Necip Çapraz

Yerel Gazeteciler

10 Şubat 2009 Salı

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde uzun yılardır gazetecilik yapmanın ne kadar zor olduğunu iliklerimize kadar yaşadık. Bu nedenlerle yaşamın zor anları, yaşayamadığımız çocukluğumuz, gençliğimiz, babalık dönemimiz hepsi yaşanmamış anlar olarak belleklerimizde durmaktadır.

 

Aslında her gün silahların patladığı, ölümlerin olduğu, birilerinin birilerine 24 saat “zanlı” gözüyle baktığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Tabii ki kim, kime göre zanlı. Kim polis, kim asker, kim Jitem, kim Ergenekoncu, kim PKK"li, kim MİT, kim JİT, kim faşist, kim çete, kim korucu, kim Hizbullah, kim cemaatçi, kim militan, kim gerilla bilemiyorsunuz bu coğrafyada. At izi it izine karışmış gibi bir durum söz konusu. Çeşitli rollerde çeşitli çeşitli karakterlerde görülen kişilikler.

 

Yıllarca bölgede yaşanan şiddet ortamını ülke gündemine aktaran, aktarırken ulusal medyanın kendine göre çeki düzen verdiği haberlerin ceremesini yine çeken yerel gazetecilerdi. Cereme derken, yerelde olan olayların ulusal medyada tam zıt olmasının sebebi yine yerel medya mensuplarında görüldü.

 

Valilik açıklamaları, halkın “yalan” isyanına rağmen ulusal medyada farklı yansıdı. Ulusal kanallar ve ajanslar yerel medya sırtından trilyonlar kazanırken, yereldeki elemanlarına çay parası yolladılar. Hep sömürdüler, hep asalak olarak sırtlarından beslendiler.

 

Kendi elemanları güvenlik mensuplarının elinden dayak yediğinde bu durumu kendi kanallarında haber yapmaktan çekindiler. Bazı elemanlar yıllardır hiçbir sağlık güvencesi olmadan çalışıyor.

 

Tüm bu kişiliklerin arasında yaşarken kişiliğinizi kaybetmeden yaşamak zordur. Hele gazetecilik yapmak çok daha zordur.

 

Kim olursanız olun öncelikle bir insansınız, belki bir anne veya baba, belki bir çocuk, bir adamsınız. Yaşama hakkınızın olması gerekir. Kimsenin, yaşam hakkınızı elinizden almaya hakkı yok. Kimse sizin özgürlüğünüzü kısıtlayamaz. Herkesin kendini sakladığı, tanınmak, deşifre olmamak istediği bir coğrafyada objektif gazetecilik yapmak veya objektif gazeteciliğin gereklerini yerine getirmek çok zor. Bu zorlukların merkezinde bence gazeteci vardır.

 

Gazetecinin kimliğini kullanmaktan korktuğu “Olağanüstü hal”den, bugün insansızlaştırılmaya çalışılan “güvenlik bölgeleri” ile görevlerine tekrar ambargo konulan gazeteciler, güvenlik aramalarında çok bekletilir ve toplumsal olaylarda da herkesten daha fazla dayak yer.

 

1994 yıllında bir grup arkadaşla kurduğumuz televizyonumuzda günlük yaşam için yaptığımız röportajlarda bile konuşmak, görüntülenmek istemeyen insanları gördüm. Yüksekova çetesi, Hakkâri genelinde Ergenekon"un at koşturduğu süreçlerde gazetecilik yaptık. Tüm bunlara rağmen yaşamamız sanırım çok büyük bir tesadüf ve başarı olacaktır.

 

Birilerinin gazeteciyi “ajan”, “işbirlikçi”, birilerinin “vatan haini”, “bölücü”, birilerinin “ihaleci matbaacı”, birlerinin “ihaleci gazeteci” diye sıfatlarla bol fişlediği bir meslek olan gazeteciliğin zorluklarını anlatmak da zor bence. En fazla öldürülen, en faza dayak yiyip malzemeleri kırılan başka bir meslek insanı yoktur.

