Necip Çapraz

Gülen Cemaati ektiğini biçiyor!

21 Aralık 2014 Pazar 23:26

Nifîn Du Ser e (Beddua çift başlıdır)

AKP ve Cemaat arasındaki kavga sürüyor. En son Cemaat medyasına 14 Aralık’ta yapılan operasyondan sonra dünün kişilik katliyle tanınan “tetikçi” medyası, şimdi “Özgür” medya olmaya başladı.Dün kendisinden olmayanları ötekileştiren, tutuklanan gazetecileri sistemin diliyle “terörist” ilan eden ve yapılan hukuksuzlukları öven cemaat medyası, yani dünün “zalimi”, bugünün “mağduru”nu oynamaya başladı. Görmezden geldiği Kürt Özgür Medya çalışanları,1990'dan bu yana 30'u aşkını muhabir olmak üzere en az 76 Kürt basın çalışanı katledildi ve yayınevleri bombalandı.

Cemaate yönelik operasyonlarda Hakkari eski Emniyet Müdürü Tufan Ergüder de tutuklandı. Cemaatin Hakkari’de egemen olduğu süreçte; Hakkari’de Kürt kokan herkes kurulan kumpaslarla tutuklanıp mağdur ediliyordu. Hakkari TEM Büronun yazdığı senaryolar, yerel savcı ve Van Özel Yetkili Savcısından izin alınmasıyla düğmeye basılıyordu. Normalde Van savcılığını bunu istemiş gibi gösteriyorlardı ama öyle bir şey yoktu. Senaryolar Hakkari Emniyet Müdürlüğü’nde hazırlanıyor ve izin alınarak ellerini kollarını sallayarak istedikleri evi basıyorlardı. Hakkari’yi kendine mesken edinen ve herkesin gözü önünde at koşturan F tipi yapılanma özellikle toplumsal olaylarda süreci bozacak kadar aşırı güç kullanırdı. Bunun dışında F tipi cemaate yakın dernekler, ihale ve SODES projelerinden aslan payını da kolaylıkla alabiliyorlardı. Cemaatten habersiz kuş uçmazdı. AKP’li yöneticiler bile cemaate sormadan bir şey yapamıyordu. Vali ve kaymakamlar, Emniyet Müdürleri Cemaat’in ağabeylerinden emir alırdı.

Cemaat’in TV ve gazetelerine baktığınızda; aleni olarak halkları birbirine karşı kışkırtma vardı. Kendi kurdukları çözümsüzlük planına göre konuşuyorlardı. Cemaat’in tüm güç odakları ağız birliği yapmışçasına medya yoluyla kaos edebiyatını kamuoyuna pompalıyordu. Kürtlerin barış çığlıklarını manşete taşımaz, Türk kamuoyunun en ince milliyetçilik damarlarına göre sansasyonel manşetlerle ortalığı geriyorlardı. Kürt siyasetçilerinin sözlerini cımbızla çıkarır Türk kamuoyuna“Büyük tehdit!” diye lanse ediliyorlardı. Özellikle “Bahoz’un Telsizi”nin en meşhur olduğu süreci hepiniz hatırlarsınız.

Cemaat’in mağduru, sanığı, tanığı ve davacısıyım!

Cemaat’in paralel yapılanmasında yer alan Hakkâri’deki polisi ve savcılarının KCK davasında başıma getirdiği, hakkımda kurduğu düzmece tutanakları, evime sabah erken saatlerde yaptığı baskınları unutmadım. Cemaat’in emniyetteki paralel yapılanması bana gazeteciliğim ve ilkesel duruşum nedeni ile evime üç defa baskın yaptı. Artık neredeyse Fenerbahçeliyim diye “Şike Davası”ndan bile alabilirlerdi. KCK ve çeşitli iddialar dahil üç defa evime baskın yapıldı. Bana da o zamanlar baskın ve tutuklamaların gazetecilik mesleğinden dolayı yapılmadığı algısını oluşturmaya çalışıyorlardı. Oysa bal gibi ben de kamuoyu da bunun gazetecilik mesleğimde Cemaat’in kirli oyunlarını deşifre eden haberlerin gazetemizde yer alması dolayısıyla olduğunu biliyorduk.

