Toplumsal barışa doğru: Geçmişin yükünden geleceğin umuduna
Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Geçmişin acılarını geleceğe mi taşıyacağız, yoksa geçmişten ders çıkararak çocuklarımıza daha huzurlu bir ülke mi bırakacağız?
Serkan Taş yazdı:
Yüz yıla aşkın süredir devam eden çatışmalı süreç, Türkiye’nin hafızasında derin yaralar açtı. Bu yıllar boyunca yalnızca silahlar konuşmadı; anneler ağladı, çocuklar yetim kaldı, gençler hayatını kaybetti, şehirler boşaldı ve umutlar yıprandı. Acının ne dili ne de kimliği vardı. Kaybeden, bu topraklarda yaşayan herkes oldu.
Bugün yeniden konuşulan çözüm ve barış arayışları, geçmişi unutturmak için değil; geleceği birlikte kurabilmek için değerlendirilmesi gereken tarihî bir fırsattır. Çünkü artık görülmelidir ki ne silahlar bu meseleyi çözebildi ne de inkâr politikaları kalıcı bir sonuç üretebildi. Bugün elimizde kalan en güçlü seçenek, onurlu ve kalıcı bir barıştır.
Ancak bu barışın inşası, yalnızca devletin ya da yalnızca Kürtlerin sorumluluğu değildir. Kalıcı bir çözüm, her iki tarafın da bazı gerçeklerle yüzleşmesini gerektirir.
Kürt tarafı, duygular kadar reel politiğin de belirleyici olduğu bir dünyada yaşadığımızı kabul etmelidir. Bölgesel ve uluslararası dengeler dikkate alındığında, halkın geleceğini güvence altına alacak en gerçekçi yol; demokratik siyaset, hukuk ve toplumsal uzlaşıdır. Yeni çatışmaların değil, barışın ve ortak yaşamın Kürt halkına daha güçlü bir gelecek sunacağı artık görülmelidir.
Hükumet tarafı ise Kürt meselesinin yalnızca güvenlik eksenli politikalarla çözülemeyeceğini kabul etmek zorundadır. Kürtlerin dili, kimliği, kültürü ve tarihsel varlığı bu ülkenin inkâr edilemez bir gerçeğidir. Geçmişte uygulanan inkâr ve asimilasyon politikaları nasıl kalıcı bir çözüm üretmediyse, gelecekte de üretmeyecektir. Güçlü bir devlet, farklılıklarını bastıran değil; onları hukuk, demokrasi ve eşit yurttaşlık ilkeleri içinde yaşatabilen devlettir.
Bugün Türkiye’nin de, yaşadığımız bölgenin de en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni cepheler değil; yeni köprüler kurmaktır. Birbirini dinleyen, birbirinin acısını anlamaya çalışan ve ortak bir gelecek kurmayı hedefleyen toplumlar, çatışmayı sürdüren toplumlardan her zaman daha güçlü olmuştur.
Barış, hiçbir tarafın yenilgisi değildir. Barış; Türklerin de, Kürtlerin de, bu ülkenin bütün halklarının ortak zaferidir. Çünkü gerçek zafer, daha fazla mezar değil; daha fazla okul, daha fazla özgürlük, daha fazla adalet ve daha fazla umuttur.
Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Geçmişin acılarını geleceğe mi taşıyacağız, yoksa geçmişten ders çıkararak çocuklarımıza daha huzurlu bir ülke mi bırakacağız?
Tarih bize gösteriyor ki savaşlar eninde sonunda masada biter. Öyleyse neden daha fazla acı yaşandıktan sonra değil, bugün konuşmayalım? Neden birbirimizi tüketmek yerine birlikte yaşamayı öğrenmeyelim?
Bu toprakların artık yeni acılara değil, yeni umutlara ihtiyacı var. O umut ise ancak cesur bir toplumsal barış iradesiyle yeşerebilir.
Kaldırın beyaz bayrakları; sesiniz yedi cihanda yankılansın.
Bijî Aştî, Bijî Biratî. (Yaşasın barış, yaşasın kardeşlik)