 3 kırmızı çizgisi olacak. BDP ye iste ihtiyaç yok, sen bunları niçin yazmıyorsun....
16 Haziran 2011 Perşembe 01:04
ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
 // Abdullah Yılmaz
Hocam ,size sonsuz teşekkür borçluyum. İnşallah hocam daha ilerisi sizinde hedefinizdir. Sizin vermiş olduğunuz desteklerle zoru Tekmanda başardık. Desteğinize çok teşekkürler.ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN HOCAM.SAYGILARIMLA...Ellerinizden Öperim....
16 Haziran 2011 Perşembe 00:50