Her defasında sabaha doğru çocuklarımın uykuda olduğu saatlerde yüzlerce polis ve askeri timlerle yapılan baskınlar… Ben suçluysam da çocuklarımın ne günahı vardı? Ayrıca evimin baştan sona dağıtılması ve tüm gazetecilik malzemelerime el konulması da işin bir başka zulüm boyutuydu. En ufak oğlum Deniz’in yorganın altında elinde silah olan polise değil de bana bakması, o anki bakışı unutmam mümkün değil. Her defasında evimizin etrafı sarılarak çete veya örgüt evi sararcasına konu komşuya korku salarak devasa baskınlar ve her defasında üzerimde bıraktığı derin izler…

Hâlbuki ömrüm boyunca polisin açtığı telefonla emniyete gitmiş insandım. Hakkari’de en kolay ulaşılacak insanken devletin bu devasa güçlerinin evime yaptıkları baskın neyin nesiydi? İşte bu yüzden beni geçmiş süreçte mağdur eden zamanın paralelcileri hakkında dava açacağım.

“Fethullah hoca efendi hazretlerini neden çok eleştiriyorsunuz?”

Gözaltında olduğum sırada polisin "FETULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ HAZRETLERİNİ NİYE BU KADAR FAZLA ELEŞTİRİYORSUNUZ? Cemaat hakkında yazı yazan yazarlarınız kimdir?” gibi sorularla gözaltındaki psikolojik baskıdan suçumu anlamıştım. Ama doğru bildiğimden şaşmadım, çıktıktan sonra yine kaldığım yerden devam ettim.

Cemaat geçmişte olduğu gibi bölgedeki oyunlarına devam ettiği müddetçe, çözüm ve barış sürecine düşmanlık ettiği sürece benim de düşüncem aynı şekilde devam edecek.

Yıllarca bölgede barış ve demokrasi yanlısı tutumumla mesleğimi icra etmeye çalıştım. Mesleğim icabı halkın taleplerini ve memleketin sorunlarını kamuoyuyla paylaştım.

Halktan ve barıştan yana bir tutum içerisinde olmam demek ki Hükümeti ya da içinde kümelenen paralel yapıyı rahatsız etmişti. Bu tetikçi cemaat her seferinde muhalif basını hedef göstermekten geri durmuyor, 'Benim gibi düşünmeyen, benim politikalarıma hizmet etmeyenler bizden değildir, tasfiyesi vaciptir' mantığı ile hareket ediyordu.

Ellerinde iğne ucu kadar bir delil yoktu. Gözaltına alınmam hukuka aykırıydı ve bu bir baskı politikasının ürünüydü. Hiçbir şekilde KCK yapılanması içerisinde yer almadığım halde, sadece hassas bir bölgede görevimi yapmamız ve gazetemizde Cemaat’in kirli yapılanmasını dile getiren yazılara ve haberlere yer verdiğimiz için kalemimiz kırılmak isteniyordu.

Hakkari’de 6 ay içinde 500 gözaltı

Türkiye genelinde 10 bin civarında Kürt’ü düzmece fezlekelerle yıllarca ceza evlerinde mağdur ettiler. Bu tutuklanmaların en fazla yaşandığı illerden biri de Hakkari idi.

6 ay içinde birçok eve yapılan baskın sonucu Hakkari genelinde BDP-DTP parti ve belediye yöneticileri, İl Genel Meclisi üyeleri gibi seçilmişler ile parti çalışanlarının da aralarında bulunduğu 500 kişinin gözaltına alındığı il genelinde 100'ü aşkın kişi tutuklandı. Hemen hemen her gün gözaltı ve ev baskınların gerçekleştiği kentte artık durum neredeyse bir iç savaşı tetikleyecek boyuttaydı.

Polisler eliyle oluşturulan bu sistemde sahte ihbar, gizli tanıklar ve hukuksuz telefon dinlemeleri ile yazılan senaryolar fezleke haline getirilerek düğmeye basılıyordu. Basın metni zaten daha baskın yapılmadan cemaat medyalarına fakslanırdı. Tutuklanmalar ise itinayla kameraya çekilir, kendi ajans ve medya kanallarına direk olarak yollanırdı. Cemaatin yazarları ise ertesi gün güzelce oturup detaylara bire bin katarak yazardı.

Aynı şekilde akademisyenleri de şeytanın avukatlığını yaparcasına yalan düzmece fezlekeleri-tutanakları KCK’nin bölge stratejisi haline getirildi. Savcıları, polisin getirdiği fezlekeler saçma olsa bile (ki hemen hepsi saçmalığın da ötesindeydi) hemen işleme alır ve direk tutuklanması için hakime havale ederdi. Hatta savcılık ifade aşamasında polisin bulunması hukuka aykırı olduğu halde kanunu çiğneyip adeta psikolojik baskı için polis bulundururdu. Hakimleri ise savcıdan gelen evrakı tam okumadan kişi veya kişileri hemen ceza evine tıkardı. Böylece Cemaat aldığı işi itinayla yapar ve büyük iştahla Kürtleri düzmece KCK operasyonları ile içeriye dolduruyorlardı.

