1. YAZARLAR

  2. Erkan Çapraz

  3. Çukurca'da 6 Saat
Erkan Çapraz

Erkan Çapraz

Yazarın Tüm Yazıları >

Çukurca'da 6 Saat

A+A-

Bu seferki yolculuğumuz Çukurca (Çelê) ilçesineydi. 5 Aralık 2006 günü Yüksekova-Çukurca arası olan 140 kilometrelik mesafeyi kat etmek için sabahın erken saatinde yola koyulduk.

Daha önce yine Irak sınırında bulunan Şemdinli"ye bağlı Derecik beldesine yaptığım geziyi “Bir Ülkeden Bir İç Ülkeye” başlığı ile iki bölüm halinde sizlere aktarmıştım.

Sadece fotoğraflardan gördüğüm ve çok merak ettiğim ancak henüz hiç gidemediğim Çukurca ilçesine, aklımda “Gidemediğin yer senin değildir” sözü ile ilk gidişim olacaktı.

Bu defa bir beldeye değil, Hakkari"nin 3 ilçesinden biri olan Çukurca"ya gidiyorduk.

Çukurca"nın yolu haliyle Derecik"in yolundan daha fiyakalıydı. Yüksekova"dan Çukurca"ya gidebilmek 5 kontrol noktasından geçmek demekti.

Bu kontrol noktalarından 5"inde ayrı kimlik istenmiş, 5 ayrı kontrol… Bagaj açmalar, ehliyet, ruhsat, kimlik…

Belki de bunlar rutin işlemler olarak halkın yaşamında yerini almıştı, ama sebebi ne olursa olsun bana garip geliyordu.

Ama olmaz, keşke olmasaydı… Acaba bu aramalar potansiyel suçlu olarak görülmenin belirtileri miydi?

İnsanların güvende iken kendilerini güvensiz hissetmesi ne demektir bilir misiniz?

Çok zor bence, anlatılmaz bir şeydir güvendeyken kendini güvensiz bir yerde, suçlu olarak hissetmek.

Tüm kontrol noktalarından bir bir geçtik. Zırt pırt istenen kimlikler, zırt pırt açılması istenen bagaj kapısı… Ve masum arabanın bakıla bakıla eskiyen ruhsatı…

Basın kartımı sadece bir kontrol noktasında gösterdim. Baya bekletildik. Uzun uzun kaydımız alındı… Ve sordu kimliklerimizi geri getiren;

“Çukurca"ya ne için gideceksiniz?”

Diğer noktalarda kartımı değil de normal nüfus cüzdanımı gösterdiğim için nispeten daha erken geçtik. Ben gazeteci olarak ne zaman Hakkari"de rahat bir şekilde seyahat edebilirim çok merak ediyorum.

Ne zaman bana bir yere gitme sebebim sorulmayacak artık?

Nereye, ne için gittiğim kimin umurunda? Kime ne benim gidip neyi araştıracağım? Kime ne, ne için gittiğim? Kime ne halkın hangi sorununa değinmek için gitmekte olduğum? Varsa gidilmemesi gereken sebepler kontrol noktalarının duvarlarına şöyle yazılsın,

“Eğer falanca sebep için gidiyorsanız geçemezsiniz”

Hani, “Yasa dışı mı yapıyorum gazeteciliğimi?” diye soruyorum kendime… Ama yok öyle bir şey olsa ilk noktadan geçirilmezdim galiba… Hayır, hangi gazeteden veya hangi ajanstan olduğum önemli değildi… Önemli olan “ne için” gideceğimdi?

Ne için gittiğimi inadına buraya da yazmayacağım…

Fotoğraflardan gördüğüm Çukurca"ya (Çel) giriş yapıyoruz. Tabelasında "Nüfus 7500" yazıyordu. Çukurca şehir merkezinde indik. Belediye Başkanı da olmak üzere birkaç kişiye ziyarette bulunarak Çukurca"nın son durumu ile ilgili görüşmelerde bulunduk.

Çukurca"nın şehir merkezinde,  Sağlık Ocağı ile Hükümet Konağı"nın arasında ana caddenin üstünde Senar Yıldız arkadaşımızla beraber elimizde kamera ve fotoğraf makinemiz çekim yaparken bir polis memuru yaklaştı yanımıza apar topar…

- “Kardeş ne için çekiyorsunuz, Basın kartınız var mı?

Caddenin ortası, çarşının içi…

Nasıl olabilir diyorum kendi kendime ve aklıma Yüksekova olaylarında karşılaştığım İranlı bir genç geliyor. Olaylar esnasında fotoğraf makineme el konulduktan sonra tüm yolların kapalı olduğunu öğrenince çareyi Abdullah Canan köprüsünden dolanarak büroya geçmekte aramıştım. O esnada Abdullah Canan köprüsünün Güngör Mahallesi tarafındaki yolunda elinde iki bavulu ile hali vakti yerinde bir İranlı gençle karşılaştım. Hemen bana doğru gelerek,

- Ağa men nereden otele gidebilerem?

