İbrahim Genç

AKP’nin Yüksekova ve Cizre Hesabı

09 Ağustos 2016 Salı 11:25

Kürt halkı son bir yılda modern dünyanın gözü önünde yaşayabileceği her zulmü yaşadı. Top ve tank atışlarıyla kentleri tarumar edildi, yüz binlerce Kürt kenti topraklarında mülteci oldu, insanlığı inciten onlarca acı ve ölüm objektiflere yansıdı. Kürtlere reva görülenin konu edildiği bu filmin adı “Güvenlik konsepti” idi. Bu konsept çerçevesinde sırıta sırıta çeşitli sözler verdiler, vaatlerde bulundular. Film icabıydı her şey…

Yine bu konseptin bir gereği olarak Ocak 2016’da eski başbakan Ahmet Davutoğlu “Cizre’nin ve Yüksekova’nın il merkezi haline dönüşmesi gibi bazı idari tasarruflarımız olabilir.” dedi. Davutoğlu’na göre Hakkari ile Şırnak gelişmeye açık değilmiş. Ama Yüksekova bir şekilde genişleyip gelişiyormuş. Lakin bir eksiklik varmış? Davutoğlu’na göre “Yüksekova vilayet yapılanması haline dönüşmediği için de o genişlemeye uygun bir güvenlik olmuyor”muş.

Davutoğlu bunları  “Terörle Mücadele Master Planı” kapsamında söylüyordu. Hatta aynı konuşmasının devamında “Oralarda daha düzenli işleyen bir güvenlik varlığı söz konusu olacak.” diyordu. Çok geçmeden Yüksekova ile Cizre’nin il olmasının yanında bir de Hakkari’nin adının “Çölemerik”, Şırnak’ın adının da “Şehri Nuh” olacağını öğrendik. Bunun üzerine Hakkarililer, Yüksekovalılar, Şırnaklılar, Cizreliler arasında tartışmalar alevlendi.

Torba yasa Meclis’te

Bugün itibariyle (9 Ağustos) “Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” Meclis’te Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek. Vitrinine “Mega projelere kaynak üretilecek” sloganının çıkarıldığı 75 maddeden oluşan bu torba yasa Kürtler açısından pek hayra alamet değil. Çünkü bu tasarı Yüksekova ve Cizre’nin il olmasının dışında DBP’li belediyelere kayyum atanmasının ve Sur, Cizre gibi kentlerde kamulaştırmalarının da önünü açan düzenlemeleri içeriyor.

Tam da bu noktada başta Hakkarililer ve Şırnaklılar olmak üzere Kürtler meselenin perde arkasını görmek zorundalar. Havuz medyası söz konusu düzenlemelerin yer aldığı tasarıdan bahsederken “Terörün beli kırılacak” başlığı atıyor. Hem AKP kurmaylarının açıklamalarına hem de havuz medyasının diline bakıldığında bütün bu düzenlemelerin “Güvenlik konsepti” çerçevesinde yapıldığı görülüyor. En nihayetinde meselenin iki kritik yönü olduğunu belirtelim: Bir,güvenlik. İki, asimilasyon.

Kentlere güvenlikçi yaklaşım

Bir yıla yakın süren şehir savaşlarından sonra AKP özellikle kent merkezlerinde kesin hakimiyet kurmak istiyor. Bunun yolu da kent içinde karakol sayılarını ve kontrol noktalarını arttırmaktan geçiyor. Son süreçteki çatışmalardan bahsedilirken “Yeniden vatan yapmak” ifadesinin kullanılmasının nedeni de budur. Bu kapsamda devletin Yüksekova ve Cizre’yi tamamen kontrol etmek istediği aşikardır.

Yüksekova ve Cizre’nin il olması normal şartlarda hem ticari hem de sosyal hayatın gelişmesine hizmet edecektir. Lakin Yüksekova’nın Irak ve İran’ın; Cizre’nin de Suriye ve Irak’ın kesişme noktasında olduğu düşünüldüğünde işler değişir. İl olma ile birlikte sınır boyunca kolorduları kurulabilir. Böylece sınırın iki tarafındaki Kürtler arasına adeta askeri bir hat çekilecektir.

Yıkılan Yüksekova ve Cizre’nin yeniden inşa edilmesinde de güvenlikçi bir yaklaşım sergilenecektir. Bunun için kent-birey kimliğini deforme etmenin yoluna gidilebilir. Gördüğümüz kadarıyla komşuluk ilişkilerinin çok sıkı olduğu, siyasi örgütlenmenin güçlü olduğu mahallelerde bir yıkım var. Dolayısıyla yan yana dizilmiş ve herkesin ilişkilerini geliştirdiği müstakil evler yıkılırken ya yerlerine üst üste evlerin olduğu binalar dikilecek ya da bu insanlar farklı yerlere yapılmış toplu konutlara göçertilecek. Bu da komşuluk ilişkilerini, kültürel dokuyu tahrip edecektir.

Yer adlarında doğru form esastır

İşin bir diğer boyutu da Hakkari ve Şırnak’ın tarihsel adlarının çarpıtılmasında ortaya çıkan asimilasyoncu zihniyettir. Çünkü köy-kasaba-şehir adları; bir ulusun gelenek görenekleri, diyalektleri, siyasi ve ekonomik ilişkileri hakkında bilgi veren önemli bir kültür unsurudur. Öyle ki yer adları dil özellikleri hakkında da bilgi verdiği gibi geçmiş ile gelecek arasında bağlantıyı sağlayan bir hafızadır. Bu sebeple bugün dilbilimin onomastik ve toponomi alt bilim dalları yer adlarının gelişimini, değişimini ve mevcut yapısını inceliyor.

Tabii AKP Hükümeti bu meseleye jakoben tarzıyla yaklaştığı için konuyu ne dilbilimcilere ne de Hakkarililere, Şırnaklılara sordu. Böylece Hakkari, “Çölemerik” olurken Şırnak da “Şehri Nuh” oldu. Oysa dilbilime göre söz konusu bölgenin diyalektiğinde en yaygın kullanım formu esas alınır. Buna göre hareket edilseydi her şekilde “Colemêrg” ve “Şirnex” adları tercih edilecekti. Ama devlet aklı “ê” ile “x” harflerinden kaçındığı için doğru formları esas almadı.

Hakkari ve Şırnak il olarak kalmalı

Kürtlere ilişkin düzenlemeler “Güvenlik konsepti” kapsamında yapıldıkça başarı oranı düşüktür. Son tahlilde güvenlik tarafını bir kenara bırakırsak, Yüksekova ve Cizre’nin il olması desteklenebilir. Ama madem iyi bir iş yapılacak, o zaman “Gever” ve “Cizîra Botan” isimleri tercih edilmelidir. Hakkari ve Şırnak meselesine gelirsek, öncelikle bu iki Kürt şehrinin adı doğru kabul edilmelidir. Diğer bir nokta da bu iki ilin ilçe yapılması, birçok mağduriyet doğuracaktır. En doğrusu Hakkari ve Şırnak’ın il olarak kalmasıdır. Bu durumda Yüksekova ile Cizre yine il yapılabilir. En fazla 81 il değil de 83 il olacak. Belki mesele bu şekilde tatlıya da bağlanabilir. 

Bu yazı toplam 6869 defa okunmuştur