M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

Barışa kapıyı açmak

Kürtler çok önemli bir adım attı, İmralı’da bunu tamamlayınca barış için önemli bir kapı açıldı. Bu yaklaşım AKP, Başbakan içinde önemli bir fırsat sundu.

Sıra Hükümet, AKP ve Başbakanda. 31 Ekim 2010 Pazar günü TAK Taksim olayında eleştiri ve tepki toplayan sorun yarattıysa da KCK anında gerekeni yaptığı için 1 Kasım 2010 tarihi kâbustan çıkış günü ve tarihe not düşülecek bir gün olarak karşımıza çıktı.

PKK, aylardır beklenen açıklamasını yaptı ve “silaha mola” diyerek ağır aksak süren açılıma önemli bir katkı sundu.  Bir ileri, iki geri devam eden sürece kuvvetli bir iradeyle omuz verdi. Barışa için kapsamlı bir sürecin başladığı umudu büyük yankı uyandırdı.

Artık Türkiye’yi sekiz yıla yakındır yöneten, seçim üzerine seçim kazanan AKP ve Başbakan Erdoğan için Kürt sorunun çözümünde ve siyasi hayatında milat olacak önemli bir sınav başlıyor.

Sayın Başbakan bu tarihi kararın gereğini yaparsa, bu coğrafyanın 200 yıldır, Cumhuriyet’in 87 yıldır çözemediği sorununu çözecek. Böyle bir niyeti, iradesi, samimiyeti ve becerisi varsa ve de ortaya koyarsa savaşın son bulduğu, Türkiye’ye barışı getiren lider olarak tarihe geçecek.

Eğer, AKP Hükümeti, AKP Meclis Grubu ve Başbakan Erdoğan önümüzdeki sekiz ayı Kürt vatandaşları için insani ve kültürel haklar alanında önemli adımlar ya da en azında jestler yaparsa bu topraklara barışı getiren Başbakan olarak adını yazdıracak.

Türkiye’de adım atmak kolay değil. Sayın Başbakan’ı anlıyorum. Ancak liderliğin birinci özelliği imkânsızlığı imkân haline dönüştürmek ve zor sorunları çözmek değil mi? Başbakan Ankara’da sivil ve askeri bürokrasiyi ne kadar iyi yönetir,  sivil toplum kuruluşları, aydınlar ve medyayı da barışa ne kadar ikna ederse bu sorun o kadar kolay çözer.

Erdoğan liderlikte iddialıysa ve kafasındaki yarı başkanlık sistemini hayata geçirmek istiyorsa Kürt sorununu çözmeli. Sekiz yıllık iktidarı süresince vesayet kurumlarına karşı elde ettiği başarı ve halkın desteğini almış bir Başbakan bunu başarabilir. Halkın ve dünyanın desteğini alan Erdoğan için büyük bir şanstır. Tabii bu fırsatı değerlendirebilirse.

Başbakan şimdiden seçime kadar yapılabileceklerini kamuoyu ve Kürt halkı ile paylaşabilir. Örneğin son seçimde sözünü verdiği Anayasa, eşit vatandaşlık tanımı, haklar v.b. konularda adımlar atabilir.

Ancak samimiyet ve güven açısından Kürtleri endişelendiren gelişmeler de olmuyor değil. Örneğin Hükümet üyeleri ve Başbakan Erdoğan’ın PKK ve KCK’nın ateşkesi uzatma kararı yokmuş gibi bir tavır sergiliyorlar. Bu umut taşıyan Kürt çevrelerini endişelendiriyor.

Mesela Türk ve Tuğluk’un hak ettikleri TBMM’ne dönmemeleri için Meclis Başkanı’nın tavrı siyasi körlük ya da siyasi intikamından başka bir izahı var mı?

PKK ve KCK’da büyük bir dönüşüm ve değişim yaşanırken Diyarbakır’daki mahkeme Kürtçe için “ bilinmeyen bir dil” demesi kurumların 1930’larda kaldığının göstergesi değil mi? Baskın Oral’ın Lozan maddesine yaptığı gönderme görmesizlikten geliniyor. Yine KCK davasında Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir’i yabancı yatırımcıları bölgeye davet etmek ve Hasankeyf’in sular altında kalmaması için çaba harcamasını suçmuş gibi gösteriliyor.

Kürtlerin tavrı “barış” özlemini bir talebe dönüştürürken; Diyarbakır mahkemelerinin tutumu yalnız Kürtleri değil barış ve açılımdan yana olan kesimleri endişeye sevk ediyor. Kamuoyu “ Her halde mahkeme TRT Şeş, Üniversitelerde her ne kadar adı yaşayan diller bile konsa Kürtçenin önünün açılması. Cumhurbaşkanı’ndan sıradan vatandaşına kadar Kürtçe konuşmalar ve Anadilde eğitim gibi konuların tartışıldığı bu günlerde ve de en önemlisi bölge ve dünyada 50 milyon halkın dili olan Kürtçeye ‘bilinmeyen bir dil’ demeleri, hala Kart-Kurt dönemi ve zihniyetini taşımaları insanları üzmekten çok hayretler içinde bırakmaktır” diyor.

Son Tuğluk Öcalan görüşmesinde eylemsizliğin sürdürülmesi talebi 8 yılda oluşan ateşkes kararlarının partiler arası çekişmelere kurban edileceği endişesi tedirginlik yaratıyor. Seçim dönemi nedeniyle yine böyle bir ortamın yaratılırsa bu ülke için büyük bir yıkım olur.

Önümüzdeki 8 ay böyle heba edilirse; toplumun beklentileri yerine liderlerin ve partilerin beklentileri öne çıkartılırsa yalnız Kürtler değil Türkiye’de her kesin zarar göreceği ve büyük bir tehlikenin oluşacağı gerçeğini birilerin görmesi gerek.

Unutulmamalı ki, top artık hükümet ve Erdoğan’da. Tabii ki Erdoğan’ın tek başına barış yapamayacağını biliyoruz. Ama Başbakan samimiyse, niyeti varsa barış istemeyen parti ve çevrelerin karşısına dikilip siyasi adımlar atabilir, kararlı bir duruş sergileyebilir. Zira Kürtlerin öne sürdüğü koşullar hiç de imkânsız, zor olmayan içeriğe sahip talepler değil.

Başbakan güzel söyledi. Devlet Öcalan ile görüşüyor, görüşür dedi. Hükümet ve Meclis’te kendine düşeni yapmalı. Başbakan’ın liderliğini pekiştirecek adımları atmalı. Kürt açılımını yapan Başbakan ele geçen bu fırsatı değerlendirerek sonuç almalı.

Sayın, Erdoğan söylenen adımları atarsa tarihe “barışın başbakanı” olarak geçer. Ele geçen fırsatı geçmişteki gibi heba eder, gereğini yapmaz, seçim ve oy için küçük hesaplar içine girerse önceki siyasetçiler gibi barışı başaramayan Başbakanların safında yerini alır.       

Son durum Türkiye ve AKP için büyük bir şans. Barışa kapı açılmıştır. Başbakan adım atmalı. Kürtler çok net, çok açık, çok samimidirler.  Bu umut verici bir gelişme. Artık silahlar oluru olmaz yapmayacağına göre; sıra Başbakan, hükümet ve devlettedir.

Örneğin Kürt siyaseti üzerindeki baskıları kaldırtabilir. “Bana oy verin çözeyim” diyen değil, “bakın çözüyorum bana oy verin” diyen bir Başbakan olmalıdır. Barış için Kürtler ve de İmralı ile görüşen devlet cesur bir adım attı; sıra Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetinde.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.