 

Meslek birliklerinin yaptırım gücü, örgütlenme ve meslek içi dayanışma şansı en zayıf olanı gazetecilerindir. Özellikle doğuda kurulu bulunan meslek örgütleri diğer adıyla cemiyetler ise “tabela cemiyetleri”dir

 

9 Şubat 2009 Pazartesi gece saat 23.00"te usta gazeteci Tayfun Talipoğlu"nun TRT 1 kanalında hazırlayıp sunduğu  “Nasılsınız” programında “Yerel medya ve yerel medya mensuplarının sorunları” konusu tartışıldı. Bu programa ben de davetliydim ancak Van"da hava muhalefeti nedeniyle uçak seferleri iptal edilince programa katılma şansımı kaybettim. Bunun üzerine programda dile getirmeyi düşündüğüm sorun ve sıkıntıları köşemde okuyucularımızla paylaşmak istedim.

 

Gitmeden önce hem Hakkâri"deki hem de bölgedeki gazeteci arkadaşlarımızın da görüşlerini almak istedim. Onlara “Sizce sorunlarımız nelerdir?” diye sordum. Sağ olsun kimisi anında kimisi de bana sonradan maille cevap verdi. “Ben sorunlarımızı ne kadar biliyorum. Aklıma gelmeyen sorunlarımız nelerdir.” diye geniş bir şekilde bilgilenmek istedim. Bunların bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.

 

İşte bölgede gazetecilik yapan meslektaşlarımızın ağzından yerel medya sorunları:

 

Hişyar Barzan  Şerefhanoğlu (Bitlis): Gazetecilik, halkın haberdar olması mantığından sıyrılmış, halktan haber saklar duruma gelmiştir. Gazetecilik, bir ideal olduğu kadar bir yanı da ticari bir faaliyettir. Ancak gazetecilik mesleğinin tüccar mantığı çerçevesinde yapılıyor olması mesleğimizin prestijini sarsmaktadır. Gazetecilik mesleğinin devamı için yadsınamaz bir gerçek olan “Resmi İlan Yayınlama Hakkı”, gazetecilik mesleğini ayakta tutmaktan öte yerel ve idari yöneticiler tarafından gazetecileri elde etme aracı olarak kullanılmaktadır. Bu çerçevede siyasi erke ters olan, idari ve mülki amirin yaptığı yanlışları ortaya koyan, muhalif bir bakış açısına sahip olan (gazetecilik mesleği de muhalif bir bakış açısına sahip olmayı gerektirir) gazetelerin resmi ilanları bir bahane ile kesilerek, bu gazetelere yaşama şansı tanınmamaktadır. Resmi İlan Yayınlama Hakkı ve ilan alacak gazeteler ile gazeteler arasındaki ilan paylaşımı merkezi idarenin bütüncül etkisinden uzak tutularak, özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bunun içinde İl Basın Bürosu Müdürlüklerinin lağvedilerek, bunun yerine idari yönetim ve gazetecilerin eşit temsil edildiği bir kurul oluşturulmalıdır.

 

Gazetelerin sadece resmi ilan yayınlama hakkı ile yaşamlarını devam ettirme mantıkları mutlak suretle değişmeli, abone ve satış gelirleri arttırılmalıdır. Bunun için de sürekli artan girdi maliyetlerinin devlet tarafından uygulanacak bir sübvansiyon sisteminin hayata geçirilmesi gereklidir. Örnek olarak gazetelere ön gördükleri tirajları kadar gümrüksüz kâğıt olanağı sağlanmalıdır.

 

Yerel gazetelerin ulusal gazeteler karşısında salt resmi ilan yayınlama hakkıyla durmalarının bir an önce önüne geçilmelidir. Bu anlayış, karşımıza “Kamyonunu satarak gazetecilik vasfına” bir şekilde kavuşmuş insanları çıkarır. Ki bu da mesleğinin gereğini yerine getirmek isteyen gazetecilerin umut ve şevklerini kırmaktadır.

 

Yerel gazetelerin daha çok sayıda fikir işçisi çalıştırmaları, sayfa sayısını arttırmaları ve renkli baskıya geçmeleri için gerekli kaynak devletten talep edilmelidir. Bu yolla hem gazeteciler ciddi bir nitelik kazanacak, hem de sayfa sayılarını arttıran gazeteler doğal olarak çok daha fazla sorunu sütunlarına yansıtarak halkın dili olacaklardır.

