İbrahim Genç

Savaşarak barışmanın bedeli

31 Ağustos 2011 Çarşamba 17:49

Adolf Hitler Almanya'sının 1 Eylül 1939’da Polonya'ya saldırmasıyla insanlık en kanlı savaşa tanık olmuştu. Arî ırk yaratmak gibi akıl dışı faşist bir anlayışla başka ırklardan milyonlarca insana zulüm yapıldı ve savaş bittiğinde ölenlerin sayısı neredeyse 60 milyonu geçmişti. Diri diri fırına atılan insanlar, bir sabah evinden alınıp toplama kamplarına tıkıştırılan ve ölüme terk edilenler ve cephede parçalanan bedenler… Bütün bunları insanlık, bir çılgının milliyetçi şoven fikirlerinin yanında diğer büyük kapitalist-emperyalist ülkelerin 1929 ekonomik buhranından dolayı yeni pazarlar yaratma arzusundan dolayı yaşadı.

İnsanlığın kanı üzerinden kendini var eden milliyetçi ve emperyalist mantık, şüphesiz bu yüz yılda da farklı kisveler altında hala iş başında. Kimi halkların kutsal saydığı değerleri kullanarak kendine bir mevki sağlamakta kimi de emperyalist gücünün tahakkümünde farklı coğrafyalarda savaşlar çıkarmakta ve ‘Barış’ kelimesini ancak kendi çıkarı söz konusu olduğunda telâfuz etmekte. Oysa “Barış”, silahı seçenek olmaktan çıkarıp konuşmayı, sözü devreye sokan bir mantığın işlerlik kazandığı ve bütün dillerde en çok sevilen bir kelimedir.

Biz ‘Barış’ı Türkiyeliler olarak en çok seviyoruz ve onu aramızda görmek istiyoruz. Çünkü yıllardır kardeş kanı üzerinden kendini var eden güçlerin savaşında ‘savaş’ sözcüğünü çok duyuyoruz. Çünkü bizim Türkiye’de barışa ihtiyaç duymamızın en büyük nedeni Kürt sorununa demokratik çözüm yerine dayatılan militarist tutumun neticesinde birçok yurttaşın yaşamını yitirmesidir. Bu sebepledir ki AKP’nin Ortadoğu’u politikaları bir bir çöküyor.

ÖNCE TÜRKİYE’DE BARIŞ…

Ülkemizde kalıcı bir barışın sağlanması için  Türkiyeli Kürt ve Türk aydın insanlar bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu amaçla geçmiş yıllarda yapılan ‘Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’, ‘Yeni Anayasa Süresince Demokratikleşme ve Kürt Sorunu Konferansı’; geçen yıllarda 1 Eylül’de kurulan Türkiye Barış Meclis’i ve ‘Yeter! Kürt Sorununa Çözüm İstiyoruz’ adıyla yapılan Kadıköy mitingi barışa giden yolda yakın geçmişte yapılan önemli faaliyetlerdi. Bütün bunlar, Türkiye’de barışı çağıranların varlığını somutlaması açısından çok önemli.

Türkiyeli Kürt ve Türk aydınlarının barış dilini ön plana çıkaran yaklaşımlarına karşın tabi ki ülkemizi yöneten kişilerin bunlara ne kadar kulak verdiği çok büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple de hükümetin Kürt sorunu konusundaki tavrı çok önemlidir. Çünkü sorunun adının konulması ve bir şekilde barışın tesis edilmesi, ülke içinde bir kardeşliği sağlarken aynı zamanda da ülke ekonomisinin kalkınmasını sağlayabilir.

Her ne kadar dünya genelinde kapitalist-emperyalist düşünce, sudan bahanelerle fakir ülkelerde terör estirip savaşlar icat etse de biz kendi içimizdeki savaşa bakmalıyız. Çünkü “Barış”, önce kendi içimizde var olmalı ve büyümeli. Bu sebeple de onlarca yıldır içinde bulunduğumuz “düşük yoğunluklu savaş” halinden artık “tam barış hali”ne geçmeliyiz. İnsan yaşamı, her ne olursa olsun milliyetçi histeriye kurban edilmemeli. Birilerinin iktidarlarını güçlendirmek için oynadıkları kirli oyunlara kutsal değerler feda edilmemeli.

Bu anlamda son yıllarda tartışılan Kürt sorununun çözülmesi, barış adına atılmış büyük bir adım olacaktır. Bunun için de hükümetin korkmaması ve tutarlı bir politika üretmesi gerekiyor. Ülkemizde tek bir yurttaşın bile bir daha ölmemesi için buna ihtiyacımız var. İnsan olmanın niteliklerine haiz hiçbir insanın ölümlerden zevk aldığını düşünemeyiz. Bu amaçla elinde her türlü gücü bulunduran Başbakan Erdoğan, dinimizin en temel öğretilerinden olan adalet ve eşitliği gözeterek barış için çalışmalıdır. Barışmak için illa bir felaket yaşamamız gerekmez. Avrupa’da yaşanan deneyimlerden yararlanmalıyız. Bu bayramda, Allah rızası için kin ve öfkeyi terk edip bir sevgi dili yaratabiliriz. Buna inanmak gerekiyor. Çünkü barış, bu inançtadır.

Bırakalım da Yannis Ritsos söylesin barışı:

“Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış."

Bu yazı toplam 10521 defa okunmuştur
düşünenlere
 // heval
heval öncelikle şunu söylemek isterim yazınız güzel.arkadaşlara hitabende şunu belirtmekte fayda görüyorum.BARIŞ sözcüsü aslında savaşın olduğu bir yerde varolması gereken bir kavram yada olgu değildir.BARIŞ EN DOĞAL BİR YAŞAM BİÇİMİ FELSEFESİDİR.savaşta ısrar eden bir sistemin daha doğrusu savaş üzerine varolan ve varolacak bir sistemden barışın temennisini istemek çok büyük bir yanılgıdır.tarafların barış istemleri zaten savaşın yaşanılan boyutunu temsil ediyor dolayısıyla barışı istemekle değil temel yaşam felsefesi haline getirerek anlamlı kılabiliriz.buda varolan meşru mücadeleyi enüst bir örgütlenmenin sürekli kararlı anlamlılığıyla varedebiliriz.aklı başında olan ve vicdanı olan her insan sistemin lanetliğini çok açık bir gözle görür...
07 Eylül 2011 Çarşamba 18:35
tunç
 // halil
zaza ve sertaç gibilrinin yüzünden barış gelmiyor bu gibi insanların barıştan anladıkları farklı savaş...............
03 Eylül 2011 Cumartesi 23:56
haklı
 // kim
Öncelikle kürt vatandaşlarımız kendilerine şu soruyu sormalı biz eşitlikmi imtiyazmı istiyoruz. Muhtemelen cevapları eşitlik olacaktır imtiyaz isteyenler'de olabilir tabi onlar için diyecek pek birşey yok peki eşit olmadıklarını düşündükleri sorun ne? bu soruyu ben çevremde bulunan kürt kardeşlerime sordum bunun cevabını bile veremiyorlar ağırlıklı olarak dil sorunu ön plana çıkıyor doğrudur eğitim diyenler var doğrudur birde bölge insanlarının devletin getirdiği hizmetler yönünde sorunları var doğru peki bölge insanının hiçmi sucu yok bundan seçtiğiniz siyasetciler bu bölgenin insanı degilmi neden birtanesi yol istemedi fabrika istemedi aş istemedi iş istemedi zenginleriniz neden sizlerle selamı sabahı kesti hiç bunlara hesap sordunuzmu ...
02 Eylül 2011 Cuma 21:33