Ümit Yazıcıoğlu

Darbecilere Dipnotlar

01 Mart 2010 Pazartesi 22:21

Hepimizin bildiği gibi, Sipkan Aşiret Reisi Abdulmecit Bey´in oğlu Halis Öztürk, on yıl Ağrı milletvekilliği yaptı. 1960 askeri darbesinde Yassıada'da ve Kayseri hapishanelerinde kaldı. Kendisinin çok zeki ve espirili bir kişiliğe sahip olduğu, onu yakınen tanıyanlar tarafından anlatılmaktadır.

Size onun iki anekdotunu rahmetli Abdulmelik Fırat´tan alıntı yaparak aktarmak istiyorum. Halis Bey, Hapishanede batılı Türk kökenli milletvekilleri etrafında kümeleşince yüksek sesle demişki; "Kardaşım, Kurtuluş savaşında malımız, canımızla, savaştık, atların dışkısından buğday ve arpa tanelerini arazacak duruma düştük. Bir kaç Rus topunuda ele geçirdiğimiz için belgelerle onurlandırıldık. Vatan kurtulduktan sonra köyümüze gittik. Kürt oldugumuz için bize mürteci ve mütegallibe dediniz, öldürmek istediniz, canımızı kurtarmak için dağa çıktık. Bu defa asi ve eşkıya dediniz, ardımıza kolordular sevkettiniz, köylerimizi yaktınız, insanlarımızı öldürdünüz. 1950 yılında yalandan bir demokrasi oyunu icat ettiniz. Halkımız bizi Meclise yolladı güya Mebus olduk. 1960 yılında kutsal anayasayı çiğnedin diye askerler darbe yaptı. Bu defa Mapus olduk. Ben dört kutsal kitap bilirim, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur´an. 1924 Anayasanızı hiç uygulamadınız ki ben onu çiğneyeyim veya kutsal olduğunu söylemediniz ki çiğnemeyeyim. Öyle anlaşılıyor ki; Halis´in yeri mebusluk değil mahpusluktur. Üstelik soyadımızı Öztürk yapmamıza rağmen bizi hep Özkürt olarak gördünüz. Celal Bayar´a hitaben de; „Dört sene seninle hapishanede yattım, bir dört senede İsmet İnönü´yle yatsaydım gözüm arkada kalmazdı. Hiç olmazsa bizi ezenlerin bir kısmı bizimle bu zulümleri beraber yaşasalar belki akılları başlarına gelir, zulüm etmenin ne kadar kötü olduğunu ancak anlarlar“, demiş (Özgür Ülke 16 Temmuz 1994).

Halis Amca, ruhun şad, mekanın cennet olsun, 27 Mayıs 1960 dan bu güne bazı şeyler degişti, hiç olmazsa 2010 yılında görev yapan hakim ve savcılar, darbecilerle hukuki arenada mücadele ediyorlar. Erdogan Hükümeti de şapkasını alıp iktidardan kaçmıyor, darbecilere en azından hukuken derslerini veriyor.

***

Cumhuriyet'in temellerinin atıldığı kent olan Erzurum'dan hemen hemen her dönem her uçtan önemli isimler ortaya çıkmıştır. Nafiz Kotan da bu isimlerden biridir. Rahmetli Abdulmelik Fırat'ın anlattığına göre, birgün Mahmut Baler, Nafiz Kotan beye, “Nafiz Bey amca Erzurum'da çiftliğin, şehir merkezinde köşkün varsa ne diye Ankara´ya geldin han odalarında yatıyorsun, yiyecek lokanta bile yok“ der. Bunun üzerine Nafız bey Mahmut Balere dik dik baktıktan sonra, "Yeğenim Mahmut, ben seni akıllı zannediyordum. Hoş, ben keyfimden mi buraya geldim? Kel Ali, Kılıç Ali korkusundan Ankara´dayım. Bunlar İstiklal Mahkemesi hakimleridir. Gammazın biri, benim için şu mutegallibedir derse beni derhal asarlar, müdafaa şahitleri bilâhara dinlemek üzere." cevabını verir. (A.Melik Fırat, Özgür Ülke  3. Eylül 1994).

Nafız bey birinci meclis döneminde orduya İtalya'dan kendi parasıyla satınaldığı altı tane savaş ucağını hediye etmiştir. Bu uçaklar İtalyan tasarımcı Celestino Rosatelli tarafından tasarlanmış, FİAT tarafından üretilmiş, 1918 yılından itibaren hizmete girmiş olan iki kişilik keşif uçaklarıydı. Bu uçaklar 1924 ve 1938 de  bombardıman için dahi kullanılmıştır. Fakat Nafız bey ise unutulmuş, ne adına bir havaalanı inşaedilmiş, nede adı Erzurum'da bir caddeye verilmiştir, cünkü halk savaş değil, barış istemektedir, savaş malzemeleri hediye edenleri değil, barış sevdalılarını ödüllendirmek istemektedir. Dolayısıyla bu darbe sevdalıları, hayallerinden vazgeçseler, ülkemizin lehine olur, diye düşünüyorum.