 

Türkiye genelinde hamalların dahi etkin bir sivil toplum örgütü olarak bir güç haline geldiği ülkemizde gazetecilerin bir dernek konfederasyonu olmaması ve sendikasız çalıştırılmaları; gelecekleri açısından gazetecilere kaygı vermektedir.

 

Hakkâri"de çalışan ismini vermek istemeyen bir gazeteci:  Sorunların en büyüğü, bazı ajansların yıllar geçmesine rağmen elemanlarını hala sigortasız ve kadrosuz olarak çalıştırmasıdır. Ayrıca kurumlarda “Haber alma yasağı” gazetecileri sıkıntıya sokuyor. Yaklaşık 2 yıl önce kurumlara haber yasağı getirildiği için kurum müdürlerinden haberler için, iyi hizmetler bile olsa, izin alınmadan haber yapılamıyor. Yerel gazetelerin de en büyük sıkıntıları ilanlardan kaynaklanıyor, fazla ihale ilanları alınamadığından bazı gazeteler kapanma noktasına gelmiş. Bölgede etkin gazeteciler cemiyeti olmadığı için arkadaşlar bazen zorlukla karşılaşıyor. Gazeteci bir yerde engellendiği ve tartaklandığı zaman arkasında duracak kimse olamıyor.

 

Vekil Öğretmenlik yapan “İletişim Mezunu” bir gazeteci ve bir özel ajansa haber geçen ve isminin açıklanmasını istemeyen bir arkadaşımız: Resmi kurumlar gazeteciler arasında ayrım yaparak, gazetecilerin birbirlerine haber atlatmalarına neden oluyor. Bu ayrımcılığa bir son verilmesi gerekir. Bir olumsuz haber yapıldığında bazı yetkililer haberi yapan gazeteciyi direk hedef alıp faaliyetlerine ve kurumlarına girmelerini engelliyor. Bazı muhabirler ise canla başla görev yapmalarına ve ajanslarında aylıklarını zamanında almamalarına rağmen iş bulamadıkları için ise çalışmayı sürdürüyorlar. Yani TV ve gazeteler yöredeki tüm işleri muhabirin omuzlarına bırakıp hak ettiğini bile zamanında vermiyor. Özelikle son günlerde kendilerini parti üyesi veya elemanı gösteren bazı kişiler partiyi kullanarak gazetecilerin çalışmalarını engelliyor. Parti gençlik kollarının buna el atıp bir çözüm bulması gerekir. Aksi takdirde parti bundan dolayı büyük zarar görecek… Haberi doğru olarak kamuoyuna yansıtmak için yetkililerden rahatlıkla bilgi alamamaktadırlar. Yetkililerin yörenin zarar görmemesi için kapılarını açık tutması gerekir. Bazı kurumların ilanlarını almalarına rağmen bu ilanların paralarını zamanında alamıyor. Bundan dolayı da personel maaşlarını ödeyemiyor. Gazeteler günlük çıktığı için gelirler giderleri karşılayamıyor.

 

Hakan Taş (Hakkari): Ulusal muhabirler kadro alamamaktan şikâyetçi, Sosyal güvencelerinin olmayışından, Matbaaların tek sorunu ise gelirlerinin sadece ilan olması, Yetkililer eleştiri kabul etmiyor, eleştiri ile hakareti ayırt edemiyorlar. Özellikle üst düzey idareciler tayinleri çıktığında yerlerine gelenler de aynı geleneği sürdürüyor. Tanımadan, görmeden halk ulusal muhabirlerden yana dertli. Çünkü sadece protokolün gündemini yansıtıyorlar. Ulusal şirketler çok şey istemekteler ama muhabirine de hiçbir şey vermiyorlar.

