Özgür Amed

Banksy, Hydra ve Kobanê

15 Kasım 2014 Cumartesi 12:14

ABD’li araştırmacı Conrad Hackett twitter hesabı üzerinden iki gün önce bir görsel istatistik yayınladı. Görsel, dünya şeklinden ibaret olup her ülke üzerinden Suriye’ye dağılan kırmızı oklarla işaretlenmişti. Finlandiya, İsveç’ten tutun Somali’ye kadar dünyanın hemen her ülkesinden oklar Suriye’ye akıyordu. Kırmızı ile işaretlenen oklar yılan gibi kıvrılıp varıyordu nihai noktaya! Her ülke üzerinde de verilen bir rakam var. 3000, 296, 1500, 14, 240, 400… Bu rakamlar oradan gelip İŞİD’in vahşetine katılan ortalama kişi sayısını veriyordu.  

Görselin bende uyandırdığı ilk şey bir film repliği oldu…
Akira Kurusowa’nın bir cinayeti farklı açılardan ele aldığı “Rashomon” filminin ana karakterlerinden olan rahip, işlenen cinayete dair şöyle bir şey diyordu: “Bu canavarca olay, benim insanlığa olan inancımı vebadan ya da savaştan çok daha fazla sarstı"…  

Fazla sarstı çünkü dakikalarca baktım görsele. Dünyanın her tarafından insanlar Kürtlere karşı savaşmak için geliyordu. Kafa kesmek, sivili katletmek, kadınları pazarda satmak için akın akın geliyorlardı. Bunu nasıl açıklamak gerek? Ne ile açıklayalım ki bir anlamı olsun!  Albert Camus “İnsanı savunuyorum, çünkü düştüğünü gördüm” diyordu. 21.yy’da sadece “insan” düşmedi, kendisiyle beraber insanlığı da götürdü. Hepimiz şahidiz! Kobanê şahsında yerlere serip üzerinden geçti… Bunu bir kenara not edelim!

Ne ile açıklayalım ki bir anlamı olsun? sorusuna tekrar dönelim. 
Yahudi soykırımın mimari olarak bilinen Karl Adolf Eichmann yakalanıp Küdüs’te yargılandığında o kadar normal tepkiler veriyordu ki onu izleyen Hannah Arendt’in neredeyse tüm hayat ve düşünce dünyasını değiştirdi.

H.Arendt’in bu duruma ve korkutan normalliğe “kötülüğün sıradanlığı” dedi. Bunca vahşetin özneleri gayet normal, sıradan insanlardı. Kobanê’ye dünyanın her yerinden gelip vahşice katletmeye çalışan, kafa keserken bunu gayet doğal olarak rasyonalize eden bu insanlarda kötülüğün sıradanlığının birer çıktısı mı? Arendt’in görmesini çok isterdim çünkü o aşamayı geçtik kanımca. Aradığım cevapta sanki Banksy’de…

3 Kasım 2013’te yabancı bir haber sitesinde “Banksy's Nazi painting sells for $615,000”(Banksy’nın Nazi çizimi 615 bin dolara satılıyor) haberi yayınlandı. Haberin hikâyesi ise baya ilginç. Kim olduğu pek bilinmeyen ve duvar çizimleri ile yıllardır fenomen durumda olan Banksy, New York’ta satın aldığı bir doğa tablosuna kendince bir ekleme yaptı. Manzaranın tam karşısına oturan bir Nazi subayı çizip tabloyu satın aldığı yere götürüyor. Olay duyulunca meraklılar satın almak için kuyruğa giriyor. Ve tablo şimdiye kadarki en yüksek fiyata satılıyor. Sitenin haberine göre de elde edilen gelir evsiz, yoksul ve AİDS’liler için kullanılacak.

Bu haberin meramım ile ilgili olan kısmı ise tablonun adı. Banksy tablonun gerçek sahibinin imzasının altına kendi adını da eklemeyi unutmamış ve tabloya yeni bir ad vermişti. “Kötülüğün sıradanlığının sıradanlığı”…

Bilmiyorum, belki de tüm dünyanın bu vahşete seyirci kalışının, 61 gündür esasen yalnız bırakılmasının var olan kötülüğün her tarafa sinişinin sıradanlığının artık sıradan oluşudur. Kötü olan kötülüğün kendisi bir tarafa, asıl mevzu ona duyulan arzuda… 
Etrafa bakın, her yer Kobanê’ye gidiyor. Her şey oraya çıkıyor. Evrenin biricikli öznesi insanoğlu kendisi ile çelişki içindedir. Vahşeti arzulama hali, yozlaşma, çürüme insanın kendine sırt çevirmesi kendine ihaneti ile ortaya çıkar. Faşizmin, soykırımın kökeni de bu noktadır.

