Kürtleri anlamak üzerine

İnsanların bazı şeyleri bilmedikleri için kötü olduklarına inanmak isterdim. Yani bilgi eksikliğinden doğan yanlışlardan dolayı sorunlar olsun isterdim. Çünkü bilgi eksikliğinden ya da yanlış bilgiden dolayı meydana gelen sorunları çözmek kolay olurdu. Bu durumda kişinin doğru bilgiye ulaşması için gösterilebilecek somut veriler, önerilebilecek bilimsel kitaplar ya da ansiklopediler; kısacası kütüphanenin yolunu göstermek yeterli olurdu. Ki bence modern insan da yaşam pratiğini ve fikirlerini; duygularına yenik düşmeden ve nesnel veriler üzerinde şekillendirip yanlış yaptığında da hemen o yanlıştan dönebilme erdemliliğini gösterebilen kişidir.

Bunun aksine gerçeği bildiği halde tutkularının ve kindarlığının esiri olan birine bir şeyler anlatabilmek hiç kolay değil. Böyle kişiler ki yanlıştan dönmeyi adeta kendilerinin ölümü olarak görürler. Sanırım bunun nedeni de insanların ideolojileri ve bazı soyut kavramları insan yaşamından daha üstün tutmasıdır. Böyle insanlarla son on yılda çok karşılaştım. Ben bıkmadan, usanmadan onların da güvenecekleri kaynaklardan onlara bir şeyler anlatmak istedim. Ki anlattım da… Anlatamadığım durumlarda yararlanabilecekleri bir bibliyografya veriyordum onlara. Kimisi adeta mesele gerçeğin fark edilmesi olmadığını söylercesine yırtıp atıyordu. Kimi de bana derin derin bakarak “Bizim için bilimsellik o kadar da önemli değil” diyebiliyordu. İşte sorun, öfkesinin kurbanı olanları rehabilite edebilmek… Çünkü ülkemizde sorunların çözümünü tıkayan da bu “öfkeli ve kindar” ruh halidir.

Bazen internet üzerinden çeşitli haberlere, şarkılara ya da şahıslara yazılan yorumları okuyorum. En masum şeylere bile öyle iğrenç saldırılar oluyor ki hayretler içinde kalıyorum. İnsanoğlu nasıl bu kadar basitleşebilir, “Müslümanım” diyen biri nasıl bu kadar adileşebilir diye kendime sorup duruyorum. En masum bir şarkıya ya da bir hakka bu kadar küfredilmesinin altında yatan neden ne? Sanırım siz de aynı cevabı veriyorsunuz: öfke, kindarlık…

Bunun bir nedeni de cehalet olabilir mi acaba?

Geçen mayıs ayında ziyaretine gittiğim Türk Dili Edebiyatı hocalarımdan biriyle tam da bunu konuşuyordum. Değerli hocam, her ne kadar acı veren şeyler yaşansa da zamanla her şeyin düzeleceğini belirtiyordu. Kürtlerin filolojilerini oluşturmaları gerektiğini söylüyordu. Tabi ben de bu konuda okuyordum o dönemde. Hocama “Hadi dilin ne olduğunu bilmeyen insanlara bir şey demiyorum. Ama Orta Asya Türklüğünün dilleri için yaptıkları ortadayken ve onlara uygulanan asimilasyonun on katı Kürtlere uygulanmışken Türkoloji öğrencilerinin Kürtlerin dilleri için istediklerini anlamsız görmelerine şaşırıyorum. Kürtçe ana dilde eğitim konusundaki istemlere dilin ne olduğunu iyi bilen Türkoloji öğrencilerinin en başta destek vermesi gerekmez mi?” diye bir sitemde bulunmuştum. Bu sitemime karşılık hocam “Sen onlara bakma, hepsi de cahil.” diye yanıt vermişti. Koskoca üniversiteye gelip de hâlâ cahil olmak… “Peki, siz onları bu konuda eğitemez misiniz?” diye sordum. O da gülümseyerek “Bunları söylediğimde yanlış anlayanlar olur, sorun çıkar.” dedi.

Konuyu toparlarsak sanırım sorun “yanlış eğitim”.

Çünkü yanlış eğitim, iktidarların hegemonyasını yarınlara taşıyacak bir nesil yetiştirmeyi amaçlar. Bu bir dikta usulü eğitimdir. Çocuklara “tek doğru” ve “tek yanlış”ın öğretildiği bir eğitim sistemidir. Oluşturulacak bir önyargıyla salaklaşan bir nesil yaratmak projesidir. Sorgulamayı sakıncalı gören, soyut kavramları kutsayan bir gençliğin inşasıdır “yanlış eğitim”. “Yanlış eğitim”; işte bugün olduğu gibi gerçeği önemsemeyen, ideolojinin hasta uşağı olan ve söyleneni anlamayan bir nesildir.

İşte bu yüzden ben başka şeyler yazmayı planlarken bu tahlili yapma gereği duyuyorum. Çünkü ülkemde tüm çözümsüzlüklerin kökeninde bu nedenler var. Oysa KCK davasında yurttaşların en temel hakları olan ana dilde savunma istemlerinin reddedilmesini, Kürtçeye yapılan hakareti yazacaktım. Ki yukarıda saydığım özellikleri taşıyanlara ne kadar anlatsak da bir anlam ifade edemeyebilir. Ama zamanla bunu yapanlar, çok utanç duyacaklardır. Çünkü tarih de onları yargılayacak. Ve Mehmed Uzun’lar da daima onların duvardan da soğuk yüzlerine bakarak  "İşte yok dediğiniz dil bu. Bu dil, benim anadilim" diye haykıracaklar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum