Ümit Yazıcıoğlu

NATO'nun tavrı

27 Haziran 2012 Çarşamba 13:05

Türkiye ile Suriye arasındaki güvenlik sorununun en önemli kaynağı su ve Hatay sorunu olarak bilinse de, son yıllarda buna bir de Tel Aviv ile Ankara arasındaki askeri yakınlaşma eklenmiş bulunmaktaydı.  Buna birde Suriyenin 22 Haziran 2012 Cuma  günü Türk Savaş Uçağını sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle vurmasi iki ülke arasındaki ilişkileri çıkmaza soktu. Dolayısıyla Türkiye ile Suriye arasındaki gerginlik iyice tırmandı.

Hadise iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi.  Bu acı olay karşısında Anadolu halkı ve Erdoğan Hükümeti vakur, dikkatli, sağduyulu tutumunu muhafaza etti. Savaş çığırtkanlarının tuzağına düşmedi. Çünkü halkımızın Suriye ile ilgili herhangi bir tedirginliği, korkusu yok.  Halkımız Suriye'yi bir tehdit olarak görmediği gibi, Suriye ile ilişkilerin sertleşmesi, dozajının artmasına da sıcak bakmıyor. 'Serinkanlı olalım' şeklinde bir tutumu halkda hakim. Başka bir anlatımla halk hadisenin bir tahrik ya da önceden planlanmış eylem olarak algılanmaması kanatinde.  Suriye konusunda sert bir tutum içinde olan ABD bile şu aşamada tercihinin diplomatik yöntemlerden yana olduğunu her fırsatta dile getiriyordu.

Böyle bir ortamda Türkiye'nin talebi üzerine 26.6.2012 tarihinde NATO olağan üstü toplandı. Toplantıda Suriye'nin Türk uçağını düşürmesi hadisesi ğörüşüldü. Türkiye, uçağın düşürülmesiyle ilgili olarak bugüne kadar kamuoyuyla paylaştığı ve bunun da ötesine geçen bilgileri oldukça detaylı bir teknik dosyayla müttefiklerine sundu.  Olaydaki haklılığının herhangi bir soru işaretine yer bırakmayacak düzeyde olduğunu diğer NATO üyelerine kanıtladı. Dolayısıyla 4. madde uyarınca yapılan görüşmenin ardından Genel Sekreter Rasmussen ‘‘olayın Suriyeli yetkililerin uluslararası normları, barış ve güvenliği ve insan hayatını hiçe saydığını, Suriye'nin Türk askeri uçağını düşürmesinin kabul edilemez olduğunu, olayı en güçlü şekilde kınadıklarını, Türkiye'yle dayanışma içinde olduklarını,  dolayısıyla NATO'nun güneydoğu sınırındaki gelişmeleri dikkatle takip ettiğini, ittifakın güvenliğinin bölünemeyeceğini, belirterek, düşüncelerinin halen kayıp olan Türk hava mürettebatı, aileleri ve onların sevenleriyle olduğunu vurguladı.

NATO Konseyi, Suriye’yi sert bir dille kınadı ve Türkiye ile dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğini açıkladı. NATO'dan beklentinin askeri bir harekattan ziyade diplomatik baskıların arttırılması olduğu aşikardı.  Bu aşamada askerî bir karşılık konusunu görüşmeyen NATO, Suriye konusundaki gelişmeleri çok yakından izleme ve Türkiye ile istişareleri sürdürme kararı aldı.”

NATO toplantısının sonucundan Türkiye tatmin oldu mu? ,

Verilen tepki aslında hafif değil. NATO Türkiye’ye güçlü bir şekilde destek verdi, ama müdahil olmamaya özen gösteriyor, güç kullanma imkanları düşünmüyor, çünkü İttifak’ın hiçbir üyesi -buna Türkiye de dahil- Esad rejimine karşı savaş başlatma niyetinde değil.  Askeri nitelikli bir operasyona kalkışılması NATO’nun kategorik şekilde bu an için reddettiği unsurlar arasında yer alıyor.

Savaşın eşiğinden dönülen, Türkiye ve Suriye ilişkilerinde bir “düşman” algısı, aslında yok. Ama uluslararası bir alanda yapılan saldırı karşısında ülke olarak susacak, kayıtsız kalacak halimiz de yok. Çünkü düşürülen keşif uçağının Suriye'ye karşı hasmane bir tutumu yoktu. Bilakis RF4  rutin bir uçuş yapıyordu, tersi olsaydı ona göre koruması ve ekipmanı olurdu.

