Özgür Amed

Bordo Klavyelile​r Cenneti

21 Ekim 2011 Cuma 21:41

Ordudan önce basının manşetlerden Kuzey Irak’a girdiği ülke hangisidir diye sorsak cevap vermekte zorlanır mısınız bilmem ama Polonyalı muhalif Şair-yazar Stanislaw Jerzy Lec’in “Öyle büyük boş laflar vardır ki, içinde bir millet esirdir.” söylemine tam olarak denk düşen bir ülke biliyoruz, biliyorsunuz. Cevabı da pek zor görünmüyor o ülkenin. Çünkü içi boş ritüeller senfonisinin azılı milliyetçilik ve ‘intikam’ sosları ile perçinlendiği şu günlerde bir akıl tutulması var ki, insanın nutkunu da tutuyor.

Tanımsız ve sürtünmesiz bir zeminde ırkçı, cinsiyetçi hilkat garibesi sözler dökülüyor da dökülüyor. Sosyal medyanın görülebilecek tüm ‘yapısal şiddet’ fotolarının turnusol yüzü de bu manada iyi bir mercek tuttu çoğu şeyi tekrar tekrar anlamlandırmamızda.
 
Son üç gündür, özellikle Twitter’de bir ülke kurtarma tatminidir almış başını gidiyor. Kürtlere her türlü hakaretin serbest olduğu ve atıp-tutmanın pohpohlanmaya eşdeğer denk geldiği sosyal cinnet ağlarının coşkun ruhları sadece ünsüzler değil, TV programcıları, köşe yazarları, aktörler ve daha pek çok merciden şahıs “kan istiyoruz, yetti artık” diyor. Ermeni katliamından bahsedince beyin felcine uğrayanların “Operasyon değil katliam istiyoruz” sözleri ulu orta dolaşımda duruyor.

Yine Facebook gibi yaygın kullanılan sitelerde profiller ve hayran sayfaları üzerinden tüm “kahraman geçmiş” güncelleniyor. Irkçı türkücülerin şiirleri ve şarkıları yeniden dinletilip “Kürdün nankörlük” boyutunun ispat yarışına giriliyor. Tanınan Kürt simaları üzerine akıl almaz bir cinsiyetçi dille hakaretler yağdırılıp videolar hazırlanıyor.
 
İşin ilginç tarafı da şu; bu aşırı milliyetçi hezeyan yaşayanların olan bitenden zerre haberleri yok. Kovana çomak sokulunca ileri atılan cesur arının vızıltısı ile içinde boğulduğu “medyatik propaganda”nın ve üst mercilerin “metaneti”nde gözüne inmiş kalas kalınlığında ki perdenin 90 yıllık tüm klişe ve ezberlerin kutsayıcısı oluveriyor. Akşam başlayacak olan bir dizi film yâda derbi maçı ile normal ruh haline geri dönen bir kitlenin tedavülden kalkamayan simaları bunlar.

Kışkırtıcı tutkunun sokağında eline çiftesini alıp rahatça ateş edebilen, gördüğü ilk BDP binasına saldırıp, linç kültürünü alevlendiren insanların ruhuna sinmiş kekremsi Gökçe Fırat bakışı ile ülkeyi bölmekten kurtardığını zan edişinin acı, acınası, trajikomik görüntülerine tekrar nailiz şu aşamada.
 
“Kandil’e bayrak dikme” fantezisinin BDP Nazilli şubesine bayrak asılması ile rahatlayıp nefes alan, “Braveheart”ımsı maceraları bununla da sınırlı değil. İntikamı soğuk yemek olarak yiyenlerin ‘gül’ açan halinin de hakkını vermek isteyen bu simülasyon kuşağı, “İntikamımız misli olacak” söyleminin de sırt sıvazının farkında. 99 depreminde, evi yıkılmış, ailesini yitirmiş bir annenin “Bu deprem neden doğuyu vurmuyor” diyebilen tanımlanamaz ruh coşkusunun tam da paralel evrenini görüyoruz şu günlerde.

Sorgusuz sualsiz ve derinleştirilen Kürt avından memnun olan “adet sayıcı” iç işleri bakanının “bakan iç dünyası” tüm şiirselliği ile yeni saldırıların kucaklayıcısı olmaya devam ediyor.

Övünç kaynağının operasyon ve kara harekat sayısı olan mantığın tek düşünüp glikoz harcadığı şeyin de “Bu yeni harekat’ın adı ne olsun acaba?” olması şaşırtıcı olmuyor…

Oysa çocuklara anlatılan şu hikâyeden bile sebep-sonuç ilişkisi kurması beklenir. Rivayet edilir ki, parçalanmış bir avın başında duran Aslan, Tilki ve Köpek tartışmaktadır. Söz alan tilki “Yumuşak et parçaları benim, kemikler aslanın ve diğer uzuvlarda köpeğin olsun” deyince, Aslan’dan yediği sert darbe ile bataklığın içine düşer. Aslan paylaşımın nasıl olacağını köpeğe sorar ve şu cevabı alır: “Yumuşak et parçaları senin olsun, kemikleri ben alırım. Diğer uzuvlarda tilkiye kalır.” Cevaptan memnun olan aslan “Aferin sana! Nerden aldın bu aklı?” diye sorunca köpek sadece kuyruğu dışarıda, bataklık içinde olan tilkiyi işaret ederek “Bu durumdan” der.
 
Tamamen bataklığa batmış yöntemlerle her seferinde medet uman bir hükümet, sanırım bu ülkenin kaderi. Sözün bittiği yerde, yeni cümleler kuramayanların mevzi kurması öğretisi bir sendrom gibi tekrar ediyor. Savaşın özgürlüğüne soyunan sistemleri de arkasına alarak analara yeni gözyaşları hediye ediliyor.

O halde başların hipermetrop vicdanında ders alma yok iken, sanalın klavyesi neden titremesin?

Bordo klavyelilerin küfürleri neden dursun?

Kürde en kolay ve rahatça saldırıp bunun “tagı” ile neden gurur duymasın ve izin vermesin?

Yarattığı sanal milliyetçi yaşamın yeşermesinden neden mutlu olmasın?

Akıl-fikir diliyorum...

Bu yazı toplam 16497 defa okunmuştur
amed
 // gerek yok
özgür amed yorumlarını bekliyoruz ne zaman yazcn....:(((...
02 Kasım 2011 Çarşamba 20:09
Doğan
 // Baran
Özgür Amed, heval çok iyi yazıyorsun, ben ve birçok arkadaşım senin yazılarını merakla bekliyor ve ilgiyle takip ediyoruz. Yüreğine kalemine sağlık heval.....
31 Ekim 2011 Pazartesi 13:52
21:07
 // goyi
aynen...
29 Ekim 2011 Cumartesi 21:07