Ahmaklığa dair notlar

Bu coğrafya, bir tarihte “anlam” ile olan tendon bağlarını kopardı. Sözün, yazının, eylemin, bir sonucu hedeflemesi gerekirken, o tarihten beridir; söz boşlukta yankılanır, yazı suya yazılır, eyleminse hükmü yok. Bu kadar insan ölmese, bu kadar can yitip gitmese, absürd bir komedinin oyuncuları olduğumuzu varsayabilirdik. Ama bir sahnede oluk oluk kan akıyorsa, orada bir dram sahneleniyordur. Ve perde, kapanmak bilmiyor.

Tiyatroda absürdlük, gerçek hayatta ahmaklığa tekabül eder. Absürd bir oyun, ne kadar iyi yazılmış ve iyi sahnelenmişse, oyun bittiğinde o kadar alkış alır. Ahmaklığın iyisi, kötüsü yoktur. Yarattığı sonuçlara göre, verdiği zararla ölçülür.

Bu coğrafyada 100 yıldır bir Kürt sorunu var. 30 yıldır kan dökülüyor, gençler birbirinin kanına giriyor. Ve bir süredir çözüm konuşuluyor. Yarım yamalak da olsa, ağır aksak da yürüse, her iki halkta da bir çözüm iradesi gelişiyor. Sivil inisiyatiften, sivil çözümden bahsediliyor. Yığınla demeç veriliyor, yığınla yazı yazılıyor. Tartışılıyor, konuşuluyor, açık, örtülü müzakere girişimleri yapılıyor.

Buraya kadar her şey olağan. Tarihi Türkler ve Kürtler başlatmadı. Yeryüzünde kimlik ve statü mücadelesine girişen yegane halklar da Türkler ve Kürtler değil. Hatta bu uğurda savaşanlar da sadece bu iki halk değil. Tarihte benzer onlarca örnek var.

İlk iki paragrafın mecrasına giren tarz bundan sonra başlıyor.

İki cihanda “absürdlüğü” artası devlet aklı, bu sorunu müzakere edecek muhatap arıyor. Haklı olarak da, bu muhatabın, sivil, masaya oturulabilir ölçüde legal, uzlaşılabilir olmasını istiyor. Ki içtenlikle hak veriyorum. En nihayetinde, ikna etmesi gereken bir kamuoyu ve siyasi kaygıları var.

Sonra, zaten sivil siyaseti seçmiş, üstelik bu uğurda ölümlerden, işkencelerden, sürgünlerden geçerek gelmiş ve sivil kalmakta ısrar etmiş Kürt ve tabii ki Türk siyasetçileri, elinde kalemi dışında bir şey olmayan akademisyenleri, gazetecileri cezaevlerine dolduruyor. Onlara kan kusturuyor, cezaevine henüz atmadıklarına hakaret ediyor, tahkir ediyor, taciz ediyor.

Ve dönüyor, PKK’nin içinde, bu şahin, bu güvercin diye papatya falı açıyor. Elinde silahı, belinde el bombası olandan, sivil müzakereci devşirmeye çalışıyor.

Barzani ve Talabani’den müjdeli haber beklerken, Aysel Tuğluk’a 15 yıl ceza veriyor. Erbil’de şirinlik yapıp, Van Belediyesini basıyor. Hakkari’ye, Trabzon’a, Van’a, İzmir’e gencecik insanların cansız bedenleri gitmiyor olsaydı, bu ahmaklığı sineye çeker, güler geçerdik.

Hatta Woody Allen için iyi bir absürd film senaryosu için cuk otururdu. Ki bu konuda çok yetenekli olmasam da, benim bile esprim hazır: Dağdakiler düz ovada siyaset yapsın diye, düz ovadaki siyaset alanını boşaltıyorlar.

Ama insanlar ölüyor. Ve her ölümle birlikte, hayatta gülümseyebildiğimiz şeyler ve zamanlar azalıyor.

Ve bir arada tutmak için üzerindeki mezar sayısını gittikçe arttırdığınız bu toprak, çatır çatır çatlayıp, bölünüyor, Kürt ve Türk halkının yüreklerinde. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum