Ümit Yazıcıoğlu

Kürt ve Türk halkı barış istiyor

29 Mart 2013 Cuma 13:37

Türkiye’de her türlü güvenlikçi yöntemler başarısız olduğu için, ülke’nin en öncelikli projelerinden biri, içine düşmüş olduğumuz kardeş kavgasını sona erdirmektir. İşte böyle bir ortamda MHP kalkıp ölmeye/öldürmeye çanak tutan bir siyasi güzergâh izliyor. Kimse “Yahu siz MHP olarak ne yapıyorsunuz?”, diyemiyor. Medya, üniversiteler, sendikalar, aydın, bilim adamları en ufak bir tepki göstermiyor. Kısacası ülke’de yaprak bile kımıldamıyor.

'Vur de vuralım, öl de ölelim" diye slogan atan gençlere "onun da zamanı gelecek" diyen MHP lideri Dr. Devlet Bahçeli ne yapmaya çalışıyor?

MHP yanlış olan bu siyasi düşüncesinden vazgeçmelidir. Dr. Devlet Bahçeli halkın içine girip, barış çığlıklarını duyabilmelidir. Kürt ve Türk halkı barış istiyor.  Kürtler aldatılmış olmaktan da gına gelmiş. Bu nedenden dolayı da oldukça kaygılı ve temkinli. Böyle bir ortamda ‘‘ölmeye/öldürmeye çanak tutan bir siyasi güzergâh izlemenin ne MHPye ve nede anadolu halkına bir faydası yoktur. 

Kimden gelirse gelsin bu ortamda, çatışma, çekişme ve hizip iklimi oluşturmaya teşebbüs edenlere fırsat verilmemelidir. Ortalığı karıştırmaya ve milliyetçi duyguları kışkırtarak taşkınlık çıkarmayada gerek yoktur. 

Kürt özgürlük mücadelesi en sıcak ve içselleşmiş haliyle ayağa kalkmış, sokağa dökülmüş. Geri dönüşü olmayan bir Kürthalk mücadelesi ortada var. Ayrıca PKK önderliği büyük ölçüde meşrulaşan taraf olma doğrultusunda devlete adımlar attırmış bir dururmda. Böyle bir ortamda kalkıp ‘‘ölmeye/öldürmeye‘‘ çanak tutan bir siyasi güzergâh izlemenin ne MHP’ye, nede Türk milletine bir faydası yoktur. Zaten böyle bir tavır Dr. Devlet Bahçeli gibi bir siyasi lidere, bir bilim adamına da yakışmaz. Halklaşan Kürt özgürlük mücadelesini bundan sonra yok etmekde mümkün değildir. Kürt sorunu hukuka uygun bir şekilde çözlüyor, sorununun çözümü için MHP ve CHP’nin hükümete yardımcı olması gerekir.  

Türk ve Kürt halkının kaderi artık ölüm olmamalıdır. Türk ve Kürt annesinin ağlamasını istemiyor insanlar. Bunun için de barış olmalıdır. Bu bağlamda hükümet ve Öcalan arasında devam eden görüşmeler, 21 Mart 2013 Newroz Günü Öcalan’ın geniş bir kitleye yaptığı açıklama ile yeni bir noktaya geldi.

Biz kürtler Türk halkıyla birlikte eşitlik, özgürlük ve kendi topraklarımızda insan gibi yaşamak istiyoruz. Toplumsal bir mutabakata dayalı sivil demokratik bir anayasa istiyoruz. Bu ülkenin bütünlüğü içinde biz Kürdler olarak kendi kendimizi yönetmek istiyoruz.  

Başbakan Erdoğan Kürt meselesini çözerse, son on yıla değil, yakın geçmişe damgasını vuran ve Kürt meselesini çözen, bir lider olarak tarihe geçeçek. Bu gelişmeyi kıskanmaya gerek yok.

