İbrahim Genç

Türkiye’nin tampon bölge planı işliyor mu?

14 Ekim 2014 Salı 23:39

Türkiye, Suriye krizinin başladığı ilk aylarda aceleci bir politika geliştirerek “kardeşim Esad” politikasından “Düşman Esad”e geçişindeki başarısızlığını IŞİD üzerinden telafi etmeye çalışıyor. Çünkü bu “balıklama” politikasından dolayı desteklediği muhalifler başarısız olurken başta ABD olmak üzere uluslar arası kamuoyu Türkiye’yi “değerli yalnızlık (!)” ile baş başa bırakmıştı. Bu süreçte uluslar arası kamuoyunda Esad’lı bir çözüme gidiş sinyalleri de (Cenevre l ve ll) ortaya çıkmıştı. Fakat bu da Türkiye’nin pek hoşuna gidecek bir durum değildi. Suriye krizine siyasi bir çözüm arayan Cenevre görüşmeleri rafa kalkarken Suriye içinde gelecekte dengeleri alt üst edecek karanlık bir örgüt büyüyordu. Bu, IŞİD’in ta kendisiydi.

IŞİD, diğer tüm terör örgütlerinden farklıydı. Çünkü diğer örgütler daha çok, belirlenen hedefi zayıflatma veya yok etme üzerine temellenirken IŞİD, uzun vadede bir amaç için hareket ediyordu. Bu sebeple de kendine “devlet” adını vermekten çekinmiyordu. IŞİD’in bu denli amacını büyütmesinin özünde iki neden yatmaktadır: Birincisi, belli ki IŞİD’in arkasında devlet teşkilatı şeklinde örgütlenmesini sağlayacak bir güç vardı. İkincisi, “İslam devlet” kavramının sosyo-psikolojik açıdan bazı kesimlerin ruhunu okşayacak bir etki yaratacağı düşüncesiydi. Dolayısıyla bu iki nedenden biri IŞİD’in ekonomik yapısına, diğeri de psikolojik yönüne işaret etmektedir.

Peki bu örgütün halk tabanı nasıl yaratılmalıydı? İşte burada Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi Sünniliğin ağır bastığı ülkeler devreye girecekti. Öyle ki dönemin Başbakanı Erdoğan “Suriye’de Aleviler, Sünnileri öldürüyor” diyecekti. Irak’ın eski Şii Başbakanı Maliki’ye yönelik eleştiriler ve Irak’ta terör olaylarını finanse etmekle suçlanan eski cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El Haşimi’ye Türkiye’de oturma izni verilmesi de mezhepçi politikaya işaret ediyordu. Ki IŞİD, Musul’u işgal ettiğinde Haşimi bunu “Ezilenlerin devrimi” olarak tanımlarken Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in kızı da IŞİD’i tebrik ediyordu.

Kürtlere IŞİD şantajı

Bütün bu sosyo-psikolojik müdahaleler en neticesinde bazı bölge ülkeleri tarafından yüz yılın en vahşi örgütü olan IŞİD’i güçlendirmek için kullanıldı. Öyle ki IŞİD, orta ölçekteki bir ülkenin gücüne ulaşarak Irak ve Suriye’de kolayca yayılma alanı buldu. Böylece IŞİD, Türkiye tarafından Batı ülkelerine ve Kürtlere karşı bir şantaj aracı haline getirilmeye çalışıldı. Türkiye, Suriye politikasındaki başarısızlığını örtmek için “zamanında biz uyarmıştık” gibi tam olarak anlaşılmayan bir ifade ile iç kamuoyunda bir algı oluşturmaya çalıştı. Aynı şekilde geçen yıllarda Rojava Kürtleri özerklik ilan etmeye hazırlanırken Davutoğlu “oldu bittiye izin vermeyiz” diyordu. Ki Kobanê’ye yönelik IŞİD tehdidi sürerken Salih Mislim Ankara’ya gelmiş ve Kobanê’ye yardım için Mislim’in önüne konan şartlardan biri “Kantonların feshedilmesi” idi. Dolayısıyla Türkiye, Kürtleri cezalandırmak istiyordu ve bunun için de siyasi açıdan iradelerini Ankara’ya teslim etmelerini istiyordu.

Kobanê’ye IŞİD kemeri

Kürtlerin teslimiyet yerine direnişi seçmeleri beraberinde Türkiye’nin yeni bir planı devreye sokmasını getirdi. Buna göre IŞİD’in elindeki Tel Ebyad ve Jarablus arasında kalan Kobanê’ye yönelik bir IŞİD kemeri devreye sokuldu. Birden öldürmeyen ama günbegün sıkan bir kemer… Dolayısıyla IŞİD, ele geçirdiği ağır silahlarla Kobanê’ye yönelik kemeri sıktıkça Türkiye’nin Kürtlere tavrı “Yardım mı istiyorsun? O zaman…” ile başlayan şantajcı bir hal alacaktı. Bununla birlikte ilginç bir acelecilikle Kobanêlilerin Türkiye geçmesi telkin edilirken diğer taraftan dünya kamuoyuna 1.5 milyon Suriyeli sığınmacının geri gönderilmesinden bahsediliyordu. İşte tam da bu noktada Rojava’da bir tampon bölgenin kurulması gerekliliği Türkiye tarafından ısrarla dile getirilmeye başlandı.

