Ümit Yazıcıoğlu

Abdullah Öcalan ve Kürt Politikası

02 Kasım 2010 Salı 20:42

1923’den 2002’ye kadar geçen süreçte Kürt politikası inkar ve asimilasyon temelinde tamamen bir “toplum mühendisliği” esasına dayandırılmıştı. Nihayet hem Türk kamuoyu hem de Türk devlet yöneticilerinin bir kısmı, yaklaşık yüz yıldır süren bu meselenin bugüne kadar izlenen yöntemler ve politikalarla çözülemeyeceğini idrak etmeye başladı. Devletin asırlık yanlışlarından hareketle bu mesele çözülemez.  

Sayın Dr. Gül ve Değerli Başbakan Erdoğan´ın da Kürt milletinin çiğnenmiş, pâyimâl edilmiş hukukunun vebâli altinda kalmak istemediklerinin farkındayım. Dolayısıyla çözüm için daha cesur ve daha gayretli olmaları gerekiyor kanatindeyim. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki eğer bu ülke Kürt meselesini çözemezse, çökecek; bölünüp parçalanacaktır!.. Bu çıplak ve kesin hakikati Erdoğan Hükümetinin ve AK Parti kadrolarının fark etmesini bekliyor ve ümidimi muhafaza ediyorum.

Ülkede “anayasayı tamamen değiştirmezseniz İstanbul’daki Kürt gençleri etnik çatışmayı başlatabilir”. Bu düşüncenin doğru yanı var, zira 90’lı yıllarda büyük kentlere göçen Kürt ailelerin çocuklarını artık BDP’liler bile kontrol edemiyor.

Bildiğiniz gibi ülkede Kürt nüfusunun demografik yerleşim haritası detaylı bir şekilde değişti. Adana, Antalya, Manisa, İzmir, Mersin ve İstanbul gibi kentler büyük Kürt göçüne maruz kaldı. Ama aynı zamanda Kürtler geleneksel yerlerini terk etmediler. İleride İstanbul’da oturan Kürt nüfus bilinçlenip daha fazla mobilize olursa baskı unsuru oluşturabilir. Bu hem oy hem şiddet açısından gerçekleşebilir.

Bugün Kürtler aslında ayrılıktan bahsetmiyor, özerklik istiyorlar. Özerklik başka bir şey, hatta özerklik bir dereceye kadar bence Türkiye’nin içinde Kürtlerin kalmak istediklerinin bir emaresi. Bölgede konuştuğum kişiler, tanıdığım Kürt aydınları artık ’bağımsızlık’ ve ’ayrı devlet’ kurmaktan bahsetmiyor. 

Kürt sorununu bir terör sorunu olarak kodlamak yanlıştır. 21’inci Yüzyıl’da silahın rolünü tamamladığını, sorunların çözümünde silahın bir araç olma özelliğini yitirdiğini hepimiz artık biliyoruz. Dolayısıyla önceliğimiz ve duruşumuz, silahların bir an önce susmasıdır. Bu bağlamda açılım sürecine Sayın Öcalan’ın mutlaka dahil edilmesi gerekir. Zira artık meselelerimizi herhangi bir kaygı veya kompleksin koşullamasına prim vermeden açıklıkla konuşmamızın zamanıdır. Öcalan’ı sürece dahil etmek bence halklarn kardeşliği açısından akıllı bir politikadır. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; beğenip beğenmeme noktasında herkesin kendine göre gerekçeleri, nedenleri olabilir. Ama istesek de istemesek de Öcalan’ın nüfuzu Kürtler açısından muazzam. Bu gerçeği kabuletmemiz gerekir. Öcalan’ı sevmeyen, Öcalan’ın aslında Kürt hareketine zarar verdiğini iddia eden bazı Kürt aydınları bile Öcalan’ın bu sürece katılmasını istiyorlar. Çünkü ancak Öcalan dağdakileri dağdan indirebilecek siyasi güce sahip.

