Ümit Yazıcıoğlu

1925 den bugüne Kürt meselesi

25 Haziran 2010 Cuma 20:44

Türkiye’de bir Kürt meselesi vardır.

Bunun için uzağa gitmeye gerek yok. Bir takım vatandaşlarımız “biz Kürdüz ve bundan kaynaklanan isteklerimiz ve meselelerimiz var” diyorlarsa Türkiye’de bir Kürt meselesi var demektir. Fakat Türkiye, bağımsız bir Kürt devleti kurulması ve ülkenin parçalanması gibi bir tehlikeyle karşı karşıya değildir, çünkü Kürtler ayrılık istemiyorlar, zira Kürtler Türkiyeden kopmakta istemiyorlar. En radikal çizgide olan PKK bile kopmak istemiyor. PKK’nin etkilediği kitlede de bir ayrılma duygusu yok. Peki o zaman PKK son eylemleriyle ne yapmak istiyor? Bence bu saldırılar yanlış, ve Kürt davasına hizmet etmemektedir. Ayrıca Kürt sorunun barışçıl yollarla çözmeyi amaçlayan barış ve diyalog sürecine´de zarar vermektedir. Dolayısıyla PKK bu gerçekleri görmeli, askeri eylemlere gerek duymamalıdır. Türkleri kardeş olarak görmeli ve onlarla masaya oturmalıdır. Başka arayışlar sadece kan ve göz yaşı getirir.

Uluslararası oyunlara alet olmamak lazım. Barış ve demokratikleşme sürecine katılmak sadece Türkiye’deki Kürtler için değil, içinde yaşadığımız bölgedeki tüm Kürt kardeşlerimiz için en doğru yol olacaktır. Zira bilmelidir ki batının PKK´yi tahrik ettiği kadar PKK’ye destek olmayacağı kesindir. Bu coğrafyada Kürtlerin Türklerden daha fazla yakın olabilecekleri başka hiçbir topluluk yoktur. Çözüm, daha çok hükümetin demokratik açılımıyla bağlantılıdır. Kürt kökenli Türk vatandaşlarına, daha fazla can kaybı değil, istikrar, refah ve istihdam gerekiyor.

Ülkemizdeki Kürt meselesini devlet hep Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde değerlendir. Yaşları dokuz ile 16 yaşında olan çocukları hapse attı. Bu durum büyük bir hata ve şimdi bugünlere geldik. Devletin kavrayamadığı çocuklara, ısrarla yaşatılmakta olan cezaevi sürecidir. Bu süreç aslında PKK’ye yeni militanlar sağlamaktadır. Devlet hâlâ bu hatayı yapmaya devam ediyor. Üstelik Meclis’ten zar zor çıkacak olan yeni yasa da bu sorunu tamamen çözmeyecek. Bu sorunun çözülmesi için genel bir affın zaruri olduğuna inanıyorum. Geçmişteki hatalar yapılmamalı  ve yola yeni bir açılım projesiyle devam edilmeli. Bu proje somut adımlar içermeli ve bu içerimler kamuoyuyla açıkça paylaşılmalı. Bu sorun al kurtul veya ver kurtul laflarıyla çözülmez.

1925 Kürt Direnişi

Tarihçi Ayşe Hür ün belirttiği gibi “Mart 1924’te TBMM neredeyse oybirliği ile Halifeliği kaldırırken, 1921 Anayasası’ndaki ‘mahalli idarelere özerklik tanıyan’ maddeler, 1924 Anayasası’na konmadığında ve vatandaşlık tanımı ‘Türklük’ esasına göre yapıldığında, Sünni-Şafii Kürt milletvekilleri karşı çıkmadılar. Hilafetin kaldırılmasını bahane ederek, Şubat 1925’te Nakşibendî Şeyhi Şeyh Said’in önderliğinde Sünni Zazalar isyan ettiğinde, henüz ‘Kürt milliyetçiliği’nden söz edilemeyeceği iyice netleşti“.

