Ümit Yazıcıoğlu

Almanya’nın Türkiye’deki Kürt kartı

29 Temmuz 2010 Perşembe 10:46

Sözde “ülkemiz henüz AB üyeliğine hazır değilmiş”. Dolayısıyla Alman Dışişleri Bakanı Dr. Westerwelle, “Türkiye’nin AB üyeliğini net bir şekilde reddettiklerini” açıkladı. Aslında Westerwelle`nin bu düşüncesi çok yanlıştır. Zat-ı alileri gözlerini, tabii vicdanlarını kapatıp böyle sevimsiz konuşuyorlar. Aslında bilmeleri gerekir ki doğru olan bir şey varsa, o da Almanya’nın Türkiye-Avrupa ilişkilerinde yıllardır ikiyüzlü politika izlediğidir. Almanya’nın bu ikiyüzlü politikasını ülkemizde Başbakan Erdoğan ve Dışişleri yetkilileri iyi bilmektedirler. Avrupa’da yaşayan bizler de bilmekteyiz.

Doğru olan diğer bir şey de sistematikmen Almanya’da yabancı kökenlilere karşı yapılan ırkçılıktır. Bu ırkçılığın altında aslında “derin alman devleti”nin politikası yatmaktadır. “Derin Devlet” sadece Türkiye’ye mahsus bir olgu değildir. “Alman Derin Devleti de mevcuttur. Almanya aslında her gün bir polis devleti olamaya doğru gitmektedir. Öyle bir duruma gelmiştir ki “Dinci Terörle Mücadele” bahanesi adıyla” bu ülkedeki cami cemaatinin takriben yüzde yirmisini ispiyonculaştırmıştır. Bu ülkedeki dernekler alman devletinin güdüm ve derin kontrolü altındadır. Dolayısıyla kimsenin Almanya’yı iyi, Anadolu’yu da çeşitli bahaneler bularak kötü göstermesi doğru değildir. Doğru olan bir gerçek varsa, o da Almanya’da İnsan Haklarının sıkça zedelendiği ve kendisinin Sabıkalı bir devlet oluşudur, altı milyon Yahudi’yi katletmiş bir tarihe sahiptir. Ama tarihinden ders çıkarmamaktadır. Neyse doğruları söylemekte yarar var. Elimize öyle bilgiler veya duyumlar geliyor ki ilmi olarak kaynağını belirtmemiz doğru olmayacağı için, makalelerimde değinmek istemiyorum ama doğruluğuna inanıyorum. Bu nedenle iki önemli analizimi kısaca sizinle burada paylaşmak istiyorum.

Almanya aynı zamanda Kürt meselesinin çözümüyle ilgili ikiyüzlü siyaset izlemektedir. Ve onun bu ikiyüzlü siyaseti sebebiylede aslında ülkemizde yıllardır yanan ateş söndürülememektedir. Bölgesel gerginlikler, siyasal bölünmüşlükler ortadan kaldırılamamaktadır.

Ülkemizde sürdürülen bu kirli savaş ne kadar uzun sürerse, ülkemiz çeşitli bahanelerle AB’ye alınmayacaktır. Dolayısıyla ulusal kurtuluş mücadelesini silahla verenlere ve hem de Türkiye’ye tavsiyem, sağduyuyla bu kirli savaşı acilen durdurun. Bu savaşı durdurmamanız başkalarının işine yaramaktadır. Bu savaşın sürmesi Kürt ve Türk halklarının kardeşliğine zarar vermektedir.

Türkiye’nin önünde beş önemli sorun var, bunları insan hakları ihlali, hukuk devleti olamamak, demokrasi (milli iradeye müdahale) sorunu, ekonomik anlamda gelişememek ve Kürt meselesini çözmemek, olarak sıralanabilir.

Benim bu sorunlar için çözüm önerim kısa ve net, idari yapıyı modernleştirerek, en az dokuz bölge belediye başkanlığı ve valiliğiyle idare edilen bir idari yapılanmaya geçiniz. Genel bir af çıkarınız. Bu görüşlerimin detayı hukukçular tarafından rayına konabilir, yeter ki çözümde ciddi olunuz. Yoksa bazı mebuslarımızın belirttiği gibi “efendim herkes kendini rahatça ifade edebilmeli, demokratik ve kültürel haklar verilmeli, herkes dilini serbestçe konuşmalı” lafları, doğrudur, ama unutmamamız gerekir ki bu laflar sorunun çözümü için yeterli değildir. Dost doğruları söyler, realite bu. Dolayısıyla hükümet kendisine karşı yapılan “haksızlıkları” milli iradeye yapılmış müdahale olarak görürken’’, milletin tamamını ilgilendiren Kürt meselesiyle ilgili ortaya tatminkar çözüm önerileri koyabilmelidir.