Dolayısıyla PKK’nin silah bırakması için bir genel affın mutlaka çıkarılması gerekir, kannatindeyim. Çünkü dağdaki insanları nasıl geri getireceksiniz? Hepsini hapse mi atacaksınız? Her iki tarafı da hazırlamanız lazım. Başbakan Erdoğan’ın sadece Kürtleri değil Türkleri de buna hazırlaması lazım. Bunu anlatması lazım. Türkiye’de çok acayip bir sendrom var. Bir şeye karar verilir, ama halka anlatılmaz. Kürt meselesinde de bir şey yapılacaksa, Türkiye’nin Türklere de bunu anlatması lazım”. 

Anadoluda yaşayan Kürtler bugün ayrılık değil özerklik istiyorlar. Dolayısıyla Kürt meselesinin çözümünün uzun bir süre almaması gerekir. Öcalan’ın herhangi bir “bölünme-parçalanma” olasılığı şöyle dursun, barıştan yana bir tutum aldığı da, artık altı çizilmesi gereken bir husustur. Dolayısıyla kendisiyle devlet yetkililerinin görüşme yapması ve yapılan  bu görüşmelerin son derece önemli, niteliksel olması, doğaldır.  Lüxsemburg 2.11.10

Bu yazı toplam 8288 defa okunmuştur
NİCK ini değiştir:Sen Kim Tolstoy kim...
 // mezopotamyalı
Kemal Sunal'ın biplenen bütün sözlerini sana takdim ediyorum Tolstoy adını hak etmeyen düşünce özürlüsü beyefendi..
Kürtler Kurtuluş savaşında canlarını verdiler daha versinler?
Bu kadar kan dökülmesinin sebebi senin gibi düşünce özürlülerin haketmedikleri halde Subay, Polis, Doktor ..vs olmalarıdır.
Senin gibi embesiller nerden bilecekler bu halk niçin bu hale geldi?
Bu ülkeye kimin ne kadar katma değer kattığını sen nerden bileceksin? Kürtlere harcanmış gibi gözüken aslında kürtlerin imhasına harcanıyor, fakat sen bunu göremezsin..
Git Allah'ını seversen git işine...
Sinir ettin beni, çayımıda soğuttum zırvaların yüzünden......
04 Kasım 2010 Perşembe 09:19
ne doğru bir tesbit
 // hakikat
evet yukarıda belirttiğiniz gibi kürt gençleri etnik çatışmayı başlatabilir, zaten kürtlerden farklı bir hareket beklenmez. fakat düşünülmeyen bir nokta bu etnik çatışmanın sonu, bölünme veya parçalanma değil 90 lar da olduğu gibi göç bu sefer tersine kürt göçü, nasılmı çok kolay inönü stadı maç çıkışında sadece beşiktaş taraftarı (sadece küçük bir örnek) kürtlere ölüm hain alçaklar deyip en yakın semtteki önceden belirlenmiş kürt evlerini ve işyerlerini basarsa aynı harekat biçimi sivil insiyatif olarak antalya mersin adana manisa bursa gibi illerde de olsa kürtler için sürek avı başlatılsa ne olur, bişey olmaz biraz zaman alır ama ortalık durulur bu devlete hiçbirşey olmaz sadece kürtler istanbul ve sahil kentlerini kartpostallardan görür...
03 Kasım 2010 Çarşamba 20:51
af bir aylık mesele
 // mali
af dediğiniz olay 1 aylık mesele. devlet gerekli yayın organlarını harekete geçirsin bir ayda, bütün ülke genel afcı olur. ama asıl mesele, kürtlerin nasıl topluma entegre edileceği. eğer bahsettiğiniz istanbuldaki gençler bu haldeyse, vandaki diyarbakırdakini nasıl yeniden kazanacak bu ülke!...
03 Kasım 2010 Çarşamba 13:11