Türkiye’nin tampon bölge isteği ilk aşamada uluslar arası kamuoyu tarafından destek görmedi. Bunun üzerine Türkiye “Güvenli bölge” ve “Uçuşa yasak bölge” demeye başladı. Tabi bunlar için BM Güvenlik Konseyi’nin kararı gerekliydi. Bölgesel güç dengeleri de hesaba katıldığında bunun kabul görmesi olanaksız görülürken Türkiye’nin bu taleplerinin ABD ve Nato’nun Suriye stratejik planında yer almadığı yapılan açıklamalardan anlaşılıyordu. Fakat Türkiye, tam Suriye krizinin başladığı ilk aylarda nasıl ki Suriyelileri adeta Türkiye’ye davet edip oluşturduğu mağduriyet üzerinden Esad’a müdahale gerekçesi yaratmak istediyse bu sefer de Rojava’da kendi kontrolünde bir bölge oluşturmak için bu sefer Kobanêlilerin yerinden yurdundan olması için davet ediyordu. Oysa Rojava, YPG-YPJ güçleri tarafından güvenli bir bölge haline getirilmişti. Eğer Türkiye samimi olsaydı bu yapıyı güçlendirebilirdi, IŞİD’in Kobanê’ye saldırısını “Kürtlerin oluşturduğu güvenli bölge”yi tehlikeye düşüreceği düşüncesiyle IŞİD’e karşı tavır alabilirdi. Tabi Kobanê ile ilgili hesap çok farklı ve büyüktü…

Tampon bölge kuruldu mu?

Bu hesabın bir tarafını da Rojava’nın bir an önce boşaltılması oluşturuyordu. Öyle ki çoğunluğu Arap olan bu 1.5 milyon sığınmacının geri gönderilmesi için Rojava'da bir boşaltma işlemi yapıldı. Kimin eliyle? Tabii ki IŞİD eliyle. Şengal'de yapılanlar da adeta ibreti alem olsun diye sunulunca Kürtler risk alamadıkları ve silahları olmadıkları için Türkiye'ye kaçtı. Bu yapılanlar aynı zamanda bir etnik temizliktir. Çünkü siz bir coğrafyada yaşayan insanları, hayvanları her şeyi yerinden yurdundan ediyorsunuz. Bu durumda Kobanê'nin doğusundaki Tel Ebyad'tan batısındaki Jarablus'a kadar her yerin IŞİD'in eline geçmesi sebebiyle adeta Kürtlerden arındırıldı. Bir tek bu bölgede Kobanê, köşeye sıkıştırılmış bir halde duruyor. Yani IŞİD eliyle Türkiye'nin arzuladığı tampon bölgenin (Her ne kadar Türkiye şimdi amacının güvenli bölge olduğunu söylese de ilk arzusu tampon bölgeydi) koşulları yaratıldı. Kürtlerden arındırılan bu geniş Kürt topraklarına Arap, Çerkez ve Türkmen sığınmacılarının yerleştirilmesi gündeme gelebilir. Bu da zamanında Suriye'de Kürtleri asimile etmek için yapılan Arap kemerinin bir benzeri olacaktır. Ki sınırda Kobanêli Kürtlerle yaptığım görüşmelere göre IŞİD, ele geçirdiği bazı Kürt köylerine diğer bölgelerinden getirdiği Arap aileleri yerleştiriyor. Kısacası Kobanê düşse de düşmese de Rojava'nın demografik yapısı değiştirildi ve bu da Kürtlerin kurduğu Cizire, Kobanê ve Efrin kantonları arasındaki mesafeyi daha da genişletti.

Konuyu toparlayalım

Türkiye; Rojava Kürt toprağında tampon/güvenli/uçuşa yasaklı bölge kurmak istiyor. Bu konuda gayet ciddi görünüyor ve bunun için çalışıyor. Burada “BM’ye hangisnii kabul ettirebilirsem kârdır” diye düşünüyor. Uluslar arası kamuoyu şimdilik Türkiye’nin tüm gayretlerine rağmen bu konuyu gündeme almıyor. ABD de bir taraftan diplomatları ve gazeteleri aracılığıyla her ne kadar Türkiye-IŞİD ilişkisini deşifre ederken diğer taraftan da Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamıyor. Ama ne olursa olsun; Jarablus ve Tel Ebyad arasındaki bölge IŞİD eliyle Kürtlerden arındırılıyor. Yani bir tampon/güvenli bölge oluşturuluyor. Kürt coğrafyasında bir etnik temizlik ameliyatı yapılıyor. Bu da Kürt kantonlarını birbirinden daha  da koparmayı amaçlıyor.

Bu yazı toplam 9691 defa okunmuştur