Mustafa Acar

Tarihte Devletin Kürtleri İnkâr Politikası

09 Eylül 2013 Pazartesi 12:49

Tanzimat döneminin Valisi Vecihi Paşa: "Kürtler beyinsiz adamlar oldukları için, bunlara sadık insanlar denilemeyeceği gibi, devlete muhalefetleri de söz konusu olamaz; böyle bir şey yapmak zaten ellerinden gelmez." (Ahmet Kardam; Cizre-Bohtan Beyi Bedirhan, s. 154).

Anadolu ordusu komutanı Osman Paşa’nın 1847 tarihli raporundan: "Bedirhan ve diğer Kürt ileri gelenleri “öteden beri bu civarda çevreleri geniş kişiler oldukları gibi, çoğu Kürt taifesi de dört ayaklılar gibi olduklarından ve sözü geçen kişilerin eşkıyalığa sevk edici sözlerinin peşinden gidip onların yerini alacaklarından, diyelim 20 sene sonra içlerinden biri affedilip bu semtlere gelecek olsa, akılsız Kürdistan ortamında çeşitli karışıklıklar yaşanabilir." (ibid. 374).

1937 Dersim Harekâtında Jandarma Genel Komutanlığı’nın “gizli ve zata mahsus” raporundan: “Dersim halkı cahildir. Eşkıyalık ruhu hâkimdir. Geçim zorluğu içindeki ilkel halk seyitlerin, aşiret reislerinin esiri durumundadır. Bu nedenle bu insanları Batı Anadolu’ya nakletmek gerekmektedir” (ibid. 375).

CHP’nin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın gizli genelgesinden: "Kıyafetin, şarkıların, oyunların, düğün ve cemiyet adet ve ananelerinin de milliyet ve ırk hislerini daima uyanık tutan ve cemaatleri mazilerine bağlayan rabıtalar olduğu unutulmamalı, binaenaleyh lehçeyle beraber bu gibi aykırı adetleri de fena ve zararlı görmek ve bilhassa göstermek; Kürtlere  evlerinde ve aralarında Türkçe konuşturmak ve öz yüreklerinden kendilerine Türküm dedirtmek, hülasa dillerini, adetlerini ve dileklerini Türk yapmak, Türk tarihine ve bahtına bağlamak her Türk’e teveccüh eden milli ve mühim bir vazifedir." (“Anti-Kürdolojiden Kürdolojiye Giden Yol ve İsmail Beşikçi”, İsmail Beşikçi, Barış Ünlü-Ozan Değer (der.) içinde, s.73)

1960 askeri darbesinin lideri Cemal Gürsel’in Diyarbakır konuşmasından:  “Size Kürt diyenin yüzüne tükürün!” 

Tek parti diktatörlüğünden, askeri darbelerden ve Kürdistan’daki kirli savaşta 40 bin insan öldükten sonraki resmi söylem (Yıl 2012):

Roboski katliamından sonra Başbakan Tayyip Erdoğan: "Medyaya rağmen Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesine teşekkür ediyorum."

Tayyip Erdoğan: "Uludere'dekiler sivildi demek beyin yıkamadır."

Tayyip Erdoğan’ın 2012’de Elazığ konuşmasından:  “Bunların Yaradan ile zaten ilgisi yok. Bu teröristlerin yeri belli, bunlar Zerdüşt. İşte şimdi kendileri açıklıyor, Yezidilikten bahsediyorlar. Bak neler çıkıyor, neler. Onlardan öğreniyoruz, bu tür ayinleri yapıyorlar.”

Erdoğan (yıl 2013): " Bizden resmi olarak anadilde bir eğitim beklerseniz, bunu bizden beklemeyin. Çünkü Türkiye'nin resmi dili Türkçedir. Bizden, birileri akıldanelik yapmak suretiyle terör örgütüyle görüşme talebinde bulunurlarsa kusura bakmasınlar, bizim terör örgütü ile görüşme gibi bir fantazimiz yok."

