İbrahim Genç

Kürt - Türk İlişkilerinde Rasyonalizasyon Zorunluluğu

06 Haziran 2016 Pazartesi 10:52

Türkiye uzun yıllar Ortadoğu ülkeleri kategorisine girmemek amacıyla bölgede nötr bir politika izlemeyi tercih etti. Kendi içindeki etnik ve dini sorunların kendisini Ortadoğu ülkelerine benzeştirmemesi için bu gerekliydi. Bu yaklaşım aynı zamanda Türkiye’nin yüzünü Batı’ya çevirmesinin objektif temeli oldu. Tabii ki bu, Kürt etnik varlığı ve Alevi mezhepsel yapının sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmiyordu. Dolayısıyla bugün, etnik ve dini sorunlarını çözmekten başka bir şansı olmayan bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Çünkü siyasal İslamcılık ve Kürtler gibi dinamiklerin canlı olduğu Ortadoğu’nun kalbinde yaşıyoruz.

Siyasal İslamcılık üzerinden Ortadoğu’da oluşan iktidar alanlarının temel niteliği totalitarizm oldu. Bunun etkisiyle birçok ülkede diktatörlük yönetimleri gelişirken Mısır kaynaklı Müslüman Kardeşler gibi oluşumlar da siyasal alanlarını genişletti. Tabii biraz da Batı’nın etkisiyle gelişen radikal Sünnilik çizgi beraberinde El Kaide ve IŞİD gibi kontrol edilemez yapıların doğmasına neden oldu. Türkiye’nin özellikle Müslüman Kardeşlerin rüzgârına kapıldığını, bir sabah Mısır’daki Rabia meydanından esinle Rabia işareti yapan elleri gördüğümüzde anladık. Bu gelişme aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel mezhepsel çelişkilerine yuvarlanmasının kıvılcımı oldu. Bugün ise Batı dünyası için siyasal İslamcılık artık “öngörülemez” bir noktaya geldiği için belirleyici iç dinamik özelliğini kaybediyor.

Kürtler aktör olabilir mi?

Siyasal İslamcılığın günümüze kadar Ortadoğu’da belirleyici bir dinamik olmasının kendi doğasından kaynaklanan nedenleri dışında, bir diğer nedeni hinterlandı geniş Kürt varlığının reddiydi. Bu kapsamda Batı dünyası ve bölge devletleri, Kürtlerin siyasi sahaya çıkmaması konusunda hemfikirdi. Böylece Kürtlere karşı dörtlü güvenlik anlaşmaları yapan bölge devletleri, Kürtleri tanımamaları karşısında Batılı devletlere de her türlü tavizi vermeye hazırdı. Tabii bu durum, Aralık 2010’da Kuzey Afrika’da başlayıp Suriye’de tıkanan “bahar” ile değişmeye başladı. Dolayısıyla devletler arasıçıkar ilişkileri artık Kürtleri inkârdan geçmiyor. Bunu fark eden ABD başta olmak üzere birçok ülke Kürtler üzerinden bölgede var olmaya çalışıyor. 

Buna bağlı olarak Ortadoğu’da Kürt varlığı, özellikle enerji hatlarında etkinliği geniş bir dinamik olarak gün yüzüne çıkıyor. Bu, işin ülkeler arası çıkar tarafını oluşturuyor. Bir de bunun reel politik tarafı var. Şöyle ki; bugün Kürtlerin baskı ve şiddet ile yok edilemeyecek kadar hızlı uluslaştığını görüyoruz. Dolayısıyla Kürtlerin diplomatik ve ekonomik alanda ilerlemesini engellemeye çalışan her ülkenin sığ bir siyasete mahkûm olması kaçınılmaz. Bunun en güzel örneği,  Rojava Kürtlerine karşı yürütülen olumsuz politikanın bugün Türkiye’yi Ortadoğu’da yalnızlaştırmasıdır. Oysa Türkiye’nin Kürt milliyetçiliğini ve siyasi konjonktürü doğru okuyarak politika üretmesi gerekirdi. Bu noktada Kürt siyasi hareketinin ve Rojava Kürtlerinin “Türklerle stratejik ittifak” vurgusunu dikkate almak lazımdı.

Rasyonalizasyon süreci

Kürtlerle stratejik ittifaka gitmenin kaçınılmaz nedeni Kürtlerin ileriki süreçte temel aktör olacağı öngörüsüdür. Çünkü Kürtler, Ortadoğu’nun bilinçaltıdır ve bilinçaltında olan şey daima yukarı çıkmak ister. Belki kendinizi zorlayıp bu süreci geciktirebilirsiniz; ama süreç uzadıkça günün birindedaha şiddetli bir şekilde ortaya çıkar. Dolayısıyla bu, ulus tarihinin engellenemez zorunlu doğumudur. Türkiye’nin bunu kabullenmesi durumunda Kürtlerin Türklerle ittifaka gitmeleri için kültürel ve tarihsel miras heybesinde yeterince neden var. Gerçi Türk-Kürt ilişkileri Malazgirt, Çaldıran ve Çanakkale gibi vurgular üzerinden çok romantik ilerledi. Selçuklular, Osmanlılar ve diğerleri ancak Kürtlerle bölgede etkinlik kurdular; ama nedense Kürtlerin bu tavrı bir meziyet haline geldi.

Kürtler artık bu meziyeti gelişen milliyetçilik ile birlikte terk edip diğer uluslar gibi temel haklarda ısrar ediyorlar. Bu sebeple de “Bin yıllık kardeşlik” edebiyatı, pratikte bir karşılığı olmadığından romantik vurgular artık anlam ifade etmiyor. Dolayısıyla Ortadoğu’da gelişen yeni süreçle birlikte Türk-Kürt ilişkilerinin yeniden kurulmaya başlandığı görülüyor. Bu çerçevede ikili ilişkiler de rasyonalize oluyor. İlişkilerin adalet, demokrasi ve eşitlik temelinde rasyonel bir akılla ilerleyebilmesinin yolu da budur.

Hatırlarsanız, 2013-2015 çözüm süreci bile temel hak ve hürriyetler bağlamından koparılarak fazlasıyla romantizeedildi. Bu nedenle de Türk kamuoyu Kürt sorununun tarihsel ve sosyolojik bağlamını hiçbir zaman kavrayamadı. Böylece çözüm süreci kolayca tepetaklak olurken AKP Hükümetisavaş bağlamında bugün istediği kamuoyu algısını yaratabiliyor. Sonuç olarak Türk-Kürt ilişkilerinin rasyonalizasyonu aynı zamanda ileriki süreçte başlaması muhtemel bir barış sürecinin hazırlık evresi olabilir. 

Bu yazı toplam 11408 defa okunmuştur