Özgür Amed

Kadın ve kahkaha meselesi...

06 Ağustos 2014 Çarşamba 16:24

Önce tanımı kısaca aktarayım. 
Agorafobi, yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten duyulan korkulardır. Bir anksiyete bozukluğudur. Bu hastalıkla ilgili ilk tutarlı vaka incelemeleri 1872’de Westphal tarafından türetildi. Paul Connerton’ın “Modernite Nasıl Unutturur” kitabında bu kavrama dair tarihsel bir bakış açısı var. Kısaca bir pasajı aktarıyorum.

Westphal’ın tesadüfe bakın ki hepsi erkek olan hastaların anlaşılması zor kişisel kaygıları burjuva ve kadınlarına dayatılan halka açık alanlarda dolanma yasağı gibi sosyal tabuları yeniden üretiyordu. Daha sonra yapılan agorafobi çalışmalarında ise tedavi gören hastaların çoğunluğunu kadınlar oluşturuyordu. Bu kadınlar, aşırı derecede kaygılanmalarından ötürü evlerinden çıkamamaktan, tenha bir sokaktan yâda meydandan geçememekten, kalabalık bir sokaktan girememekten, yani herkes gibi açık alanlarda gezinememekten şikâyetçilerdi; aslında bakılırsa, 19.yy’ın olağan bir sıkıntısını, hisleri gibi azap bir şekilde yaşıyorlardı. O zamanın burjuva anlayışına göre, sokakları tehlikeli yerlerdi. Kapitalist üretim ilişkileri dahilinde üstü örtük bir şekilde yaşanan toplumsal savaş sokaklarda su yüzüne çıkıyordu. Engels 1840’ların ingilteresindeki işçi sınıfının koşullarını betimlerken, işçi sınıfının koşulları ile işçi sınıfının yaşadığı sokaklarının koşullarının aynı olduğunu söylemişti. Manchester’daki sokakları anlatırken aynı zamanda Londra, Dublin ve Glasgow ile Leeds, Bradford ve Edinborg’daki sokaklarını da anlatmıştı.

Sokaklar semptomatikti; durumları başka şeylerin belirtisiydi. Kadınların yapacağı işler ev içinde sınırlı kalırken ticaretin erkek işi olmaya başlanmasından beri erkeğin sokaktaki varlığı meşruydu; oysa sokaktaki kadının çalışmak zorunda olduğu için sokağa çıktığı, kocasının aileyi tek başına geçindiremediği varsayılırdı. Bu yüzden erkekler kendilerinde sokağa tek başına çıkan kadınlara münasebetsizlik etme hakkı bulurlardı. Burjuva kadınlarının kamusal alanına karşı getiren sınırlamalar hakkında adap-ı muaşeret kitapçıklarından çok şey öğrenebiliriz. Bayan Van Zutphen van Dedem görgü kuralları hakkındaki kitabının bir bölümünü “kaçınılması ve engellenmesi gereken şeyler”e ayırmıştır. Buna göre, kadınlar bir dizi yerden kaçınmalıydı: kenar mahalleler, banliyö trenleri, tramvaylar, 3.sınıf publar, sinemalardaki ucuz koltuklar, sokaktaki kalabılıklar ile kutlamalar.  Bunun ötesinde, seçkin insanlar diğer insanların bedenleriyle giysilerine en ufakta bir temasta bulunmaktan dahil mümkün olduğunca kaçınmalıydı; çünkü kirlenmek gibi hijyenik tehlikelerden çok daha büyük ve daimi bir tehlike vardı: kalabalık şehir merkezlerini kuşatan maneviyatı düşük insanlara temas etmek. Kısacası sokaklar için korkutucu yerlerdi…

Bildiğiniz üzere ve asla şaşmayan gerçekliği ile Bizans oyunlarının modern ve güncellenmiş bir versiyonu olarak “Bextê Romê” kategorisinden yaklaşık 12 yıldır oscarı kimseye kaptırmayan AKP’nin ‘İyi polisi’ Bülent Arınç’ın akla ziyan beş bin tane açıklamasından sadece biridir “Kadın iffetli olacak. Mahrem- namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak” demeci. Şu nokta net! Tüm fobilerin toplandığı isim Arınç ve Erdoğan'dır. Hangi çeşit, renk fobi mobi isterseniz var bu arkadaşlarda. Öyle fobiktirler ki lügatlarında 3. el pazar fobileri dahi bulunuyor. Yaptığım çok önemsiz ve araştırma bile sayılmayan çok önemli araştırmalarıma göre Sayın Arınç’ın bu tip açıklamalarının algoritması var. Önce Kürtlerle ilgili bir şey söyle, sonra gençlik, sonra kadın, sonra yine Kürtler… Böyle devam ediyor çark!

Şimdi yukarıdaki paragrafa tekrar göz atın lütfen! 
Çok açıklamaya gerek görmeden basit bir karşılaştırma ile bu sahip olunan düşüncelerin, kadına kahkahayı yasaklamanın mantığı ile 1800’lerdeki kadına dair yaklaşımın nasıl da birbirinin devamı ve aynı ağızdan, kafadan çıktığını ibretle görüyorsunuz. Bu iktidar şımarıklığıdır. Kendini kaybetmenin ve herkese her şeyi yaptırabilirimin trajik evrensel tarihidir. Kadına dair yaklaşımın tarihsel bütünlüklü bir miras ile nasıl taşındığını, nasıl yeniden üretildiğini Arınç bize bir kez daha sunuyor. 

Bu yazı toplam 8683 defa okunmuştur
kürt gelenekleri
 // Kürt Gelenekleri
Sayın Amed, Kürt halkının örf ve adetlerinde var olan bir şeyi Bülent Arınç söyledi diye neden eleştiriyorsunuz. Tamam kadında kahkaha atmalı ama gelenek örf ve adetlerimizi de yok sayamayız. Hangimizin annesi, ninesi kahkaha atıyor bir toplumda. Eleştirilerinizi biraz toplumu da göz önünde bulundurarak yapın. Evet bu gün yetişen Kürt genç nesilde büyüklerinden gördüklerini yapacak ve onlarda kahkaha atmayacak bu eleştrilecek bir şey değil. Böyle gelmiş böyle gidecek bu......
07 Ağustos 2014 Perşembe 08:17