***

Hazrolu Hatip Bey, merhum Şeyh Ali Rıza Fırat'ı ziyaretinde affedilmesini dileyerek, şu tarihi olayı anlatmış: “Şeyh Said direniş hareketi sona erdirildikten sonra Cumhuriyet hükümeti Şeyh Said efendiye karşı olan bütün şeyhi ağa ve beyleri de sürgüne gönderdi. Bizde sürgüne gönderildik. Bu muamele bana çok dokundu, hazsiyetim rencide oldu. Atatürk yedinci kolordu kumandanı olarak Diyarbakır'a geldiğinde bizim konakta kendilerini ağırlamıştık. Yakın dostluğumuz vardı. Ne pahasına olursa olsun, Ankara'ya gidip, bize yapılan bu yanlış muameleyi anlatmanın çarelerini aradım. Tanıdıklarım vasıtasıyla Ankara'ya gitmek müsadesi aldım. Çankaya'da huzura kabul edildim. Yaver beni içeri aldı. Atatürk masada oturmuş elini şakağına dayamış, yere bakıyordu. Bizar sonra başını kaldırarak bana. Evet Hatip Bey seni dinliyorum dedi. Paşa hazretleri biliyorsunuz, biz sizin yakın dostunuz olarak yanınızda yer aldık ve Şeyh Said taraftarlarına karşı çarpıştık. Biz onlardan öldürdük, onlar da bizden öldürdüler. Şimdi bizi aynı kefeye koyarak sürgüne göndermeniz.... Bizi öldürseydiniz bu kadar ağırımıza gitmezdi. Ama bizi bu asilerle bir kefeye koymanız bize ölümden daha ağır geliyor, dedim. Paşa Hazretleri bizar duraksadıktan sonra başını kaldırarak bana dedi ki; “Hatip Bey, bir insan kendi ırkına hiyanette bulunursa, başkasına daha iyisini yapar mı? Hadi git, oturduğun yerde otur. O günden sonra kendi aile efradımın gençlerine hep şunu söyledim. Sakın ha bizim gibi onursuz olmayın, bizden ibert alın, dedim’’. 

Burada Atatürk haklı, çünkü Mert düşman, namert dosttan iyidir. 

Bu yazı toplam 9647 defa okunmuştur
diğer yazının devamı
 // bışar-e çeto
biz sonradan farkına vardıkki yapılanlar vede yapılmak istenen şeyler sadece milli iradeyi belirli bir süreliğine ertelemek ve sonradan onu sonradan zindanların karanlık köşelerinde hapsetmekti ve bunu başardılar ama tarihte yapılan her hile bize şimdi birer ders oldu ve o karanlık zindanlarda kendi elimizle yaptığımız güneş yavaş yavaş büyüyor ve elbet karanlıklar bin parçaya bölünceye kadar yükselecek ve herkesin vicdanına sahip çıkmasını sağlayacaktır.atatürk kendi milleti için yapması gereken şeyleri yaptı ama biz yapmamıştık ......
02 Mart 2010 Salı 17:06
ders dolu bir yazı
 // bışar-e çeto
allah için yazınız düşünen bir insan için akıl dolu bir yazı.biz kürtler her nedense bize gülümseyen her lidere dost arkadaş ve iyilik meleği gözüyle bakarız.halbuki bu kafatasıya sahip olmamız her zaman bizi milli irademizden milli benliğimizden bizi yoksun bırakmıştır.her gülümseyen insanı dost bildiğimiz için hep esaret altında mahkum bırakılmaya terkedildik.kurtuluş savaşı sırasında yapılan bunca mücadelenin ve bu kadar ölümün vede sefalet içinde yaşamanın karşılığı zindanlarda prangalar eskitmek olduğunu kim düşünürdü.biz bize düşeni yaptık ve bilincimizde islam vardı halkların kardeşliği vardı ama bazıları onu düşünmedi onlar bizi sadece kendi milli iradeleri doğrultusunda bir araç gibi kullandılar....
02 Mart 2010 Salı 16:54
İstiklal Mahkemeleri’nin idaml kararları
 // A.K.
İstiklal Mahkemeleri’nin verdiği idam kararı Ergün Aybars’a göre birinci dönemde resmi kayıtlara göre gerçekleşen infaz 1054, İsyan bölgesi dahil ikinci ve üçüncü dönem mahkemlerin verdiği azami infaz sayısı ise 576’dır. Toplamda bütün idam kararlarının sayısı 2000 kişiyi geçmemektedir. İstiklal Mahkemeleri’nin görevi fiilen ancak 1927 yılında sona erdi. 1949 yılında ise Cihat Baban ve Adnan Adıvar’ın önerisiyle İstiklal Mahkemeleri Kanunu yürürlükten kaldırıldı....
02 Mart 2010 Salı 14:16