İnsanın kendine karşı düştüğü bu alçakça rezalete, ihanete yine bir avuç insan hepimiz nazarında cevap veriyor. Ayaklar altına alınan erdem ve değerler bir bir toplanıyor. Günler uzadıkça, savaş aylara dağıldıkça Olympos'tan çalınıp insanlara armağan edilen kıvılcım ile onu söndürmek isteyenlerin amansız savaşı gittikçe şiddetleniyor. Çağımızın son kahramanları, Kobanê direnişçileri, Lerna bataklığı yerine Ortadoğu bataklığında üreyen ve türeyen, nefesi ile insanı öldürebilen dokuz başlı yılan, Hydra canavarının modern temsiline karşı savaşıyor. Gövdesi aslan, bir başı ölümsüz olmak üzere her tarafa zehir saçan bu canavar; bugün her bir baş olarak ona silah, para akıtan ülkelerin temsili halinden başka bir şey değil. Bu canavarın temsili önemlidir, çünkü ölümden sonraki dünya ile insanların dünyası arasındaki kapının tam ağzında yaşadığına inanılıyor. Lerna bataklığı ölüm ve yaşamın geçişidir, orta noktasıdır. Ortadoğu şahsında bu geçişin şuan hayat bulduğu ve yaşama zehrini akıtan bu canavarlara karşı mücadelenin olduğu tek yerden bahsediyoruz. Kobanê ile ortaya çıkan şey de yaşam ve ölümün seçimidir. Kobanê düşseydi ölüm kazanacaktı. Ama yaşamı uğruna ölecek kadar seven 19 yaşlarındaki Arin’lerin duruşu ile yaşam armağan edildi.

Kobanê bir yüzleşmedir. Tüm tarih boyunca kaybettiğimiz, zorla kaybettirilen, çalınan geçmişe bir çelme taktı.  Geçmişte sıkıştırılan tüm hücrelere, geçmişte atılan her tokada, geçmişte vurulan her tekmeye, geçmişte masada yalnız bırakılan her diplomatik girişime, aramıza sokulan her nifak tohumuna dur demenin adı oldu. Kadına dair açık ve sinsi tüm hapisleri yerle bir eden, modern kölelik kurumundan ve kadını nesneleştirmekten kurtaran, bir özne olduğunu tekrar hatırlatan bu haklı savaş, Sayın Öcalan’ın “Çözümlenen kişi değil toplum, an değil tarih” dediği yere gelip oturdu… 
İki aydır devam eden şey aynı zamanda bir paradigma savaşı olarak okumakta mümkün. Bu savaşta özgürlük ve demokrasi, özerk yaşam iddiası dik durmuş, ulus devlet eksenli, merkezi iktidar hegemonyası ile zehirlenmiş anlayışlara karşı üstün gelmiştir. Tüm dünyaya da bunu ispatlamıştır.

Küçük bir kasaba/kent kimliğini bir tarafa bırakarak Ortadoğu’nun geleceğini belirleyen, psiko-sosyo-siyasal tüm dinamik ve planların yeniden gözden geçirilmesine sebep olan tarihi bir mekâna dönüşen Kobanê, özünde Kürdistan ve Kürt hareketini tasfiye amacı/hevesi edinen bu barbarizme karşı duvar olmuş, her yerden her renkten insan ile yaşamı savunmuş, savunmaya tüm şiddeti ile devam etmektedir.  Nietzsche “Damların üstünde yükselen kuleleri görmek için, şehri terk etmen gerekir” diyor. Kobanê damlarının üstünden insana dair, direnişe dair, umuda dair ne varsa görülüyor. Şehirlerini terk edip gidenlerin eli ile görünür oldu her şey…

İnanç silahtan önce düşer...
Sanırım bu geride kalan altmış günün hikâyesi de inançta gizli. 
Onu elden bırakmayanlara selam olsun. 

Bu yazı toplam 13835 defa okunmuştur