1925 ayaklanmasının başlamasından birkaç gün sonra dönemin Başbakanı Fethi Bey (Okyar) siyasi baskılar sonucu istifa etmek zorunda kaldı. Onun yerine İsmet Paşa (İnönü) yeni bir hükümet kurdu. Meclis, hükümete olağanüstü yetkiler tanıyan Takriri Sükûn Kanunu'nu çıkardı. Ankara ve Diyarbakır'da İstiklâl Mahkemeleri kuruldu. “Şeyh Said’i yargılayan Şark-İsyan Bölgesi İstiklal Mahkemesi üyelerinden Ali Saip Ursavaş da Kerküklü bir Kürt’tü. Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanı Seyit Abdülkadir mahkemede Kürt olmadığını söylemişti. Diyarbakırlı Kürt aristokrasisinin en önemli ailelerinden birinin oğlu olan Cemilpaşazade Ekrem ise isyandan haberi olmadığını söyleyerek paçayı kurtarmıştı”. Kimse şimdi bana İstiklâl Mahkemeleri adil yargıladı, adil karar verdi diyemez, çünkü Rahmetli Şeyh Said ve arkadaşlarını mahkûm eden mahkemeleri günümüzde yasal olarak değerlendirmek bile yanlıştır.  İstiklal mahkemeleri adil karar vermemişlerdir, adil yargılama yapılmamıştır. Bu realiteyi kimse artık inkâr etmemeli. Eğer adil bir yargılama olmuş olsaydı bu insanların cenazeleri en azından ailelerine teslim edilirdi.

İsyan dan sora Şeyh Said ailesinin durumuna ğelince

Şeyh Said ailesinden „sadece kadın ve çocuklar kalmıştı. Bildiğiniz ğibi çıkarılan sürgün kanunlarıyla aile Trakya`ya sürüldü. Aile fertlerinin bir kısmı da kağnılarla Erzurum`dan Trabzon`a getirildi. Burdan da İstanbul, İzmir ve Antalya`ya götürüldü. Türkiye`nin etrafından bilinçli olarak dolaştırılarak Antalya`ya getirildi. Buradan da aile ikiye ayrılarak bir kısmı Eğridir`e bir kısmı da Milas`a götürüldü. Şeyh Selahaddin, 1928`deki affın ardından Türkiye`ye dönebildi. Ama çıkarılan af yasası bir kenara bırakılarak, Şeyh Selahaddin 12 yıl ağır hapse mahkum edildi. Suriye`de kaçak yaşayıp gizlice memleketine dönen Şeyh Said`in kardeşi Abdurrahim ise, 1937`de Bismil`de hükümet güçlerince öldürüldü. Şeyh Said`in diğer kardeşi Bahaeddin de evinde kızı Fevziye`ye Kur`an okuturken resmi görevlilerce şehid edildi. İşte o dönemin Adalet sistemi bu. Rahmetli Abdulmelik Fırat´ın bizzat mebus olarak dedesinin mezarının belirlenmesi yönündeki talebine, devlet bugüne kadar hiç kulak asmadı.

Sonuç

Kürtlerin aktif katılımı sağlanmadan bu mesele çözülemez. Bu sorun başkalarına ihale edilmekle çözülemez. Yani kardeşleşme temelinde çözülebilir. Kürtler eğer hâlâ Türkiye’den kopmayı düşünmüyorlarsa, burada dinin de geleneksel olarak etkisi önemlidir. Biz Kürt meselesini barış yoluyla çözmek isteyen son kuşağız. Eğer bu kuşak da aradan çekilirse bir daha Türkiye’de ruhen ve fiziken bu meseleyi çözmede ortak paydayı bulamayız. Dolayısıyla bu problem acilen çözülmelidir

Merhum Şeyh Said olayı, bugün bütün dünyada üzerinde fikir yürütülen büyük bir hadisedir. Hadise´nin  dinsel mi, yoksa ulusal bir ayaklanma mı olduğu bugün de tartışılmaktadır. Şurası bir gerçektir ki, 1925 hareketi, din ağırlıklı ulusal bir başkaldırıdır. Bu tespiti rahmetlinin son sözlerinden anlamak çok mümkün. “Kendimi milletimin yolunda feda ettiğime hiçbir şekilde pişman değilim. İlerde torunlarımızın bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir”, diyor.

