Necip Çapraz

İrade ve Temsiliyet

25 Kasım 2008 Salı

Çağımızın demokrasisinin temel taşlarından biri olan sivil toplum örgütleri, ilgili üyelerinin ve toplumun genel görüş ve düşünceleri doğrultusunda görev yapmak ve temsil etmek zorundadır. Bu noktadan şaşan her sivil toplum örgütü başkanı değiştirilmelidir. Bunu yapmayan ilgili oda üyeleri ve toplum sıkıntı çekmeye mahkûmdur. Sivil toplum örgütleri halkın genelinin görüş ve önerileri doğrultusunda hareket etmek zorundadır.

 

Bizler Türkiye Cumhuriyeti"nin sınır ülkesinde hayatımızı ikame eden ve çağa ayak uydurmaya çalışan, her türlü insani hizmetten en son yaralanan bir ilin yurttaşlarıyız.Uygar ülke yolunda yavaş da olsa yürüyen bir ülkede her meslek, görüş ve hizmet biçiminin temsilcileri vardır.

 

Ancak her ne hikmetse vatandaş olarak kanun devletine karşı haklarımızın ne olduğunu bilmediğimiz gibi sivil toplum örgütlerimizin de bizlere karşı olan sorumluluklarını bilmiyoruz.

 

Bizim seçtiklerimizi nedense ağa, şeğ, parası olan, aşiret sahibi olan vs. gibi seçim kriterlerini ön plana alarak seçmişiz. Bunun ispatlarını ise seçtiklerimize bakarak anlayabiliriz.

 

Bir kaçının dışında hangisinin eğitimine, yeteneğine veya çağdaş düşünce yapısına bakarak seçtik?

 

Hangisini gerek temsil ettiği mesleğine veya sahip olduğu misyonuna göre seçiyoruz?

 

Özellikle Hakkari gibi bir çok hizmetten mahrum kalan,sınır ticaretinde gizli ambargo olan, insan hakları en çok ihlal edilen bir il. Üç devlete sınır olup, ekonomik, sosyal ve huzur durumu bu kadar düşük olan bir ile rastlayamazsınız.

 

Peki, “bizi” kim nasıl ve hangi amaçlarla yönetiyor?

 

Bu sorunun cevabını siz kendiniz bulun. Hakkari genelindeki tüm sivil toplum örgütü başkanlarına bakın, ekonomik durumlarına bakın, bazılarının uzun süredir sürdürdükleri başkanlıkları nasıl kazandıklarına bakın, bilgi ve aile düzeylerine bakın, aldıkları ihalelerle bakın benim ne demek istediğimi anlarsınız!

 

Hakkari birlik ve beraberlikle sorunlarından kurtulacak bir il. Toplumun genelinde birlik ve beraberliğin sağlanması gerek.Bu nedenle yaşam biçimi ve temsil edilen misyon net olmalıdır. Oda başkanı fikrinde ve zikrinde net olmalıdır. Hakkari menfaatleri ve ülkenin kurtuluşu bakımından net olmalıdır.

 

İsteklerimizde bölgemizde yaşanan düşük yoğunluklu çatışmaya kayıtsız kalınması kabul edilemez bir olgudur.

 

Tüm odaların içinde üyelerin geneli bölgede yaşanan gerçeklerden uzak değildir. Bu sürecin ya mağdurudur, ya davacısıdır, ya sanığıdır veya tanığıdır. Bu insanların adına politika ve temsiliyet sağlanırken bu gerçekler göz ardı edilemez.

 

Bu süreçte Hakkari genelindeki tüm sivil toplum örgütleri birlik ve beraberliğini kurup yürütülen siyasetlere rağmen siyaset dışı, vicdanının sessini dinleyerek, bir yaptırım gücüyle çalışmalıdır.

 

Halkımızın artık eski halk olmadığı, halkın genelinin siyaseti ve ekonomik yapısını, sosyal yapısını, kültürünü geliştiripiş başına getireceği yeni yönetimlere fırsat vererek eski “alicengiz oyunlarını” bozarak “kendisini” yönetime getirecek olgunluğa eriştiğini söyleyebilirim.

