Ümit Yazıcıoğlu

Üniter devlet (1)

2006-01-12 12:49:21

Bildiğiniz gibi dünyamızda farklı devlet sistemleri vardır. İçinde bulunduğumuz küreselleşme sürecinin siyasal boyutuna bakacak olursak yanıtlanması gereken ilk kritik soru şudur: Ulus devleti bekleyen gelecek nedir? Siyaset ulusal kalmaya devam edebilecek midir? Dolyısıyla bu soruların yanıtını devletin ve üniter devletin tanımını Avrupa Birliği ekseni içerisinde yaparak cevaplamaya çalışacağım.

Günümüzde demokrasiyle idare edilen ülkelerde, devlet  milletin güvenlik, huzur ve refahını sağlama amacını güder. Demokraside devletin yönetimi bir zümreye, mezhebe ya da kişiye ipoteklenmiş olmadığı için, devlet tüm milletin genel menfaatlerini gözetir. Bu bağlamda devlet, ortak bir hayatı ve kültürü paylaşan bir toplumda, bu toplumu düzenleme, bu topluma güvenlik, refah ve huzur sağlama amacını güden ve bu amaca yönelik olarak kanun koyma, bu kanunları uygulama, yargılama, cezalandırma gibi güçlere sahip olan kurumdur.

Mülkiyelilerin ve Anayasa hukukcuları´nın da detaylı olarak bildiği gibi, devletler yapılanışlarına göre “üniter devlet” ve “bileşik devlet” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, üniter bir devlettir; yani kendi bünyesinde farklı kanunların geçerli olduğu farklı yönetim bölgeleri yoktur. "Federatif" yapılar yoktur.

Çünkü federal sistemde devlet fonksiyonları, üniter devletten farklı olarak, tek bir merkezde toplanmayıp, oluşturulan iki yönetim alanı arasında bölüştürülür. Yakın geçmişte Türkiye'nin bu üniter yapısını değiştirmeyi ve federatif bir devlet modeli kurmayı önerenler olmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, “federatif bir devlet modeli” Avrupa Birliği'nin bir devletler topluluğu olmaktan çıkarak, uzak olmayan bir gelecekte, tek bir federal devlete dönüşmesi kaçınılmaz bir süreç olarak gözüktüğü için, Avrupa Birliğine Türkiye'nin girmesini arzu edenler tarafından önerilmektedir.

Bu tip düşünce sahiplerine göre Avrupa Birliği'nin federasyona dönüşmesi, ona  üye ülkeler açısından ulus devlet modelinin sonu olacaktır.

Örneğin Belçika'da bu durumu  tesbitetmek mümkündür. Bilakis bu ülkede, 1970 yılında başlayan ve daha sonra 1993 yılında gerçekleştirilen anayasa değişiklikleriyle üniter yapı terk edilmiş; üçü topluluk, üçü coğrafi bölge esasına dayalı, altı federe birimden oluşan bir federal siyasal sistem kurulmuştur.

Avrupa Birliği'ne girmek isteyen Türkiye'deki üniter devlet yapısının temelinde ise, anayasada yer alan milliyetçilik ilkesi vardır.

Danimarka, Fransa, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsrail, İtalya, İzlanda, Hollanda, Japonya, Lüksemburg, Norveç, Portekiz ve Yunanistan´da buna benzer birer üniter devletlerdir. Fakat dikkatle incelenırse aslında birer üniter devlet olmakla birlikte, örneğin İtalya, İspanya ve İngiltere'de federal siyasal kültürün izleri görülebilir. Bahsiniettiğim bu her üç devlette de, bazı bölgelerde etnisite, dil, din ve benzeri öğelerin farklılaşmasına dayanan bölgesel kimlikler, ulusal kimliğin yanı sıra varlıklarını ve önemlerini korumuşlardır.

Aslında Üniter devlet, (Etat unitaire, unitary state)” ülke, millet ve egemenlik unsurları ve keza yasama, yürütme ve yargı organları bakımından teklik özelliği gösteren devlet olarak tanımlanır.

