Ümit Yazıcıoğlu

Cumhuriyet'te İslâmcılık

14 Haziran 2008 Cumartesi

İslâmcılığın, Cumhuriyet rejiminin kurulması sırasında yaşadığı gerilimin siyasal ve kültürel nedenleri bu yazının kapsamına girmese de, bazı konulara değinmek istiyorum. Otuz üç yıllık saltanatı boyunca Osmanlı Devleti"nin çöküşünü durdurmak ve Batılı güçlerin Müslümanlar üzerindeki hedeflerine mani olmak için Sultan Abdülhamit, Avrupalı devletler arasında denge siyaseti güderken, dış siyasetinin en önemli dayanağını İslamcılık üzerine kurmuştur. Bu yanlış politika Osmanlının parçalanmasını önleyememiştir. Dolayısıyla on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve İslam'ı bir bütün olarak yeniden toplumsal, siyasal ve kültürel yaşama egemen kılmak amacıyla hareket eden İslamcılık akımı, Cumhuriyet'in kuruluşunu izleyen ilk yıllarda sıkı bir denetim altına alındı.

Cumhuriyet, hükümet başkanının, kamu tüzel kişiliğini temsil eden bir heyet tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Egemenlik hakkının belli bir kişi veya aileye ait olduğu oligarşi kavramının zıddıdır.

Cumhuriyet'in 88. yılında hala niye demokratikleşemediğimizin nedenlerini aradığımızda, İslamcılık ve devletin din politikalarının temel sorumluluğu ile karşılaşıyoruz.

Türkiye açısından sorun, konjoktürel değil yapısal olup, her aydının, konunun temel ayrıntılarına ilişkin donanımlı olmasını ve tarihle yüzleşmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla gerçeklerle yüzleşmekten korkmamalı ve kaçınmamalıyız.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında meydanlarda, yol boylarında kurulan darağaçlarında binlerce Müslüman uyduruk sebeplerle idam edilmişlerdir. Bunun en açık örneklerinden biri İskilipli Atif Hocadır. Onun yazmış olduğu Firenk Mukallitligi isimli kitabı bahane edilerek tutuklanır. Giresun istiklal mahkemesinde yargılanarak suç bulunamaması nedeni ile İstanbul'a geri gönderilir. Ancak bir süre sonra tekrar tutuklanarak 26 Aralık 1925"te arkadaşları ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara'ya gönderilir. 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara istiklal mahkemesinde yargılanır. Savcı, İskilipli Atif Hoca için 3 yıl hapis cezası ister. Mahkeme müdafaa için bir gün sonraya bırakılır. Ertesi gün mahkeme reisi Kel Ali (Ali Çetinkaya) , müdafaa yapmaya gerek görmeyen İskilipli Atif Hoca için alınan kararı açıklar: IDAM. Bu şahsiyet sudan sebeplerle o dönem idam edilmiştir. İslami kimliklerini korumaya çalışan hareketler bu süreçte çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

Fakat 1945 yılında çoğulcu parlamenter sisteme geçilmesiyle birlikte söz konusu akım, siyasal iktidarlarla toplumun İslamcı-Gelenekçi kesimi arasında kurulan yeni ilişkiye paralel olarak hızla güçlenmeye, Türkiye'nin kültürel ve siyasal yaşamında önemli bir yer edinmeye başladı.

Dolayısıyla 1970´lerden günümüze gelinceye kadar, İslamcılığın Cumhuriyetle ilişkisinin münhasıran bir marjinalizasjon süreciyle gerçekleştiği söylenemez. Zira 1945 yılından itibaren İslami semboller, kavramlar ve terminoloji hem kültürel hem de siyasî olarak, özellikle sağ muhafazakâr iktidarların yedeklerinde tuttukları bir ilave güç olma niteliğiyle, örtük ya da açık bir biçimde tanınmış onaylanmış ve itibarı iade edilmiştir.

Bu durum İslamcı akımın ideolojisini, siyasal alandaki örgütlenmesini, laik rejim karşısındaki tutumunu ve özellikle 80'lerle birlikte hangi etmenler sonucu güçlendiğini anlamaya yönelik bir adımdır.

