Necip Çapraz

Babasız Yıllar: Bê Te Nabe!

19 Ocak 2015 Pazartesi 03:19

“Babasız olan tüm insanlara…”

Ömrümüzden yerken yıllar, artıyor acılar… Derinleşen bir yalnızlık dokunuyor yüreğime… Üşüyorum, inanılmaz üşüyorum; kar taneleri değdiğinde sensizliğime… Dağların rüzgarını toplayıp göğsüme çarpan bir sensizlik işte… Yıldan yıla devreden ve anbean biriken, çoğalan bir sensizlik… Elini hangi tarafa atsan boşluk, adımını nereye atsan uçurum… Gözlerin saplandığı her yer bir serap, o kadar aldatıcı ve o kadar da uzak… Sen giderken babam… Rüzgarlarım dindi, dağlarım eridi…

Çünkü dağ idin; sırtım pek idi, Cilo kadar… Umut idin umut; uçurum karanlıkları yırtan Zap gibi, gürül gürül… İçime vuran yaşamın rengi idin; çiçek çiçek, Nehil sazlığında bin bir rengin orkestrasında, cıvıl cıvıl kuş sesleriyle… Bir Kurdi stran söylerdin “Qare Kubaré” her dem özlemimi dindiren, zamanlı zamansız dinlerim her anışımda… Bir govend idin; kollar kenetli, birliğin şafağına yürürken dengbêjlerin sesinde, Berçelan yaylasında… Bir aydınlık idin sen aydınlık; su da aksi yansıyan yüreğime, Seyithan gölünde. Belki de en hüzünlü yanım idin Sümbül dağında; bir faili meçhule kurban edilirken yarınlarım, Kan gölünde…

Sen gittin ya, hani mevsimlerden uzun bir kıştı, hani bir yorgan gibi örtünmüştü üzerimize kar… Hani en çok, yalnızların üşüdüğü günlerdeydik. Herkesin babası ve annesi yanında olması gereken, silah seslerinin içimize işlediği yıllardı. Hani barışı isteyenlere tabutun reva görüldüğü yıllardı. Cesaretimizin zirve yaptığı, ölümlerin bizi boğduğu zamanlardı. Ölüyorduk, tutuklanıyorduk, suçlanıyorduk, dövülüyorduk ya hani… Ben korkmuyordum oysa Kürt’ün dağları varsa dünyaya bile kafa tutar ya. Öyleydim, dağ gibiydi babam, yanımda olunca…

Karanlığa inat aydınlığı savunurduk seninle, dağların ayazında demlenirken ruhumuz. Umutla örerdik yarını, her bahar biraz daha gençleşerek ağaçların özünde… Her birimiz bir ucundan tutunca hayatın, zorluklar aşılırdı. Baş başa verildi mi ne dert ne keder kalırdı o an. Memleket kokardın, welat olurdun sonra. Bu yüzdendir belki de, Gever’e aşkımız… Çünkü bir parçasısın sen de bu dağların, suların, ovaların… Molekülllerinde işlenen Gever, yüreğime nakşolan sen… Babam, güzel babam… Bir tipiye tutuluyorum yokluğunda, nefesim keseliyor…

Seninle yürüdüm onca yıl, seninle öğrendim her şeyi… Yurtseverdin, damarlarında sevdası akardı halkının. Demokrattın; her şeye, herkese karşı… Yüreğin, sevdaya çeviriyordu tümden öfke kesilen yürekleri. Dostların çoktu, seni sayan, seni seven… Bize bir kültür bırakıyordun; dostlardan, sevdalardan,barıştan,birlikten, muhabbetlerden oluşan. Sen onlarca yıl taşıdın tüm bunları, hakkını vererek… Ve bir gün, bir baktım ki omuzlarımda çetin bir ağırlık. Şimdi beş yıl oldu bu omuzlarımdaki ağırlık. Ama bıraktığın yerden, yola devam ediyorum. Taşıyorum tüm benliğimle güzel babam…

Büyükler de ağlar baba… Ayıplama… Bunca kompleks bir hayatı düzene sokmak, bunca acıyı hafifletmek… Sen gidince yalnızlaşmak, dostların da gidişinle gittiklerinde… Tenhalaştığında kapılar… Eksildiğinde muhabbette sözler, yemekte tabaklar… Ve rüzgar dolduğunda kovuklara babam… Başını koyduğun yastık bile kulağa fısıldadığında… İşte o zaman tüm hıncın bir gözyaşı olur akar yanaklarının üzerinden derinlere… Kimseler görmez bunu, eriyen buzların su olup gizliden gizliye kaybolması gibi…

Ve güzel babam, her 19 Ocak tekerrür edince bir kederdeyim. Gözlerimin ta derinlerine işleyen bir sensizlik… Hastane günlerin, etrafında dört döndüğüm; köşe başlarında sana dualar ettiğim geceler… Bekleyişlerimiz, paniklerim, çaresizliklerim, soğuk betonu umursamadan, saatlerce… Ve çaresiz kalan doktorlar, tıp dünyası ve bölgemizin sağlıkta çaresizliği… Sen vefalıydın, vefanda durdun ve Tanrı’nın yanına gittin. Biz de annemize sığındık, üşüyen parmaklarımız ısındı onun nefesinde. Yedikardeş, annem ve torunların bazen sığınıyoruz acılarımıza yokluğuna, belli etmiyorsak da bir birimize, canımız acıyor baba sensiz yıllarda… Biliyorum, hayat devam ediyor; ama sensiz, ama karanlık, ama eksik…

Sahi, hani şair diyor ya, “Sizin hiç babanız öldü mü? / Benim bir kere öldü kör oldum / Yıkadılar aldılar götürdüler / Babamdan ummazdım bunu, kör oldum”

Bu yazı toplam 13131 defa okunmuştur
YUKSEKOVAYI VE HAKKARIYI ANLATAMAMIŞSIN
 // kayıpkentlım
Sayın necıp capraz hakkarı bolgesı hakkaındakı yazı makalenızı okudum ama eksık ve yetersız buldum mesela gelenek ve orflerımızden yaylalarımızdan hıc bahsetmemışsınız bana kalırsa insanların bu bolgeyı daha ıyı ve ınsanlarının ne kadar mısafır perver olduklarınıda kaleme almalıydınız, bır dıger konuda kendı bolgemızı daha ıyı ıfade etmektır. dıyeceksınızkı yaşınız yetmıyor sız yuksekova ve hakkarıyı ne kadar ıyı tanınıyorsunuz bunada cevabınızı vereyım yuksekovaya ılk gelen 15 haneden bırı dedemdır ve bır o hıkayeler ve masallarla buyuduk sıze tavsıyem eksık bırakmış olduguunuz kıtabı tamamlayıp yarım bırakmış oldugunuz okuryarınızı aydınlatmaktır. bu arada o beyaz kuşuda zeveşor yaylalarında dık kayalıklar vardır orada bulblsnz syu tknm...
18 Şubat 2015 Çarşamba 00:27
Bedri ÇALLI
 // bedriyha
Sevgili dostum: öncelikle tüm ailenin başı sağ olsun. her şeyden önemlisi senin durumunda olan tüm evlatlara tercüman olduğun ve bu tercümanlığı çok içten bir dille anlatmandır. samimi duygularla kaleme aldığın ve toplumun en hassas konusuna işaret ettiğin için tebrik ediyorum....
19 Ocak 2015 Pazartesi 21:22