Türkiye'nin Suriye'ye karşı askeri tavrını artık değiştireceğini ve sınırına yönelik her tür hareketi tehdit olarak algılayıp sert karşılık vereceğinide unutmamak ğerekir. Zira Başbakan Erdoğan ında belirttiği ğibi ’’uçağımız yanlışlık sonucu değil kastı mahsusa ile, hasmane tutumla vurulmuştur. Türkiye, yerini, zamanını ve yöntemini kendisi tayin ederek, bu haksızlığa karşı uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanacak, gereken adımları kararlılıkla atacaktır. Bu son olay, Esed yönetiminin kendi halkıyla birlikte Türkiye'ye, Türkiye'nin güvenliğine açık ve yakın tehdit haline geldiğini ortaya koymuştur’’. ’’Türkiye sınırları zorlanacak, dostluğu ya da husumeti test edilecek bir ülke değildir. Bunu anlayamayanlar varsa Türkiye’nin sınanamayacağını çok açık şekilde ispat etmek mümkündür. Suriye askeri birliklerinin sınırdaki hareketliliği Türk tarafında artık açık tehdit olarak algılanacaktır’’. Türkiye, artık Suriye'nin anladığı dilden konuşacak ve tüm ihlallere anında cevap verecektir. Uluslararası  camianın Türkiye ile  bu ortamda dayanışmasını da taktirle karşılamak gerekir, kanaatindeyim. 

Bu yazı toplam 4876 defa okunmuştur
02 sağlam bir kaynaktan aldığım bilgileri
 // Fesih Kaplan
Genelkurmay Karargahı’nda yapılan üst üste toplantıların ardından ertesi gün Necdet Özel’in ağzından Başbakan’a şu arz yapıldı;
“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ağırlıklı kanaati, önce Kandil’e girmektir. Kandil temizlenmeden Suriye’ye askeri bir müdahalede bulunmak akıllıca bir iş değildir. Bir yanda terörle mücadele ederken Suriye’ye müdahale edersek, devamlı sırtımızdan vurulur ve telafi edilemeyecek ağır zayiatlar veririz. Önce Kandil’i temizleyelim. Ondan sonra Suriye’ye gereken cevabı verelim.”
TSK’nın bu koyduğu kesin tavırdan sonra AKP’nin “soğukkanlı” filmini seyrediyorsunuz.
Tayyip Erdoğan’ın bir de “yol haritası” varmış!
Tıpkı Mavi Marmara’da olduğu gibi, konuyu uluslararası platforma taşıyıp sonuca gideceklermiş....
27 Haziran 2012 Çarşamba 19:25
01 sağlam bir kaynaktan aldığım bilgiler
 // Fesih Kaplan
Genelkurmay Karargahı’ndan çok sağlam bir kaynaktan aldığım bilgileri aktarma vakti geldi... Acı olayın yaşandığı akşam toplanan devlet zirvesinde Başbakan Tayyip Erdoğan, ordunun Suriye’ye müdahalesini birinci seçenek olarak masaya yatırdı. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, genel bir değerlendirme yaparak “Suriye’ye askeri müdahalenin zorluklarını” ve bölge dengelerinden doğacak “sakıncaları” anlattı. Özel, güneydoğuda artan terör olaylarından dolayı ordunun nasıl bir ruh hali içinde olduğunu da izah etti. Başbakan Erdoğan ise ikna olmamış gibi yaparak, “daha kapsamlı bir değerlendirme” için konuyu ertesi güne bıraktı....
27 Haziran 2012 Çarşamba 19:23
TÜRKİYE MAĞDURMUŞ!..
 // Alpaslan Öztürk
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Bakanlar Kurulu sonrasındaki şu sözlerine bakın;
“Savaş çığırtkanlığı yapanlar var. Tamtam çalmaktır, çığlık atmaktır. Biz bu tarafta değiliz. Biz savaş çığırtkanlığı yapmanın veya üst perdeden konuşarak kitleleri tahrik etmenin doğru olmadığına inanıyoruz. Gereken her şey hukuk çerçevesinde mutlaka yapılacaktır. Ama kimseye savaş ilan etmek, kimseyle de savaşmak niyetinde değiliz. Böyle bir iddiamız da yok. Türkiye’de bazı kişiler bazı gruplar keyifleri, canları istediği için böyle bir çığırtkanlık yapabilirler. Biz ciddi bir hükümetiz. Bir de Türk uçağını haksız çıkarma gayreti içerisinde bulunanlar var. Uçağımızın orada ne işi vardı diyenler var. Bu nasıl bir düşüncedir. Biz hamasetle yola çıkmıyoruz....
27 Haziran 2012 Çarşamba 19:17