Günümüz Avrupa'sında bazı üniter devletlerde, etnik, dilsel, dinsel, ekonomik veya tarihsel özellikleri nedeniyle farklılaşan bölgelerin, değişik ölçülerde özerklikten yararlandıklarını tesbitetmek mümkün. Bu tür bölgelerin özerk statüleri, İtalya ve İspanya'da anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Birleşik Krallık'ta ise, Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler'in özerklikleri anayasa ile değil; yasalar ve güçlü siyasal gelenekler ile korunmaktadır.

Üniter devlette, yurttaşlar yersel (territorial) kimlik bakımından, ulusal kimliklerini en üst sıraya koyma eğilimindedir. Dolayısıyla, üniter devlette tek bir ülke, tek bir egemenlik ve tek bir millet vardır.

Bu çerçevede aşağıdaki tablo incelendiğinde Üniter Devlet ile Federal Devlet arasındaki farklar rahatça anlaşılmaktadır.

TABLO: Üniter Devlet ile Federal Devlet arasındaki  farklar [[1][2]]



Değerli Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´a göre “Üniter devlet” bir millet tasavvuruna dayanır. Ortak bir tarih ve ortak bir ideale sahip bu milletin hukuki varlığı, vatandaşlık müessesesiyle belirlenir. Vatandaşlık bağı, milletin her ferdini eşit kılar. Üniter devletin kaynağı olan millet, başka hiç bir fark gözetilmeksizin, vatandaşlık esasında birbirine eşit fertlerden müteşekkil bir bütündür”[[1][3]].

Dolayısıyla, üniter devlet bir merkezi yönetim ve ona bağlı çevre birimlerden oluşur. Merkezi yönetim kırtasiyeciliğin önlenmesi, yerel sorunların yerel görevlilerce daha kısa sürede ve etkin bir şekilde çözülmesi, halkın siyasal yaşama katılımının arttırılması gibi çeşitli nedenlerle, yetkilerinden bir kısmını çevre birimlere aktarabilir. Çevre birimler yerel yönetimler, bölge yönetimleri ya da özerk bölgeler şeklinde örgütlenebilir. Nitekim burada önemli olan, çevre birimlerin yetkisini merkezi yönetimden almasıdır. Daha çok İtalya ve İspanya'da uygulanan bu idare sistemi, “bölgeli devlet” kavramı ile adlandırılıyor.

Bahsini ettiğim ülkelerdeki özerk yönetimler, yerel yönetimlerle karşılaştırıldıklarında çok önemli yetkilere sahiptirler. Bu konuda, daha da önemli olan, yasama yetkisi ile donatılmalarının bir sonucu olarak, söz konusu yönetimlerin, siyasal karar merkezleri haline gelmiş olmalarıdır. Avrupa Birliği'ne girmek isteyen Türkiye'de müzakereler sürecinde ister istemez ”bölgeli devlet” kavramını tartışmak zaruriyetinde kalabilecektir. Zaten merhum Turgut Özalı´ın yerel yönetimler yasasında değişikliklere giderek Büyükşehir Belediyelerini kurmasının altında yatan düşünce de uzun vadede “bölgeli devlet” sistemini praktikte uygulama düşüncesinden kaynaklanabilir, kanaatindeyim.

Fazit:

Uluslararası hukuk yönünden ele alındığında Federasyon tek bir devlettir. Konfederasyon ise bir devletler topluluğudur. Siyaset Bilimcilerinin çoğunluğu tarafından son iki yüzyıl içinde, konfederasyon zayıf ve geçici bir birlik olarak görülmüş, buna karşılık federasyonun istikrarlı ve kalıcı bir siyasal model olarak kendini kanıtladığı kabul edilmiştir.