1925 Ayaklanması Musul-Kerkük sorunu nedeniyle çıkarılmamıştır.  Şeyh Said liderliğinde yapılan bu İsyan bir irtica hareketi olmadığı gibi, bölgede çıkarları zedelenen toprak ağaları tarafından da çıkarılmış değildir. Şeyh Said dar bir gözlükle dünyaya bakmamıştır. Kürdistan´da, ağa, şeyh, aydın, seyda, köylü, esnaf ve daha dorusu bütün Kürtlerin birlikte hareket etmesini örgütleyebilmiştir. Kürdistan´ın yapı taşlarını bildiği için, Alevileri de, Yezidileri de, gayri muslimleri de kardeş görmüştür. 

Bu yazı toplam 10699 defa okunmuştur
Kasımın İhaneti 2
 // Hüseyin Abdullah Akdeniz’
Devlet kuvvetleri ile çarpıştı. Ben, devletin yanında yer aldım. Devlete büyük yardımlarım dokunduğu için memleketim bana düşman kesildi. Can güvenliğim kalmadı, ayrıca ailemin geçimini temin etmem zorlaştı. Bir emekli subayım, rastgele çalışmam mümkün değil, devlet tarafından bana bir iş verilmesini diliyorum.’ dedim. İsmet Paşa bana bakarak ‘Kasım, sen gençsin, kendine bir iş bul, çalış, devlet kapısında sana iş yoktur, gidebilirsin’ dedi. O zaman nasıl büyük bir hata yaptığımı anladım. Pişman olarak çıktım.” Şehsaite Ihanet eden meşhur Kasım...
12 Temmuz 2011 Salı 14:22
Hüseyin Abdullah Akdeniz
 // Kasımın İhaneti 01
“Vartolu Seyda Molla Selim bizzat Kasım Bey’den şunu bana aktardı. Kasım : ‘İdamlardan sonra herkes bana düşman kesildi, kötü bir duruma düştüm. Akrabalarımdan dahi güvenim kalmadı, ne yapacağımı şaşırdım. Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek için randevu talep ettim. Özel Kalem Müdürü, Mustafa Kemal’e durumu bildirdi. Mustafa Kemal randevu vermeyi reddetti. ‘Kasım, İsmet Bey’le görüşsün’ dedi. Bunun üzerine Başbakanlığa çıktım, İsmet Bey’le görüşmek için randevu istedim. Olumlu karşılandım, İsmet Paşa’nın makamına gittim, selam verdim. İsmet Paşa ne elimi tuttu, ne de beni oturttu. Bana baktı, ‘Kasım, ne istiyorsun?’ dedi. Ben de ‘Memleketim, devlete karşı isyan etti....
12 Temmuz 2011 Salı 14:19
kürdisdan teali cemiyeti
 // poyraz
o söz ettiğiniz kişi kurtuluş savaşı esnasında ulusal birliği zayıtlatıcı faaliyetler içindeydi...ve o derneğin kurucularından biridir..dini siyasete alet etmek isteyenlerin temsilcisidir...bu gün onun yolundan gittiğni ifade edenler islam adına abd tarafından ırakın işgaline ve bombalanmasına müsade etmiştir..batı cephesinde değişen pek bir şey yok..yine yoksullar eziliyor...küçük bir azınık elini oğuşturuyor...ve insanlık utanca HAYIR diye haykırsada sesi duyulmuyor...kan,göz yaşı ve sömürü son sürat...bu arada fırat ve dicle suları,üzerindeki barajlar,sulama kanalları uluslararası komisyone devrini avropa birliği şart koşuyor...patırtı ve gürültüden yalnız vatan toprağı değil...sular da nasibini alıyor...ab-d emperyalizmin musul gibi...
28 Temmuz 2010 Çarşamba 17:22