Durdurun bu kirli savaşı, insanlarımız, analarımız ağlamasın. Bizler bu topraklarda kardeş olarak dün olduğu gibi bugün de, yarın da, yaşamaya devam edelim. Cumhurbaşkanlığı sürecinde yaşananları, 27 Nisan e-muhtırasını, AK-Parti ve DTP’ye açılan kapatma davalarını ve yüksek yargıdan yakınmaları, tekrar yaşamayalım. Demokrasiye, özgürlüklere, insan haklarına, eşitliğe, kalkınmaya, şeffaf devlet yapısına, dürüst ve hesap verebilir yönetimlere ‘EVET’ diyelim.

Bu yazı toplam 26084 defa okunmuştur
Çifte standart
 // Faruk Turan
Alman siyaseti ve medyası belirli zaman aralıkları ile hem Türkiye'ye hem de Almanya'da yaşayan Türklere karşı saldırıda bulunmakta. Türkiyenin yalnız bıraktığı Avrupa Türklerinin yaşadığı en büyük talihsizliklerden birisi de, siyah saçlı herkesin Avrupa'da "Türk" diye nitelendirilmesi, Avrupai görünüme sahip olmayan herkesin işlediği suçları Türklere atfetmesidir. Öyle ki, son zamanlarda Almanya sokaklarını dolduran Rumen ve Bulgar çingeneleri dahi Almanlar tarafından Türk olarak görülmekte ve bunların işlediği her suç ve yaptıkları her hırsızlık Türkler tarafından yapılmış olarak kabul edilmekte. Avrupa'da Türkleri karalamaktan başka bir işi olmayan Kürtler de iyi birşey yaptıklarında Kürt, kötü birşey yaptıklarında da Türk oluyorla...
29 Ekim 2010 Cuma 10:32
Kurd'un Kaybedecekleri
 // Rahmi
Ayrilmak meselesi kime yarar. Dogunun ulke uretimindeki payina bakin. Batida uretim var, doguda ekonomi kacakcilik uzerine donuyor. Isin dogrusu dogu batiya enerji kaybettiriyor. enerji kacaklarini dusunun (petrol, elektrik). Ayrilirsak Doguya yatirim gerekmez. Askere 3te 1 butce gitmez. isin ekonomisini dusunun.
Bir de kurulacak devlet en az 20 sene tek partiyle yonetilecektir bunu unutmayin. Dagdaki silahlilar sizce duzluge inince demokrasi diyebilecek mi? Kaldiki insanlar su sitede bile acikca ref.'a evet diyemiyorlar baskidan. Yazinin son satirina bakin. BDPnin demokrasi cagrisi sadece turkiye icinde bir anlam tasiyor. BDP yeni devletin CHPsi olur. Bunlari da dusunun. Demokrasi yeni devlet kurmakla degil zamanla yerlesiyor....
05 Ağustos 2010 Perşembe 17:56
Rahmi'ye
 // Kendal
İki asırdır dünyanın tüm hakaretlerini ve zulmünü Kürtlere yaptınız, biraz empati yapmanı isterim. Biz buna rağmen hakaret yapmıyor sadece kardeşliğin bittiğini, bundan böyle ancak iki komşu gibi yaşayabileceğimizi söylemek istiyoum. Evet ayrılmalıyız. Yalan mı yani, göçmen olarak geldiğiniz coğrafyada bizim saflığımızı ve insani duygularımızı kullanarak efendi oldunuz. Tüm fedakarlığımıza rağmen inkar ve ölümü reva gördünüz. Sizin ne solcunuz ne de müslümanınıza güvenimiz kalmadı çünkü bu değerleri kullanarak bizi esarete boğdunuz. édi besseeeee !!! Sinop Mersin hattında ayrışalım. Ha, kabul etmek mi istemiyorsunuz? O zaman Kürd'ün kaybedeceği bir şey yok, olanlar düşünsün!!...
04 Ağustos 2010 Çarşamba 10:13