 

Halkın iradesi hiç bir alanda yok sayılmamalıdır.

Hakkari ilimizin merkezde görev yapan sivil toplum örgütlerinin en son icraatı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ziyareti oldu. Kamuoyu adına, yani sizlerin adına “Cumhurbaşkanına sunduğunuz raporun içeriğini bize yollayın, kamuoyuna sunalım” çağrımıza rağmen bize gönderilmedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Çankaya Köşkünde kabul ettiği heyet arasında Hakkari Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet ŞEN, Baro Başkanı Necip Korkmaz, Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği Başkanı Arif Koparan, Ziraat Odası Başkanı Naif Önal, İnsan Haklarları Derneği Başkanı İsmail Akbulut, Mali Müşavir Tahirhan Taş, Yol İş Sendikası Cahit Tekin, Mühendis ve Mimarlar Odasından Ali Kemal Atlı, Eczacı ve tabibler Derneği Başkanı Cemil Bozkurt bulunuyordu.

Toplantıya katılanlar tüm Hakkari adına katılmış ama temsil ettikleri oda üyeleri ve en azından yönetim kurulu üyelerinden detaylı bir toplantı yapmadan gitmişler.

 

Hakkari adına ezici bir çoğunluğun oyuyla Belediye Başkanı olan, halkın yerel temsilcilerinin olduğu belediyelerden görüş aldılar mı?

 

İlçelerdeki STK"lardan görüş aldılar mı?

 

Hakkari Üniversitesi Rektörü ve akademisyenlerden görüş aldılar mı? 

 

Hakkari adına söz söyleme hakkını nereden alıyorlar?

 

Bu başkanlar Hakkari genelindeki odaları temsil etme hakkına sahip olmadan sırf birilerine hoş görünmek için bu çalışmanın içinde olmuşlar. Bu zat-ı muhteremler Hakkâri"yi sadece Hakkâri merkez olarak bilir, Hakkâri sorunlarını kendi mantık anlayışları içinde rapor eder ve her defasında kopyalayıp çoğaltırlar. İçi boş raporları kim bilir kaç yıl önceki raporlarıdır.

 

Güncelleştirmeler halkla görüşerek olur, halkın içinde gezerek olur.

 

Bu başkanların ne kadar halkın içinde gezdiklerini sizler daha iyi bilirsiniz.

 

Günler önce istenen randevuya herhangi bir çalışma yapmadan, sorunlarını tespiti için halkın görüşünü almadan “ben bilirim mantığı” ile hareket dildiği görülüyor. Bu görüşme basına yansıdıktan sonra özellikle bu oda dışındaki ilçe odaları ve bazı duyarlı kesimler gazetemizi arayarak tepkilerini dile getirmişlerdir.

 

Cumhurbaşkanı Gül'ün, gelen heyete bu görüşmeye DTP Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani'nin neden gelmediğini birkaç kez sorduğu da söyleniyor. Ancak Geylani kendisine çok geç saatte haber verildiği ve iptal edilemeyecek programları olduğu için görüşmeye katılamayacağını bildirmişti.

 

Geylani, bu konuyla ilgili olarak, “Cumhurbaşkanına sadece Hakkâri ve Kürt sorunu değil, bu sorunlar ülke genelini kapsadığı için bütün ülkenin sorunlarını kapsayacak bir dosyayla gitmek istedim. Onun için bu toplantıya katılmadım” dedi.

 

Halkın seçtiği temsilciyi önemseyen Cumhurbaşkanı kadar düşünme nezaketinde bulunmayan ve il genelinde kimsenin görüşlerini almayan sivil toplum örgütü temsilcilerinin ne kadar temsil gücüne sahip olduklarını kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

 

Şunu herkes kafasına iyi soksun ve algılasın ki Hakkari halkı bundan sonraki süreçte seçtikleri için daha seçici davranacaktır.

 

Kürt sorunu olduğu müddetçe kimsenin bireysel planı tutmayacak.

 

Toplumsal olmayan hiçbir yönetim, hiçbir düşünce yaşam şansı bulamaz.