Türk devlet geleneğinin resmi söyleminde Kürd halkının yeri yukarıdaki alıntılardan ibarettir. Fazlası vardır; azı yoktur. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e devletin Kürdü inkâr çalışmaları sınır tanımamıştır.

Kürdün diline, şarkısına, düğününe, geleneğine bile tahammül edemeyen bu anlayışın, Türk halkına devlet eliyle nasıl aşılandığı iyi irdelenmelidir.

Ahmet Kardam’ın vurguladığı gibi, Kürtlerin inkârı Cumhuriyet rejimiyle başlamamıştır. Bu devlet, Tanzimat döneminden beri Kürt halkına aynı gözle bakmakta, “sorun” olarak gördüğü bu halkla yüzleşmek ve resmen tanımak yerine, ondan kurtulmayı tercih etmektedir.

Devlet, yaklaşık 150 yıldır Kürtleri aşağılamakta ve Kürt kimliği hakkında halkını da yanlış bilgilendirmektedir.

Türk toplumundaki Kürtlere yönelik derin, adeta hücrelerine kadar işlemiş ırkçı önyargının kökleri Osmanlının son zamanlarına kadar dayanmakla birlikte, özellikle İttihat ve Terakki döneminde yoğun olarak tohumları atılmaya başlanmıştır.

Konuyla ilgili Kürt araştırmacı Malmisanij’in “Anti-Kürdoloji” ve “Gizli Kürdoloji” tanımları önemlidir. (“Anti-Kürdolojiden Kürdolojiye Giden Yol ve İsmail Beşikçi”, İsmail Beşikçi, Barış Ünlü-Ozan Değer (der.) içinde).

Anti-Kürdoloji, devletin Türk yurttaşları için hazırladığı, tarihsel gerçeklerden uzak çalışmaları tanımlarken; yine devletin üst düzey yöneticilerinin bilgilenmek ve gerekli politikaları geliştirmek amacıyla yaptırdıkları fakat toplumdan gizli tuttukları çalışmaları ise “gizli Kürdoloji” ifadesiyle tarif etmektedir.

Yani devlet, elbette ki sınırları içinde yaşayan; diliyle, kimliğiyle ayrı ve özgün bir halkın var olduğunu ve bu halkın kendine ait bir kültürü ve tarihi olduğunu biliyordu. Bunun için yabancı araştırmacıların yaptığı çalışmaları Türkçeye tercüme ettirip inceliyor, politikalarını oluştururken onlardan besleniyor; fakat sıra kendi halkını bilgilendirmeye gelince; bu çalışmaları hem saklıyor, hem de halkına tarihsel gerçekler yerine bilim dışı safsatalarla Kürtleri olabildiğince yok saymayı - bunun mümkün olmadığı durumlarda ise- aşağılamayı öğretiyordu.

Birkaç önemli örnek için yine M. Malmisanij’e kulak verin:

İttihat ve Terakki döneminde Kürtlerin asimilasyonunu görev bellemiş esas kurum, Aşair ve Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesi’dir (Aşiretler ve Muhacirler Genel Müdürlüğü).

Kürtlerle ilgili birçok kitap yazan Naci İsmail [Pelister], aynı zamanda yüz binlerce Kürdü Kürdistan’dan zorla göç ettiren bu müdürlükte çalışmaktadır.

Yazdığı kitaplardan birinin adı Kürtler: Tarihi ve İctimai Tedkikat’tır. Fakat kitabın yazarı olarak kendisini değil, Berlin Şark Akademisi’nde çalıştığı belirtilen “Doktor Friç” i gösterir. Sahtekârlık bununla da bitmez: “Doktor Friç” diye biri aslında yoktur!