Fazit

Kanaatimce hiç kimse kılık kıyafetinden dolayı yükseköğrenim hakkından yoksun bırakılmamalıdır.

Türkiye'de bugün yaşananlar, on beş yıl önce Cezayir'de yükselen siyasî İslam ve ordu yapılanması arasındaki güç mücadelesiyle endişe yaratacak şekilde paralellik gösteriyor. Buna rağmen, başörtüsü-türban üzerinden yürütülen tartışmalar uzun yıllar süreceğe "İslamcılar" ve "laikçiler" tarafından istismar edileceğe benziyor. Dolayısıyla Siyasî İslam'ı bastırmak için askerî güç kullanmak veya siyasi karar vermek, sadece felaket ve kin getirir.

İslamcılık çok yaygın ve sık kullanıldığı halde bu kavram İslam'ın ana kitabı Kur'an'da yoktur. Ama “gelen gideni aratır” sözü irticadır. Ölüm eski bir şeydir, ama her insana yeni görünür. Bu ifade Türkiye"de yaşadığımız birçok kronik sorunun yanında irtica sorunu içinde geçerlidir.

Bu yazı toplam 10222 defa okunmuştur
Geniş haklar
 // Beran Berdan
“Geniş haklar” içersinde türbanın bulunmaması, sahte kutuplaşmanın sürmesi için şart. “Türban meselesi”, esas kutuplaşmayı örten bir çeşit türban vazifesi gördüğü için “mesele” olarak tutuluyor; yoksa mesele filân değil. Anglofillerin burada olmadığını zannettikleri İngilizler talep edecek de, iş başındakiler kabul etmeyecek; bu mümkün mü?...
20 Haziran 2008 Cuma 12:41
Hasan Huseyin ve Mersinliye cevap
 // Anti Fetullahcı
Hasan bey sız bana Osmanlı Tarihini anlatıyorsunuz ama ben zaten Tarih Hocasıyım Bu işi çok iyi bilen ve cemaati de bilen biriyim.Osmanlı Zaten Din sayesinde büyüdü ama dini kullanarak dünya ya açıldı şimdi Fetullah Gülenin yaptığı gibi. Sayın Mersinli siz de herhalde Kürt olupta cemaat ten olan birisiniz benim bildiğim kürtler korkak değildir aksine cok cesurdur ama hangi kürtler aslını inkar etmeyen ve Kürtlerin inkar edildiği sadece bir insan için hizmet edildiği ve onun son ilah görüldüğü cemaatlerden uzakduran kürtler cesurdur. Yüksekova Halkının bu konuda duyarlı olduğunu düşünüyorum Cemaat Türkiye olarak sadece Yuksekova ya giremedi her ne kadar cemaatın alt yapısı olusturulmaya calışılsa bile Halkımızın bu konuda hassas olduğunu düşünüyorum. CEMAAT TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ DİNİ KULLANARAK AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNE SATIYOR.TÜRKİYE AKP GELDİĞİNDEN BERİ NE KAZANDI BUNU BİR DÜŞÜNÜN.CEMAAT İNSANLARIN BEYNİNİ YIKAYAN BİR MAKİNEDİR.ORTAÇAĞDAKİ SKOLASTİK SİSTEM GİBİ....
18 Haziran 2008 Çarşamba 21:09
Türbanlı kızlar üniversiteye
 // Bir bilen
Ama türbanlı kızlar üniversiteye giderse, bırakın "devletin temel düzenlerini", bir üniversiteye bile "teokratik yönetim" gelmiş olmaz. Aralarında "doğrudan ilişki" yoktur. "Dolaylı da olsa... etrafından dolanarak" gibi sözler ise hukuk ötesi, siyasi retoriktir! Siyasi retoriği "tarafsız" bir yargı hukuki gerekçe sayamaz. Çünkü bu siyasi retorik, türbanlı kızların üniversitede laik bilimleri öğrenmesini laikliğin gereği sayan siyasi retorikten daha 'üstün' değildir...
18 Haziran 2008 Çarşamba 15:53