Mustafa Acar

Hayalet ülkenin görünmez ruhları "Kürtler"

29 Aralık 2012 Cumartesi 20:18

40 yılı aşkın bir süredir yaşamını, bilgisini ve zamanının büyük bir bölümünü Kürtlere adamış bir bilim adamı olan İsmail Beşikçi'nin (birkaç gün önce Beşikçi Vakfı'ndaki) konuşması yine ders niteliğindeydi. Kürtlerin bölünmüşlüğünü, iskeleti parcalanmış bir bedene benzeten Beşikçi; parcalanmışlığımızı bilimsel tarihsel ve sosyolojik analizleriyle herkesin anlıyabileceği bir dille, herhangi bir örgütü partiyi bir şahsı veya kurum ve kuruluşları hedef göstermeden, suçlamadan sadece ve sadece bilinçlenmeyi, sorgulamayı, eleştirmeyi, gerçekleri doğru kanallardan ögrenip dersler çıkarılması gerektiğini vurgularken, beni en çok duygulandıran ve belki de gururlandıran kısmı sayin Beşikçi`nin, üstüne basarak ve önemine dikkat çekerek, Kürtlerin; emperyal devletlerce kilit altına vurulmuş yakın tarihlerini birinci elden araştırıp okumaları ve ifşa etmeleri gerektiği ile ilgili kısımdı; çünkü yarının(birleşik) Kürdistan'ının sinyallerini veren Barzani’nin doğru zamanda doğru ülkelerle olan işbirliği, kırılamaz direnci ve ulusal kimliğine olan şaşmaz bağlılığının Kuzey ve Dogu Kürdistan'a da örnek teşkil edeceğini ve bu paha biçilmez değerleri onlara da bulaştıracağını düşünüyorum. Büyük acıların gölgesinde ve çok fazla kan dökerek elde ettikleri kazanımları güvence altında tutmak için güçlü bir Peşmerge ordusuna ve silahlanmaya yatırım yapan Barzani, özgürlük mücadelesini durmadan ileriye taşıyan güneyli öncülerimiz ve halkımızın siyasal temsilcileri (KDP-YNK vs) yarının bağımsız Kürdistan’ının sinyallerini veriyorlar. Ama daha da önemlisi en çok ihtiyacımız olan geleceğin en büyük silahı olan bilgiye de sınırsız bir yatırım var Güney Kurdistan`da.

Kürt bilinçlenmesi bu çağda bu bilgi birikimiyle hayallerimizin ötesine de geçebilir. Geleceğimiz bugün Hewler (Erbil)’de Sülaymaniye’de Duhok’ta kurulan Kürt Üniversitelerinde şekillenecektir...

Barzani ve güneyli halkımız çok değil, iki nesil sonra bize dünyanın kilit noktalarına yayılacak geleceğin anahtarını elinde tutan özgür beyinler hediye edeceklerdir. Dünyaya hükmeden güçlerin dikkate almak zorunda kalacağı bu pırıl pırıl Kürt bilinci ile çok zor kazanılan Kürdistan özgürlüğünün en büyük temsilcileri olacak aydınlarımız bütün insanlığa özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu gösterebileceklerdir. İsmail Besikçi`nin arzuladığı ve temenni ettiği gibi kilit altında saklanan Kürt tarihine, geçmişteki nizam ülkelerinin bizden sakladığı değerlerimiz olan atalarımızın mücadelelerini, sürgünlerini, üzerimizde oynanılan çirkin oyunları deşifre edeceklerdir. Yarınımızda daha doğru kararlar alıp ve sağlam adımlar atmamız için hayati önemde olan bu tarihi bilince ulaşılacaktır; çünkü tarihi yakındak bilirsek tekkerrür etmez..

Sevgili Beşikçi`nin söylediği gibi kendi kaderini tayin edemeyen bir halkın başka Ulusların egemenliği altında insan hakları talep etmesi, beklemesi hayalperest ve gerçekdışı bir tutumdur. Bir asırdan fazladır üstümüze, içimize, dilimize, tenimize ve kokumuza sinmiş Araplıktan Farsliktan ve Türklükten kurtulabilmemizin tek yolu Amed'ten Qamışlo'ya, Mahabad'tan Hawler'e uzanacak Kürdistan bayrağının gölgesine sığınmaktır. Kürtlerin tek dermanı olan bağımsız Kurdistan`a koşulsuz şartsız inanmaktır. Bağımsızlık istemekten korkmamak, bundan utanmamak bunu bir ayıp günah gibi gösterenleri kınamak dışlamak gerekir... Sömürge olmanın da bir statü sayıldığını ve çok sövdüğümüz dünün Emperyal devletlerin bile mandalarına birer statü verdiklerini; ancak Kürtler'in statüsüzlükte bir yok oluşa mahkum edildiklerini unutmamalıyız.

Bizi bölünmüşlüğe, parçalanmışlığa mahkum ederek hayalet bir toplum haline getirilmemizi şart koşarak; islam dünyasının, Avrupa Topluluğu'nun, Afrika Yerlileri`nin, Uzak Doğu`nun, taze keşfedilmiş kıta Amerika`nın, soğuk ülke Sibirya`nın dahi göremediği bir hayalet ülkenin ruhları görünmez çocukları oluvermiştik... 