Egemenliğin kullanılması bakımından çağdaş üniter devlet  ile federal devletin benzer yönü, her ikisinde de birden çok organın görevli olması ve egemenliğin bu organlar arasında bölünmesidir. Üniter devlette, egemenliği kullanan organlar, yetkileri bütün ülkeyi kapsayacak şekilde yasama, yürütme ve yargı organları olarak ayrılırlar. Federal devlette ise, egemenliği kullanan organlar yine yasama, yürütme ve yargı olarak ayrılmakla birlikte, bu organlar hem ulusal ölçekte, hem de ulusaltı birimlerde ayrı ayrı kurulmuşlardır.

Günümüz Avrupa Birliğınde, bazı üniter devletlerde, etnik, dilsel, dinsel, ekonomik veya tarihsel özellikleri nedeniyle farklılaşan bölgelerin, değişik ölçülerde özerklikten yararlandıkları görülüyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği'nin bölgeselleşmeyi teşvik eden politikası, Avrupa Birliğine üye olmak isteyen devletlerden idari yapılarını gözden geçirmeye zorlamaktadır. Nitekim Türkiye, Kopenhag Kriterleri'ni kabul ederek, bir Avrupa Birliği [[1][4]] üyesinin olabileceği kadar demokratik olma kararını vermiş olmasına rağmen, duyumlarıma göre Avrupa Birliği Müzakerelarde Türkiyeden Kürt sorununun çözümü için “bölgeli devlet” sistemine gecişi kesinen isteyecektir.  Dolayısıyla bu “İlginç zaman” süreci bu konuda uluslararsı arştırmalar yapan bilimadamları için, rahat dönemler değildir. Riskli, tehlikeli fakat fırsatlar sunan dönemlerdir. Türkiye de, bugünlerde “ilginç” bir dönemden geçiyor. Çünkü, hakikât bir kurgu olmaktan öte gerçeğe sadakâtle, gerçeğin soluk bir analizinden öte, o gerçeğin tarihsel akış içerisinde çok çeşitli yanlarıyla bütünsel kavranmasıyla bağlantılıdır.

--------------------------
[1][1]  Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.30-32; Kubalı, op. cit., s.66; Özçelik, op. cit., c.I, s.159; Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.121-123; Vedel, op. cit., s.108-109; Fabre, op. cit. s.20-21; Cadoux, op. cit. c.I, s.47-49; Cadart, op. cit., c.I, s.59-65; Burdeau, Hamon ve Troper, op. cit., s.93-94; Debbash et al., op. cit., s.29-31; Chantebout, op. cit., s.66-68; Pactet, op. cit., s.48-50; Turpin, op. cit., s.66-68; Jeanneau, op. cit., s.7-8; Chagnollaud, op. cit., s.93-95; Grewe ve Ruiz Fabri, op. cit., s.282-292; Gicquel, op. cit., s.58-63; Hague, Harrop ve Breslin, op. cit., s.175-178; Atilla Nalbant, Üniter Devlet: Bölgeselleşmeden Küreselleşmeye, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 1997.

[1][2] Cadart, op. cit., c.I, s.89-90;  Vedel, op. cit., s.110-111; Blondel, op. cit., s.238-240; Arsel, Anayasa Hukuku,op. cit., s.35-37.

[1][3]84. Milli Egemenlik Haftası etkinlikleri kapsamında düzenlenen 'Milli Egemenlik ve Siyaset' konulu sempozyum da  19. Nisan 2004 de yapmışolduğu konuşma dan alıntı, detav icin bkz.; http://66.102.9.104/search?q=cache:nrXFsVz3GwQJ:www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tbmm_basin_aciklamalari.aciklama%3Fp1%3D4149++%22%C3%9Cniter+Devlet%22&hl=de ;

[1][4] Yazıcıoğlu Ümit,  Erwartungen und Probleme hinsichtlich der Integrationsfrage der Türkei in die Europäische Union, (Juristische Reihe TENEA Verlag 2005,)  zugleich Freien Universität Berlin, Habilitation 2005

Bu yazı toplam 4523 defa okunmuştur