Gerçekte var olmayan bir kişinin adıyla yazılan bu kitaptaki bazı bilgiler şu şekildedir: “Kürtçe’nin ihyası mümkün değildir”, “Kürtçe sözlüklerde geçen kelimelerin bile sadece yüzde 3’ü Kürtçedir”, “Kürt’lerin masalları da kendilerine ait değildir”, “bu kavim geçmişte de önemli bir rol oynamamıştır” v.s.

Bu kitap cumhuriyet tarihi boyunca varlıklarını Kürtleri imha ve inkâr etmeye adamış Türk yetkililerin en çok danıştıkları kitap haline gelir: Hatta İsmail Beşikçi’nin bilimsel eserlerini çürütmeye heves eden devletin savcıları sürekli bu kitabı referans almıştır.

“Dr Friç”, ünlü savcı Nuh Mete Yüksel’in de İsmail Beşikçi’ye karşı kullandığı inkâr kitabıdır. Bu sefer yıl 1992’dir ama konu yine aynıdır: Kürtçe’nin 30 kelimelik bir dil olduğu yalanı.

Yıllar geçer, Yüksel’in Kürtçeyi aşağılama tutkusu geçmez. “Dr. Friç” aşkı 2002’de de devam eder.

Kürtçe’nin bir üniversite programı olmasına karşı çıkarken kullandığı kaynak yine olmayan Dr. Friç’in “Kürtçe ve 300 kelime” masalıdır.

M. Malmisanij’in deyimiyle,  “Dr. Friç örneği, hem uyduruk resmi kaynakların nasıl üretildiğini, hem de bunların hangi bağlamda kullanılabildiğini gösteren ibret alınacak bir örnektir” (“Anti-Kürdolojiden Kürdolojiye Giden Yol ve İsmail Beşikçi,” s. 80).

Dili ve kültürü, mensubu olduğu devlet tarafından bu kadar aşağılanan başka bir halk dünya üzerinde mevcut mudur?

Bu durumun yaşanmasında, risk almaktan ve bu meselenin özüne dokunmaktan imtina eden akademinin de payı büyüktür. Kürdistan’ın sosyolojisi üzerine yapılan çalışmalarda ipi göğüsleyen şüphesiz ki İsmail Beşikçi olmuştur. Beşikçi, bütün bir akademinin yapması gerekeni tek başına yapmış, bütün engellere rağmen hakikati dillendirmekten vazgeçmemiş, mazlum bir halk için 17 yılını cezaevinde geçirmiştir.

Kürt ve Türk halklarına dayatılan bir diğer kitap ise, yazarı da bir Kürt olan ve 1983’te Kenan Evren’in uğruna bir anıt mezar yaptırdığı M. Şerif Fırat’ın yazdığı Doğu İlleri ve Varto Tarihi’dir. Fırat, bu kitapta doğu illerinin dünyanın kuruluşundan beri Türk’ün öz vatanı olduğundan bahsetmektedir. Kendi deyimiyle Kürtlerin bir an önce o “arkaik dillerini terk etmeleri kendilerinin hayrınadır” ve “bu dağlı Türk kardeşlerimiz kendilerinin ulu soylarına yakışmayan ve bugün hiçbir kıymet ve mana ifade etmeyen bu söz yığını dilleri söküp atmalıdırlar”. Türk Devleti, Anti-Kürdoloji çalışmaları kapsamında Kürtlüğü inkâr ve imha etmek için devşirme yazarların safsatalarının gölgesine sığınmıştır.

Türk devletinin yöneticileri,  insanların zihnini bu bilim dışı söylemle zehirlerken, kendileri için “Gizli Kürdoloji” kapsamında, bilimsel kitapları tercüme ettirmiş fakat halkın erişimine kapalı tutmuştur. Örneğin, Bayar ve Menderes Nikitin’in Les Kurds kitabını, TRT ise the Kurds ismini taşıyan başka bir çalışmayı Türkçe’ye çevirtmiş fakat yayınlatmayıp damgalı bir rapor olarak gizlemeyi tercih etmiştir.