Yüksekova kurşun seslerine boğulmuş şehir merkezinin üstü dumanla kaplıydı. Arkama dönüp o dumana baktım ve gence baktım. İnanın ne diyeceğimi şaşırdım ve en son;

- Ağa, dedim “Bu tarafa gitme olay var, bak duymuyorsun silahlar patlıyor, geri dön bu köprünün üstünde bekle…”

Van"dan getirilirken olaylar nedeniyle şehir merkezi dışında indirilen gence durumu izah edemiyordum bir türlü, beni anlamıyordu…

Son çare olarak ona, “Savaş var, savaş!” dediğimde beni az da olsa anladı ve korku ile iç içe;

- Ağa men nereye gelmişem, ağa ben savaşın içine gelmişem, bura neredir? Ben Urumiyeye gidecektim… diyerek yönünü 180 derece çevirdi, hızlı adımlarla uzaklaştı…

Çukurca"da ben bir Yüksekovalı olarak kendimi az da olsa o İranlı"nın yerinde hissettim. Ve Senar arkadaşıma,

- “Hayrola Senar Bey, Çukurca yerine bizi bir dış ülkeye mi getirdin?”dedim.

Arabadan her kontrol noktasında ikidedir elimi cebime koymayayım diye ruhsatın içerisine koyduğum basın kartımı getirip gösterdim. Yanımızdaki polis memuru da elindeki telsizle merkezine bildirdi… “Kart sahte olsa anlar mıydı acaba!” diye geçirdim aklımdan!

Aradan biraz zaman geçti, Çukurca Belediye"sinin önünde Belediye"ye ait bir araçla bir yere gitmek üzereyken bir sivil araç vızzzzt çekiyor yanımıza, hem de devletin diğer bir resmi aracıyla seyir haline geçecekken… Kendimi gerçekten artık tam bir suçlu hissetmeye başladım!.. Elimde değildi!

Araca binmişiz. Devletin yerel yönetiminin aracı… AKP"li bir belediyenin aracındayız… Şehrin tam göbeğinde, daha yeni çıkarmıştık şu bizden daha değerli basın kartını…

Ama herhalde bütün bunlar kim olduğumuzu öğrenmelerini engellemeye yetmeyecekti.

Kendi araçlarını yola park edip hızlı adımlarla inip bize doğru yöneldiler ve kim olduğumuzu, ne için çekim yaptığımızı, hangi kanal, ajans veya gazete için çalıştığımızı, nereden geldiğimizi sordular… Bütün bu soruların ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar aptal değildik, evet biz, GAZETECİ"ydik… Ama…

Tüm sorular cevaplandı, basın kartlarımızı gösterdik. Kartlara uzun uzun bakıldıktan sonra tekrar bize verildi… Verilirken, “kamu binaları ve askeri alanlar çekilmediği sürece sorun yok” denildi ve bir de üstüne bize “kolaylıklar” dilendi…

Kolaylık mı? Güldürmeyin Allah aşkına!

Gazetemizden arkadaşlarımızın 2000 yılından bu yana buraya sürekli geldiklerini, şehrin her tarafından fotoğraf makinesi ile resimler, kamera ile görüntüler çektiklerini biliyorum.

Ben bir anda “Acaba Hakkari"de huzur ve güven ortamı geriye mi gidiyor?” Biz ne zaman halkımıza güvenli bir ortamda, “Sorununuz, sıkıntılarınız, dilekleriniz nelerdir?” diye sorabileceğiz. Halkımızın özgürce basınla temas etmesi hangi idareciyi rahatsız ediyor?

Hakkari"nin her hangi bir noktasında görevimizi yaparken kimlerden ve nasıl izin alabileceğiz? Bu soruları Hakkari ilinin her alanda en yetkili üst düzey bürokratlarına sormuş olalım.

Benim bildiğim biz basın görevimizi yaparken güvenlik mensupları bizim rahat görev yapmamızı sağlayacak tedbirler almalıdır.

Bir yerde birileri bizim çekim yapmamızı veya haber yapmamızı istemiyorsa orada bir sorun var demektir. Basına yansımasını istemediği bir “arıza” vardır.

Çukurca"da foto çekmiş olanlar bilir, Çukurca"nın etrafı dağlarla çevrili ve çevresindeki tüm dağların tepelerinde askeri mevziler var. Objektifinizi ne yana çevirseniz muhakkak bir kamu binası veya bir askeri alan girer kareye.

Neyse…

Çukurca"da o psikolojiyle 6 saat kalabildim. 6 Saat, Çukurca"yı anlattı bana… Çukurca, benim içimde derin çukurlar açtı… Köstebek yuvaları gibi…

Penceresi kapalı bir şehrin penceresini insancıl bir elle, yürekle açmak mümkün değildi. Ama ellerimi o pencerenin mazgallarında bıraktım, ola ki bir gün pasından arınıp açılması mümkün olursa bir çift dost el orda dursun diye…

Bu yazı toplam 17518 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
21 Yorum