 

DTP Eşbaşkanı Emine Ayna'nın dediği gibi önce kendimizi sevmemiz lazım. Ayna, “Önümüzdeki en büyük engel biziz. Bizim birbirimizi yiyen, birbirimizi küçümseyen, birbirini yok etmeye çalışan yaklaşımlarımızdır. Biz eğer bunu ortadan kaldırırsak başarırız. Tek engelimiz budur.”demişti haklı olarak. 

 

Onun için tüm raporlarımızda 'ben' değil “biz” olmalıdır.

 

Hazırlanan tüm raporlarda “biz” olmalı, kurulan heyetlerde de “biz” temsil edilmelidir.

 

Sunulan raporlar da “bize” kamuoyunda tartışmaya açılmalıdır.

 

Sonuç olarak sivil örgütlenmelerin yapısı halk eksenlidir. Halktan kopuk sivil alan göbekten bağlı anlayış ürünü olmaktan öteye gidemez. Yazılı dilin ürünü halk olmadığı sürece temsiliyeti meşru sayılamaz. Meşru olanı ise kimse inkar edemez ve haklılığı hakkında yoruma açık ifade kalmaz.

Bu yazı toplam 13249 defa okunmuştur
Doğru Tespitler
 // Sadrettin Güvener
Sivil toplum örgütlerinin günümüz Türkiye'sindeki önemini bilenlerden biriyim.Eğer Türkiye Cumhuriyeti Demokratik bir ülke olacaksa bunda şüphesiz sivil toplum örgütlerinin önemi çok fazladır.Özellikle Kürt nufusun yoğunluklu oldukları illerdeki sivil toplum örgütleri toplumsal muhalefeti iyi analıiz edip hükümete ve devlete ulaştırmak zorundadırlar.Ben Necip beyin bunu göstermek istediğini sanıyorum Ticaret odası yada başka bir kurum sadece kendi penceresinden ticari sorunlarla değil toplumsal sorunlarlada ilgilenmek zorundadırlar.Bu açıdan haklı bir yazı kutluyorum.Aynı zamanda bundan sonra ki süreçte bu kurumlar adına temsiliyeti yüklenenlerin profilini işaret ettiğine inanıyorum....
27 Kasım 2008 Perşembe 21:22
YAZIK
 // Halit
Sizi kutluyorum. Hiçbir denge gözetmeden gerçekleri yazıyorsunuz.Ne sivil kuruluşuymuş gelip çöreklenmişler oralara halkı mı temsil ediyorlar.Ahmet Şen kim? ...
Kutluyorum tekrar ellerinize beyninize sağlık....
27 Kasım 2008 Perşembe 00:57
suuuss'a cevap
 // recep
suuuss isimli bi yorumcu tabi güya yorumcu hala iki kelimeyi biraraya getirerek cümle kuramayan bu şahıs bana resmen hakaret etmek istemiş ki etmiş ama ben pek takmadım sebebine gelince sadece üstten baktım yazdıklarına ya ilk okul mezunu dedim yada hiç okumamış çünkü ne yazdığını bile bilmiyor bu vatandaş neymiş efendim ben ileri geri konuşuyormuşumda ahmet şen hakkariye 5 beden büyük gelirmiş ya konumuz sadece ahmet şen değil o ihaleci zaten buldumu fırsatını senin gibi kerizlerin sırtına biner alır ihalesini yapar villalarını çeker gider buradan.necip korkmaz güya baro başkanı valla çarşıda görsem tanımam kendisini bi düşün halk içinde olsa eğer yada aktif bi insan olsa mutlaka tanırdık kendisini,tabibler eczacılar birliği başkanı cemil bozkurt.cahit tekin vs bunları akrabaları dışında kim tanıyor ya bu insanlar nasıl kalkıp benim adıma cumhurbaşkanının karşısına çıkarlar bu ne demek biliyomusun sen??? ama bilemezsin ki sende sürü psikolojisiyle yaşayanlardan birisin şimdi soruyorum hakkari halkına sizlerde bu tanımadığımız insanların gidip sizin için söz söyleme hakları var mı yok mu?...
27 Kasım 2008 Perşembe 00:18