AKP hükümeti döneminde Başbakan Erdoğan’ın “ustaca” yaptığı üstü örtülü Anti-Kürdoloji de dikkate değerdir. Erdoğan sürekli, geçmişteki hükümetlerden farklı olarak Kürt kimliğini tanıdığını öne sürmekte, fakat bunu bireysel hakların ötesine taşımamak konusunda titiz davranmaktır. Aslında Erdoğan’ın yaptığı da bir Anti-Kürdolojiden farksızdır.

Erdoğan’ın Kürtlere sürekli “terörle aranıza mesafe koyun”, “silahı bırakın, tamam kurs açmanıza izin vereceğiz” gibi küçültücü, aşağılayıcı ifadeleri, rejimin özündeki anti-Kürt zihniyetinden kopmadığının göstergesidir.

Erdoğan önderliğindeki AKP hükümetinin Kürtlerden beklentisi şudur: “Ulusal talepte bulunma, hatta ‘Kürt Ulusu’ndan bahsedeyim bile deme ama ‘Kürt kardeşim’ ol, hem beni ‘demokrat’ göster hem de ihaleleri kap ve palazlan!”

Bu zihniyetin, hükümetin iddia ettiği  “ileri demokrasi” kavramıyla kuşkusuz ki uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Yani 150 yıldır Kürtleri, "cin soylu, geri, cahil" diye nitelendiren Anti-Kürdoloji aslında bugün de devam ediyor. Çünkü Kürtlerin öz yönetim ve anadilde eğitim hakkını tanımayan bir hükümet, Kürtleri hala “geri ve cahil” görüyor demektir.

Kürtler hala kendi dillerini konuşma ve her halk gibi ilkokuldan üniversiteye özgürce kullanma hakkı için mücadelesini sürdürüyor.

Fakat bu denli ırkçı ve ayrımcı bir zihniyetin hüküm sürdüğü Türk rejiminden, en temel insan haklarını bile beklemenin bir hayal olduğu ve mücadelenin ancak hak ve özgürlüklerin Türk rejimi dâhil bütün dünyaya dayatılarak kazanılabileceği açıktır. 

Bu yazı toplam 21423 defa okunmuştur
o foto
 // undestra
haberin fotosu oldukça tarihi bir foto. o foto kürt tarihinde belki asla unutulmayacak. dilimize ve kültürümüze uygulanan asimilasyonun en büyük kanıtı olarak kürt tarih kitaplarında yerini alacaktır...
10 Eylül 2013 Salı 08:42
dr.fric masali
 // mesude hevsel
sewgili mustafa acar- önemli bu messssellleler iyiki yazmissin.Baskenti Berlin olan yerde masallariyla ün salmis Grimm kardesler war pek uzun yillar masala olan sewdamdan dolayi saygi ile okudum grimm kardesleri.süphe hücrelerim gelip gitsede subjektiv bakis dedim gecistirdim.KAWIM KÜRDISTANIM SENDEN ASLA SÜPHELENMEDIM.
ölmüs olan okuma hewesim belki canlanir. yüksekova-haberdeyiz yilmaz erdogani analim burada ne güzel demisti;....bu darbi mesel, bu cürmü masal....warmis doktorali cürmü fric meseli......
10 Eylül 2013 Salı 01:26
oldu ama olmadı bu vatanın evladına ...!!!!
 // ez kurdem
heeey bu vatanın evladı sen belliki gözünle görmedn kulaklarınla duymadın bir takım acıyı sıkntıyı ezlmeyi yüreğnde yaşamadın bence sen önce git araştır bol bol ve anlyarak geçmişte olan bitenleri oku ondan sonra yorum yap bence şuan yazdığın yorumuna kendn bile inanamycksn ve bir takım şeylerede içten katlp hak verecen ......
09 Eylül 2013 Pazartesi 21:38