 

Kayseri"de bir özel ajansa haber geçen ve isminin açıklanmasını istemeyen bir arkadaşımız: Batıya göre Van, Hakkâri, Muş ve Bitlis gibi illerde çalışan gazeteci arkadaşlar, her türlü imkâna sahip olamıyor. Ancak batıdaki gazetecilerin mesai saatinden tutun mesai ücretine, ulaşım imkânından sosyal haklarına kadar her türlü imkân sağlanıyor. Maalesef doğuda çalışanlar için böyle bir imkânın olduğunu söyleyemem, ama istisnalar hariç. Öncelikle bu dezavantajlık durumun düzeltilmesi gerekir. Birde haber kaynağı konusunda doğuda çalışan gazeteci arkadaşların büyük bir sıkıntısı var. Örneğin Van Gölü kenarında piknik yapan bir ailenin görüntüsünü veya fotoğrafını çekerek televizyon veya gazetelerde yer vermek, o kişilerin çevresi tarafından ayıplanacakmış gibi bir durum var. Bu da gazetecilik mesleğinin haber kaynağından bilgi almasını olumsuz etkiliyor. Bu gibi sıkıntıları ortadan kaldırmak için de eğitim seviyesinin yükseltilmesi gerekir.Avantajlarına gelince de, doğu haber yönünden zengin bir yöre. İnsan manzaralarından doğal güzelliklerine, fakirlikten aşiret düğünlerine, hasta kurtarma operasyonlarından terör olaylarına kadar çok zengin bir gündem var. Bu yönden de batıdaki gazetecilere göre avantajlı olduğunu düşünüyorum.

 

Daha önce bölgemizde gazetecilik yapıp şuan yurt dışında bir özel ajans için çalışan gazeteci arkadaşımız: Başta sosyal güvenceleri yok,  Maddi yetersizlik,  Merkezdeki meslektaşları ile aynı haklara sahip değil, Taşra muhabirleri imkân ve habere imkânsızlıklar nedeniyle ulaşmada zorluk çeker. Bunun en büyük sebebi teknik açıdan donatılmamasıdır. Medya patronları köle gibi çalıştırdığı taşra muhabirinden aynı anda foto, haber ve görüntüyü çekmesini ister. Meslek eğitiminden geçirilmeyen muhabirlerden çok şey isteniyor bu da yanlış yapılanmaya neden oluyor.

 

Rahmetullah Aydoğdu (Bitlis -Tatvan): Araştırma haberciliğinin azlığı, tarafsızlık ilkesine uyulmaması, can ve iş güvenliklerinin olmaması, haber kaynağına ulaşma zorluğu(önündeki engeller), haberlerin sansürlenmesi, haber merkezlerinde haberlerin değiştirilmesi(haberciyi zor durumda bırakıyor), haber hırsızlığı(kes kopyala yapıştır mantığı), sorunların çözümüne yönelik haberlerin azlığı, haberciliğin rantsal anlamda kullanılması(kişisel menfaat).

 

Diyarbakır merkezde bir özel ajansın bölge müdürü olan bir gazeteci arkadaşımız: Yerellerde çalışan muhabir ve diğere elemanların ücret sorunu var. Bu da kaliteyi etkiliyor

Hiç eğitimi olmayan sıradan insanlar yerel gazetelerde muhabirlik yapıyor ve bu da gazetecilik mesleğini maalesef törpülüyor.

 

Emrullah Özbey (Muş): Haberler yerel yöneticiler ve savcılık tarafından dikkate alınmıyor. Buralarda feodal sistemin oluşu, Gazeteciler arasında diyalogun olmayışı (Gazetecilerin meslek olarak bir birine destek vermemesi)

 

Van"da bir ajans için kadrosuz ve yıllardır çalışan bir gazeteci arkadaşımız: Kaşeli ya da pirimle çalışanların sosyal güvencesinin olmaması, maaş ya da primlerin az olması, riskli bir bölgede görev yapmalarına rağmen sosyal haklardan yoksun olmaları, ihtiyaç ve taleplerinin yeterli düzeyde karşılanmaması, gözden ırak olup, gönülden de ırak olmaları, ekipman eksikliği de bunlara dahil, Van, Hakkâri gibi riskli illerde bir olay olduğu zaman, konuyla ilgili bilgiye ulaşamamaları, yetkililerden bilgi alamamaları, Zor şartlarda görev yapmaları, Gazeteciler az sayıda oldukları için göze batan kişiler ve bir kargaşa anında hedef kişiler olabiliyor.