Lozanda neşter masasına yatırılmış Kürdistan, bülüp parçalamakta usta cerrahların önüne atılmış bir kadavradan farksızdı. Her atılan neşterde kanıyor, bağırıyorduk ama sesimiz, çığlığımız duyulmuyordu. Dünya kanayan Kürdistan'a kör, sağır ve dilsizdi. Cerrahlar, Kürdistan'ı bir daha bir araya gelemesin diye dörde bölmüş ve her bir parçasını bir daha bir araya gelmemecesine dağıtmışlardı. Ameliyat başarı (!) ile tamamlanmış, Kürdistan ölmüştü; artık bu ceset bir daha canlanmasın diye her türlü sömürü ve asimilasyona uygun bir hale getirmişti.

Bir kadavradan farksiz olduğumuz için  bölünmüş varlığımızın sahibi hasta ruhlu diktatörler büyük bir güven ile binbir türlü işkenceye ve katliama maruz bıraktılar bizi. İslamiyet çatısı altında Kürtlüklerinden önce müslüman olduklarını belirten tüm Kürtlere sayın Beşikçi'nin hatırlattığı ve sanırım hiçbir Kürdün unutamayacağı Halepçe katliamı sonrasını animsatmak isterim. Yıl 1988 Saddam`ın üzerimize bir elma kokusuyla yaydığı zehrin üzerinden sadece 3 gün geçmişti ki Büyük İslam Konferansı sonuç bildirimini açıkladi. Kürtlerin dost olarak bildikleri  ümmetçiler, Saddamın Halepçe katliamıyla ilgili tek bir kelime dahi etmemişlerdi, ne bir ayıplama ne de bir kınama yayınlamamışlardı; hatta üzüntülerini bile dillendirmemişlerdi…  Kürtler bir kez daha yok sayılmışlardı; çünkü Kürtler organları paylaşılmış bir kadavraydı.  Öyle bir yok oluştu ki bu diktatörlerin kimyasal gazın ne miktarda öldürebileceğini Sovyet danışmanları ile tartışıp, hangi gazın kullanılması gerektiğini bile paylaşabildikleri ve Ali Mecid`in, Enfal devam edecektir, diyebilecek kadar pervasizlaşabildiği bir dönemdi. Artik insana bile benzemeyen biz; ötekileşmiş, yokedilmiş ve canavara dönüştürülmüştük. Hak hukuk talep ettiklerimiz insandı, müslümandı, dünyalıydı; peki biz neydik?

Bazı Kürt çevrelerinin kardeş bildiği Türkiye, Kürtçe konuştuğu için dağ Kürtlerini hapse tıktığı, köylerde babalarımızı kardeşlerimizi çırılcıplak halde kadınlarımızın gözü önünde sıra dayağına çektikleri, hapishanelerde sadece bakışarak konuşan ana-ogulların dramlarını yaşatırken biz Kürtlere; Bulgaristan’daki soydaşlarının kendilerinin hazirladığı alfabeyi kullanmalarını  ve de değiştilmiş Türkçe yer isimlerin  tekrar iade edilmesi konusunda baskı yaptıklarını öğlece izliyorduk!

Yaşam hakkımızı elimizden alanların, insanlık onurumuzu ciğneyenlerin, bizi yokedilişe mahkum edenlerin, kader deyip şeytanın çocukları damgasını alnımıza çakanların; tarihiyle, sosyolojisiyle, toplumsal psikolojisiyle, kitapla, sinemayla, bilimsel çalışmalarla oyunlarını ifşa edip; dünyaya ve insanlığa anlatacak olan yine biz geleceğin vicdanlı Kürtleri, insani Kürtleri; varoluşlarındaki büyük mücadeleyi anlatacak olan hayali ülkenin görünmez ruhları değil… Özgür ve Bağımsız Kürdistan`nın özgür düşünceyi kutsayan kurum ve kuruluşlarıyla aydınlanmış bizler yapacağız.

Bu yazı toplam 20925 defa okunmuştur
@mehmet yıldız
 // Ahmet Şoreş
Bütün ortadoğunun, kafkasların yükü hiç bir hakkı olmayan, kendi can derdinde olan Kürtlere mi kaldı!? Buda vicdansızlığın ve halkının özgürlüğü uğruna canını veren gerilalara saygısızlığın başka bir türüdür, bilesiniz!
Kürtlerin özgürlüğü, bahsini ettiğin halklırın biraz olsun umrunda bile değil....
04 Nisan 2013 Perşembe 21:39
İRANDAKİ YURTSEVER KÜRTLER
 // FADIL FADIL FADIL
Çocuklarının idam edileceğini öğrenen Muradi kardeşlerin annesi başta Kürtlere olmak üzere uluslararası kamuoyunun duyarlı olmasını ve cezanın engellenmesi için harekete geçilmesini istedi. İdam cezalarının onaylanmasının ardından Muradi kardeşler ise geçtiğimiz Aralık ayında kaleme aldıkları bir mektupta şu çağrı yapmışlardı:

"Cezaevi yönetimi bize halkın önünde idam edileceğimizi bildirdi. Çok ağır işkenceler altındayız. İşkenceyle hiç yapmadığımız suçları bize kabul ettirdiler, zorla belgeler imzalattırdılar. Kürtlerin ve dünya kamuoyunun bir an önce harekete geçmesini istiyoruz."......
07 Ocak 2013 Pazartesi 02:51
ORTADĞU ANADOLU KÜRTLERLE ÖZGÜRLEŞECEK
 // mehmet YILDIZ
sanmayınki özgürlük mücadelesi sadece kürtler içindir bu mücadele topyekün orta dogu ve anadolu içindir başka lafa gerek yok ,hatta kafkaslar içindir bunu her kes aklının ucuna yazsın....
06 Ocak 2013 Pazar 17:03