Bedri Çallı

Namussuzların alkışlandığı yer

2006-01-11 19:52:07
Yaşamı boyunca sırf dürüst olmak ve şerefi ile yaşamak uğruna çaba sarf eden ve hayatının her aşamasında düzene uygun davranamadığı için sürekli itilen bir insanın, yazısında kullandığı bu ağır başlığı lütfen hoş görün. Bari bu kadar hakkı olsun. Birileri takmasa bile bu ülkede hak, hukuk ve adalet ilkelerinin yerli yerinde oturması ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini sürekli dile getirmeye çalışıyorum. Bu düşüncelerimden dolayı bana paralel kaleme alınmış ve bu yazıyı yazmama neden olan, geçen Cuma günü camilerde okunan hutbe’dir. Rüşveti konu alan hutbenin tamamına yazımda yer vermem mümkün olmadığından bazı önemli noktalarda özet çıkarıp siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum. Ardından hırsızlar ülkesi veya beldesinde yaşananlara yer vermek istiyorum. buyurun. CUMA HUTBESİ ÖZETİ Yüce dinimiz, kamu mallarını zimmete geçirmek, hırsızlık, gasp, vb. gayri meşru kazanç yollarını yasakladığı gibi fert ve toplum hayatı için son derece zararlı olan, rüşvet alıp – vermeyi de yasaklamıştır, Bir yetkilinin konumunu kötüye kullanarak yapması gereken bir işi yapmaması veya yapmaması gereken bir işi yapması karşılığında kendisine veya başkalarına para, hediye veya başka herhangi bir ad altında haksız bir menfaat sağlaması olarak tanımlayabileceğimiz rüşvet, haksız kazanç yollarından biridir. Din ahlak ve hukuk kurallarına tamamen aykırıdır. Peygamber efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şerifte rüşvet alanı – rüşvet vereni ve bu ikisi arasında aracılık yapanı lanetlediği belirtilmektedir. Rüşvet; haksızın haklı, suçlunun suçsuz, yalancının doğru, bir işe layık olmayanın layıkmış gibi gösterilmesine neden olur. Bu ise insanlar için büyük bir haksızlık ve zulümdür. Rüşvet almak veya vermek insanların ruhi ve ahlaki bozukluklarının ve dini doygularının zayıf olduğunun işaretidir. Rüşvet en üstün varlık olarak yaratılan insanın alçalmasına ve kişiliğini kaybetmesine neden olur. Rüşvet toplumu temelinden sarsan ve onun içten yıkılmasına neden olan en tehlikeli sosyal hastalıklardan biridir. Rüşvetin yaygın olduğu toplumlarda hak ve adaletten söz edilemez. Diğer taraftan, rüşvetin yaygınlaşmasıyla toplumda haksız kazanç sağlama yolları açılmış olur Rüşvet, karıştığı işin amacından sapmasına ve bozulmasına, girdiği toplumun perişan olup dağılmasına sebep olur. Tarihe bakıldığında, pek çok milletin yok olmasının sebepleri arasında, rüşvet hastalığının olduğu görülür. Rüşvetin girdiği toplumda adaletsizlik yaygınlaşır. Emanetler ehline verilmez. Önemli görevler layık olmayanların eline geçer. İnsanların bir birlerine güvenleri kalmaz. Hak haklıya değil, parası ve gücü olana verilir. Dolayısıyla güçsüzlere ve yoksullara zulmedilmiş olur. Toplumları felakete götüren, birlik ve kardeşlik doygularını kökünden sarsan, güven doygularını kökünden sarsan, güven doygusunu zedeleyen çirkin davranışlardan biridir. Kendisinin Allah tarafından her yerde görüldüğüne ve bir gün mutlaka hesaba çekileceğine inanan insanların hayatlarında bu tür olumsuz davranışlara rastlanmaz. Fert ve toplum olarak, bu kadar zararları olan rüşvetin yaşadığımız toplumda yaygınlaşmaması için elimizden gelenini yapalım. Dünya malının dünyada kalacağını, insanın alın teriyle kazandığının daha bereketli ve değerli olduğunu unutmayalım. HIRSIZLAR ÜLKESİ VEYA BELDESİ Bir varmış, bir yokmuş. Her kesin hırsız olduğu bir yer varmış, ama istisnasız herkesin. Gece olunca, insanlar fenerlerini yanına alır ve komşusunun evini soymaya gidermiş. Gün doğarken geri döndüklerinde yüklerini alırlarmış. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmuş bulurlarmış. Ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolaşım son kişi ilk kişiden çalana kadar sürermiş. Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Gece olduğunda, çanta ve fenerle dışarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezlermiş. ve bu durum bir süre devam edince, ahali bu konunun açıklığa kavuşmasını istemiş: ”Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok” demişler. Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zengin fakir ayrımı giderek çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve hapishaneler kurmuşlar ve kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler. Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş. Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terk etmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için servetlerini yitirmeye başlamışlar. Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde sadece yerde yazılı bir kağıt varmış. Kağıtta şunlar yazılıymış. “Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa her şey için çok geç kalınmış demektir.” (nereden söz edildiğini acaba anlayan var mı?) 11.01.2006 Bedri ÇALLI bedricalli@mynet.com bedricalli@hotmail.com
Bu yazı toplam 1727 defa okunmuştur