 

Gazetecilik mezunu olup şuan Şemdinli ilçesinde vekil öğretmenlik yapan bir gazeteci: Birçok muhabir sosyal güvencesi olmadan çalışıyor. Haber yaptıkları zaman örgüt, güvenlik güçleri arasında hatta zaman zaman aşiret reislerinin baskısı altında kalıyor. Özgürce haber yapma hakkı yok. Sıkıntılar nedeniyle zaman zaman habercilikte cambaz rolünü oynuyor. Yoğun tempo ile çalışan gazetecilere fazla mesai verilmemesi. Asgari ücretle gösterilip elden asgari ücretin altında bile ücret veriliyor. Haberlerini yaparken ikilem yaşıyorlar. Sendikasız çalışıyor. Türkiye"nin en yoğun ve hareketli ve de tehlikeli bölgesinde habercilik yapmasına rağmen Batı"da ki veya merkezdeki meslektaşları arasında ücret uçurumu yaşanıyor. Branşlaşma izin verilmediği gibi dün muhabir olan bu gün kameraman ve bir saat sonra foto muhabiri olarak değerlendiriliyor. Her türlü habere gittikleri gibi Orta Doğu"da birçok ülkeye savaş muhabiri olarak gönderiliyor. Buna karşı savaş tazminatı alamamaktadır.

 

Mardin ilinde bir ulusal ajans muhabirliği yapan bir gazeteci arkadaşımız: Ne yazık ki bölge sorunları hiçbir zaman yerel gazetelerde gündeme gelmez. Sadece bir kaç köşe yazarı bunları köşelerine aktarır ama haber olarak yayınlanmaz.

 

Erkan Çobanoğlu (Hakkari/Yüksekova): Bir olay olduğu zaman olay yerine gelen güvenlik güçleri gazeteciye görevini yaptırmıyor. Kontrol noktalarında öncelik tanımıyor, daha çok zorluk çıkarılıyor, sıkı aramalardan geçiliyor. İlçede ve olaylarda gazeteciyi azarlama, kötü muamele ve şiddet uygulama gibi hareketlere maruz bırakılıyor.

Bu yazı toplam 10294 defa okunmuştur
halal olsun
 // tahir akbaş
Necip abi senin bütün yazılarını hiç kaçırmadan okumaya çalışıyorum gerçekten sen bir dahisin helal olsun sana bu bölgenin senin gibi cesaretli şerefli gastecilere ihtiyacı var sen bu bölgenin dili kolağı oldun tekrar tekrar tebrik ediyorum vandan...
27 Şubat 2009 Cuma 17:22
Yolun Hali
 // Abdullah
Sanayi sitesi ile Hastaneyi bir birine bağlayan yolun kötü hali üzerinde de dursanız. hastalarımızı doktura 45 dakikada ancak Yeşildereden Hastaneye ulaştırabilioruz. yol köstebek yuvasına dönüşmüş, ilgili kurum kum da mı dökemiyor çukurlara, köstebek yuvasına
sizden rica ediyorum yolumuzun hali pür melâli üzerinde de yazsanız seviniriz....
12 Şubat 2009 Perşembe 08:18
Maceracı muhabirlik
 // rojnamevan
Sayın Necip abimin dediklerinin bir kısmına katılıyorum.Ancak doğuda muhabirlik yapmak kadar da heyacan verici bir olgu da yoktur herhalde.Bende bu bölgelerde ulusal bir ajansa muhabirlik yaptım ama hem heyecan bakımından hem de kaynak bakımından habere elverişli bu kadar güzel bir bölge görmedim.Yalnız buralarda yerel gazetecilik anlamında en eksik kalınan yanımız eleştriyi kabulenmemek.Bazen bazı yerel gazetecilerden o kadar kendini aşan yazılar görüyorum ki ben bu yazıları en ünlü köşe yazarlarının bile bunları yazmasının en az 7 veya 8 sene aldığını araştırarak öğrenmişimdir.Bunları dile getirdiğimiz durumlarda karşı taraftan olmadık sözler işitiyoruz.Oysa gazatecilik anlayışında en önemli unsurların başında özeleştri ve eleştri gelir.Kendimize baktığımızda hangimiz bunu kabuleniyoruz.daha doğrusu ne kadar sıcak bakıyoruz....
10 Şubat 2009 Salı 16:00