Cemaat neyi amaçlıyordu?

Bence amaçları; Türkiye’nin Oslo süreci ile başlayan Çözüm sürecini boşa düşürmek, Kürt özgürlük mücadelesini yok etmeye çalışmak, sürecin baş aktörleri olan Erdoğan ve Öcalan’ı tasfiye etmek, dolayısıyla süreci kaosa sürüklemekti.

Onlara göre Hükümet, İmralı’da tutsak bulunan Öcalan’la çözüm üretirse, Cemaatin artık bir etkinliği kalmayacaktı ve yıllardır AKP hükümetinden devşirdikleri rant kapısı kapanacaktı. Bu nedenle mümkün olduğu kadar “ÖCALAN-HDP-PKK’siz Kürt sorunun un çözümü” planlanıyordu.

Zamanla AKP hükümeti de bunu anladı. Zaten Öcalan ve Kandil bunun farkına varmış ve yıllar önce Hükümet’in içindeki Gülen Cemaati’nin paralel yapılanmasını birçok defa dile getirmişti. Zamanla Cemaat’in bu oyunu bozuldu, paralel yapının taşeronları bir bir deşifre oldu. (Bu arada cemaatin devlet içindeki yapılanmasına “paralel yapı” tabirinin patenti de Öcalan’a aittir.

Oyun kurucular, KCK operasyonlarını kamuoyuna meşrudur diye lanse edenler,

Onların ABD'deki başyazarı ve medya ayağı bu gün can çekişiyor.

Üzülsek mi acaba? Hayır, ben üzülmüyorum!!!

Bana  gerek ev baskını ve gerekse emniyet ile savcılık aşamalarında psikolojik baskı yapan polise mi, yargılayan savcıya mı, hüküm veren hakime mi, iştahla düzmece  polis fezlekesini haber yapan medyanın Cemaat gazetecilerine mi, bunu televizyonlarda konuşan köşe yazarlarına mı, Kürt halkına hakaretvari bir şekilde dizilerinde Kürtleri figüran yapan dizi yapımcılarına mı,"biz Kürt öğrencilerini asimile ediyoruz" diyen Gülen dershanecilerine mi, çözüm sürecini sabote eden Gülen aydınlarına mı, tüm bu fitnenin mimarı olan, Kürdlere beddua eden, uluslar arası emperyalist sistemin taşeronluğunu yapan F. GÜLEN'e mi üzüleyim?

Paralelcilerin Kürt coğrafyasında yaptıkları yanlarına kâr kaldı!

KCK davaları ile Kürtlere zulmeden Paralel cemaat yapılanması ile AKP birbiriyle yüksek perdeden çatışıyor. Dikkat ederseniz Paralel yapılanmaya ilişkin soruşturmalar Ankara ve İstanbul ile sınırlı tutuluyor. Ergenekon davalarında da askerler Kürdistan’da Kürtlere yönelik vahşet uygulamalarından yargılanmadılar. Sadece Erdoğan' a darbeye teşebbüsten yargılandılar. AKP Hükümeti samimiyse, bölgede terör estiren, insanlara komplo kuran paralel ekip hakkında derhal soruşturmalara başlamalıdır. Bu paralelciler nedeniyle on binlerce insan cezaevine haksız bir şekilde konuldu. Çocukları ve yakınları cezaevleri kapısında, mahkeme koridorlarında zulüm gördü; onlarcası yollarda trafik kazası geçirdi. Binlerce çocuk parasızlıktan okulunu bırakmak zorunda kaldı. Yine on binlerce insana toplamda binlerce yıl cezalar verildi. Verilen bu cezaların büyük bir kısmı Yargıtay’da onaylanarak kesinleşti ve insanlarımıza ancak cezaevleri reva görüldü. KCK davaları adı altındaki davaları ortadan kaldıracak yasal düzenlemelerin derhal yapılması gerekiyor. Ve bu mağduriyetlere sebep olan haysiyetsizlerin de yargılanarak hak ettikleri cezalara çarptırılmaları hepimizin dileği ve isteğidir.

Zaman yazarı Ali Bulaç da Cemaat’in hukuk ihlallerini itiraf ediyor!