Dolayısıyla Kürdistan Halk Önderi Abdullah Öcalan`ın 21. Mart 2013 Newruz Bayramı`na gönderdiği mesajı şimdi tekrar aklı sükünet içerisinde okumakda yarar var, kanaatindeyim:

MAZLUMLARIN ÖZGÜRLÜK NEWROZU KUTLU OLSUN

Selam olsun bu uyanış, canlanış ve diriliş günü olan Newrozu en geniş katılım ve ittifakla kutlayan Ortadoğu ve Orta Asya halklarına…

Selam olsun yeni bir dönemin miladı ve gün ışığı olan Newrozu büyük bir coşkuyla ve demokratik bir hoşgörüyle kutlayan kardeş halklara…
Selam olsun demokratik hakları özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına…

Zağros ve Toros dağ eteklerinden, Fırat ve Dicle nehir vadilerine; kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarından tarım, köy ve şehir uygarlıklarına ANAlık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler sizlere selam olsun…

Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç’in kardeşidir. Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes’in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek’le hısım-akrabadır.

Bu büyük medeniyet bu kardeş topluluklar, siyasi baskılarla harici müdahalelerle grupsal çıkarlarla birbirlerine düşürülmeye çalışılmış hakkı, hukuku, eşitliği ve özgürlüğü esas almayan düzenler inşa edilmeye çalışılmıştır.
Son iki yüz yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara suni problemlere gark etmeye çalışmıştır.

Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor.

Newroz ateşiyle yüreği tutuşan, meydanları hınca hınç dolduran yüz binler, milyonlar artık barış diyor, kardeşlik diyor, çözüm istiyor.

İçinde doğduğumuz çaresizliğe, bilgisizliğe, köleliğe karşı bireysel isyanımla başlayan bu mücadele her türlü dayatmaya karşı bir bilinci, bir anlayışı, bir ruhu oluşturmayı amaçlıyordu.
Bugün görüyorum ki, bu haykırış bir noktaya ulaşmıştır.

Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur.

Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz.

Çağrımı bağrına basan gençler, mesajımı yüreğine katan yüce kadınlar, söylemlerimi baş-göz üstüne diyerek kabul eden dostlar, sesime kulak kesilen insanlar;

Bugün yeni bir dönem başlıyor.

Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor.

Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor.

Biz, onlarca yılımızı bu halk için feda ettik, büyük bedeller ödedik. Bu fedakarlıkların, bu mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı.

“Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun” noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Türküne, Kürdüne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor.

Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.

Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum.

Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır.

Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkar eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır.

Kürdistan ve Anadolu tarihine yaraşır şekilde tüm halkların ve Kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk düşüyor. Bu Newroz münasebetiyle en az Kürtler kadar Ermenileri, Türkmenleri, Asurları, Arapları ve diğer halk topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük ve eşitlik ışıklarını, kendi öz eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve yaşamaya çağırıyorum.

Saygı değer Türkiye halkı;

Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır.

Gerçek anlamında, bu kardeşlik hukukunda fetih, inkar, red, zorla asimilasyon ve imha yoktur, olmamalıdır.

Kapitalist Moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları; halkı bağlamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için hepimizin Ortadoğu’nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum.

Zaman ihtilafın, çatışmanın, birbirlerini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır.

Çanakkale’de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler; Kurtuluş Savaşı’nı birlikte yapmışlar, 1920 meclisini birlikte açmışlardır.

Ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek; ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir. TBMM’nin kuruluşundaki ruh, bugün de yeni dönemi aydınlatmaktadır.

Tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini; en eski sömürge ve ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dıştalanan herkesi çıkışın yeni seçeneği olan Demokratik Modernite Sistemi’nde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırıyorum.

Ortadoğu ve Orta Asya kendi öz tarihine uygun, bir çağdaş modernite ve demokratik düzen aramaktadır. Herkesin özgürce ve kardeşçe bir arada yaşayacağı yeni bir model arayışı, ekmek ve su kadar nesnel bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Bu modele yine Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının, ondaki kültür ve zamanın öncülük etmesi, onu inşa etmesi kaçınılmazdır.

Tıpkı yakın tarihte Misak-i Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşı’nın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz.

Son doksan yılın tüm hata, eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bir kez daha yanımıza, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz. Tüm bu kesimleri; eşitlikçi, özgür ve demokratik ifade tarzının örgütlenmesini gerçekleştirmeye çağırıyorum.

Misak-i Milli’ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti’nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkum edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurileri ve Arapları birleşik bir “Milli Dayanışma ve Barış Konferansı” temelinde kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum.

Bu toprakların tarihselliğinde önemli bir yer tutan “BİZ” kavramının genişliği ve kapsayıcılığı dar, seçkinci iktidar elitleri eliyle “TEK”e indirgenmiştir. “BİZ” kavramına eski ruhunu ve pratiğini vermenin zamanıdır.

Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz.

Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler.

Bölge halkları yeni şafakların doğuşuna şahitlik etmektedir. Savaşlardan, çatışmalardan, bölünmelerden yorgun düşen Ortadoğu halkları artık kökleri üzerinden yeniden doğmak, omuz omuza ağaya kalkmak istiyor.

Bu Newroz hepimize yeni bir müjdedir.

Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in mesajlarındaki hakikatler, bugün yeni müjdelerle hayata geçiyor, insanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor.

Batının çağdaş uygarlık değerlerini toptan inkar etmiyoruz.

Ondaki aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerleri alıyor kendi varlık değerlerimizle, evrensel yaşam forumlarımızla sentezleyerek yaşamlaştırıyoruz.

Yeni mücadelenin zemini fikir, ideoloji ve demokratik siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır.

Selam olsun bu sürece güç verenlere, demokratik-barış çözümünü destekleyenlere!

Selam olsun halkların kardeşliği, eşitliği ve demokratik özgürlüğü için sorumluluk üstlenenlere!

,Yaşasın Newroz, yaşasın halkların kardeşliği!

İmralı Cezaevi 21 Mart 2013

Abdullah ÖCALAN.”

Bu uzun ve önemli  dipnotun analizi, değerli okurlarım geleçek yazımın konusu olacak, hepinize  selam ve  saygılarımımı sunuyorum. 

Bu yazı toplam 6221 defa okunmuştur
Kürt sorununu çözmek zorundayız
 // Mesut Elci
Hocam knuyla ilğili Başbakandan diyorki: '' 'Vur de vuralım öl de ölelim' diyerek 'bunun da zamanı gelecek' diyerek kan üzerinden istismar üretmek artık son bulmalıdır. 12 Eylül öncesi sokakta vurulan nice gençten geriye ne kaldı? Kaç tanesinin hazin öyküsünü hatırlıyoruz. Birileri 'vurun' dedi, birileri bir sağdan bir soldan dedi, gencecik hayatları soldurdular. Kim kazandı? Hiçbir suçu olmayan gençler asıldı da kim kazandı? Toplumu korkutmak isteyenler kazandı. Bunların kazanmasına daha ne kadar seyirci kalınır? Benim oy oranım yükselsin de kaç tane genç şehit olsun diyenlere daha ne kadar seyirci kalınır? Biz bu meseleyi çözmek zorundayız" ''...
02 Nisan 2013 Salı 14:48
04 FİKİR MÜCADELESİNE EVET, SİLAHLI MÜCADELEYE HAYIR'
 // Taylan Çoklar
Hocam ellerinden öperim, devletimiz çok güçlüdür. Askerimiz, polisimiz, sivil güçlerimiz var. Onun için siyaseti siyasetçilere bırakalım. Meydanlarda olmayalım. Elbette konuşalım, fikirlerimizi savunalım ama daha fazla ileri gitmeyelim. Çünkü acıları kendileri ve aileleri çeker, başka kimseye bir şey olmaz. Herkes makamında, koltuğunda oturur. Herkes işine gücüne bakar. Bizler yıllarca yattık, çıktık. Çoğumuz hâlâ işsiz, güçsüzüz. Emekli bile değiliz....
30 Mart 2013 Cumartesi 23:47
03 'FİKİR MÜCADELESİNE EVET, SİLAHLI MÜCADELEYE HAYIR'
 // Taylan Çoklar
Allah muhafaza İran'dan, Irak'tan her taraftan, Suriye'den daha kötü oluruz. O yüzden insanlar, akıllı, mantıklı olmalı. Kesinlikle böyle farklı konuşmalara itibar etmemeli. Yani inelim, vuralım, kıralım, asalım. Astık, vurduk, kırdık. Ne olacak? Kim bize bakacak, kim destek verecek? Şehitlerimiz olacak, bir sürü insanımız ölecek. Ben ve benim gibi 2003'te bir sürü insan yargılanıyordu ama bir tane avukatımız yoktu. 'Vur de vuralım, kır de kıralım' lafını unutalım, geçelim. Fikir mücadelesine evet, silahlı mücadeleye hayır....
30 Mart 2013 Cumartesi 23:45