Zaman yazarı Ali Bulaç “Olup biteni nasıl anlamalı?” adlı 20 Aralık 2014 tarihli yazınsında; Cemaat hareketinin 40 yıllık çalışması kamuda sempatizanlarının  varlığını kabul ederek. 2002’de AK Parti’nin iktidar olunca hem personel açığını kapatmak, hem beklenen darbe teşebbüslerini savmak üzere Hizmet’in elemanlarından istifade ettiğini belirtiyor. Kamudaki Cemaat elemanlarının birkaç darbe teşebbüsü ortaya çıkardığını da söylüyor. Tabi tüm bunlar yapılırken  “küçümsenmeyecek kadar büyük  usulle ilgili hukuk ihlallerini” de kabul ediyor. Bulaç, cemaatten umudunu kesen AK Parti’nin, “kurtuluşu Ergenekoncularla işbirliğinde ve Öcalan’la KCK’ya sırtını vermekte buluyor, Hizmet’ten intikam almaya kalkışan Ergenekoncular ve KCK’dır” diyor. Yani Ali Bulaç şecaat arz ederken sirkatini söylüyor. (Çingenenin harbisi kahramanlıklarını sıralarken yani kendini överken suçlarını ve yaptığı hırsızlıkları anlatır).

Demirtaş: “Cemaat özür dileyip özeleştiri vermeli”

HDP eş genel Başkanı Selahattin Demirtaş 20 Aralık 2014  tarihindeki konuşmasında; "....cemaat bunların aynısını bize yapmadı mı? 10 bin arkadaşımızı 5 yıl içerde yargıladılar. Aynısını yaptılar bize. Zaman Gazetesi'ne, Samanyolu Televizyonu'na özellikle hatırlatmak istiyorum. Bak güzel kardeşim. Bizim belediye başkanlarımız, makamlarından alınırken, sizin TV ve gazeteleriniz, 'KCK yöneticilerine gözaltı' diye yayın yapıyordu, 'Teröristlere gözaltı.' Sizin gazete ve televizyonlarınız daha arkadaşlarımız gözaltındayken onların idam fermanını yayınlıyordu. Bak devran döndü, aynısını size yapıyorlar. Bak sizin avukatlarınıza hakaret ediyorlar. Siz adliyenin önüne toplanmışsınız, polisler size müdahale ediyor. Şimdi cemaat bütün bunlardan özür diliyor mu? Merak ediyorum…" demişti.

Evet, en kısa zamanda Cemaat özeleştiri yapıp özür dilemelidir. En çok da Kürtlerden…

Son söz olarak; bölgede hiçbir suça bulaşmamış, tamamen gri alanda ve tarafsızca mesleğini ifa eden yüzlerce kamu görevlisi cemaate yanaşmadığı için cemaat tarafından fişlendi ve önleri kesildi. Bu fişleme dosyaları halen devletin çekmecelerindedir ve yeri geldiğinde kullanılmaktadır.

Bu yazı toplam 16163 defa okunmuştur
hakkari'de cemaat
 // öğretmen
hakkari tüm cumhuriyet tarihi boyunca duruşuyla ideolijisiyle kendine has kültürüyle hep ayrı bir konumda olmuştur taaki bu kente cemaat gelinceye kadar ne mi yaptı bu sevmedikleri kenti ha bire birbirine düşürmeye necip beyinde dediği gibşi yüzlerce binlerce insana komlo kurup sahte delillerle ki bazen delil bile olmadan cezaevine tıktılar uyan hakkari uyan bu ...çıkartalım aramızdan R... GİT ARTIK TEK KAŞLI CANAVAR CEMAATÇİ SIRA SENDE...
22 Aralık 2014 Pazartesi 18:41
mela mehemedin oyunları
 // bilen
Vaktinde ayni senaryo ile mela mehemed ve adami haş... al.. sekiz egitimciyi surmuslerdi. Allah herkese yeter...
22 Aralık 2014 18:32
KALEMİNİZE SAĞLIK
 // SESSİZ
Fethullah Gülen’e bağlı paralel yapının doğuda KCK adı altında yaptığı tutuklamalar sürecinde “Önce onları kazanmaya çalışın, kazanamıyorsanız ifşa edin, topluma karşı rezil edin” mealindeki sözleri ile r... başında olduğu üniversitede gerçekleşen kumpasın benzerliği ve Eski emniyet müdürü Tufan Ergüder, İstihbarat şube müdürü Murat H.. ve Hakkâri Üni. R. E C. yaptıkları mini zirveler sonucunda Kurgulandığı bir operasyonda aynen yazınızdaki gibi senaryolandı ve hakkari üniversitesinde oynandı “isimsiz maille kurulan kumpas”. Önce dinlenme yapılır, sonra delil üretilir sonra suç isnat edilir sonra kendi basın yayın organlarına en ağır ve olmayan suçlarla sızdırılır dosya ve artık suçlusunuz. herşey düşünülmüştür...
22 Aralık 2014 Pazartesi 16:56