Necip Çapraz

"HAKKARİ DEDİKLERİ"

2001-05-19 22:17:15

HAKKARİ’DE KAYBOLAN DEĞER

Doğudan yükselen güneşin batıyı aydınlatmasına inat. “Hakkari Dedikleri” kitabının yazarı Selahattin Şimşek 5 Mayıs 1960’ta Milli Eğitim Müfettişi olarak gitiği Dağlıca (Oramar) mıntıkasında hayatında hayatını Dağlıca çayı (Çemi Şin)’nın baharla coşan azgın sularında kaybedinceye kadar, eğitimsiz okulsuz Hakkari’li çocuklu kendi çabası ve bilgisiyle aydınlatmaya çalıştı.
Kitabının 68. sayfasında “Doğuya Işık” makalesinde Hakkari İlini 41 yıl öngce birçok yönüyle anlatıyor. Makalenin ilk paragrafında “ Güneşin doğudan doğduğuna bakmayın siz. Işığı batıyadır onun. Doğu karanlıklara gömülü. Yeni yeni, sağından solundan zorlanıyor karanlıklar. Kımıldayacağı yok. Öyle oturmuş ki toprağa, yapılan zorlamalar, tutulan ışıklar zayıf kalıyor yanında. İnsafsızca yutuyor batıdan gelenleri. Çünkü gelenler damla damla, ya da tek bir kanaldan zayıf akıyor.” Diyor ve yine makalenin devamında ki sayfa 80’de; “Buralardan kaçmayan. Her türlü yokluğa, hanımlarıyla beraber, karşı koyarak yaşayan gene ordu mensuplarını görüyoruz. Türk aydını olarak, en ücra köşelerde onları buluyoruz. “ şark hizmetidir, sıramızı savuyoruz” diyorlar. Bunlardan sonra daha çetin şartlarda çalışan öğremenler gelir. Subaylar şark sırası savuyorlar, hiç olmazsa yiyecek, giyecek sıkıntısı çekmiyorlar. Maaşları da zararsız denebilir. Ya öğretmenler? “ diyor. Değişen ne az şey var o günlerden bu güne, ne dersiniz?

İşte o yılardan günümüze değişmeyenlerden başka örnekler: sayfa 47’de “ Derman” adlı makalesinin ilk paragrafında; “… hemen her köyde ilk ve çok duyduğumuz bir sözcüktür bu: “Derman” hele şöyle bir şatafatlı girerseniz köye, örneğin Jeeple ya da iyi bir ata binip arkanızda birkaç yedekçiyle, daha ilk anda sarılırsınız. Salt köyün ağasıyla muhtarı “ hoş geldin” eder: ardından, éderman heye?” (ilaç var mı?)” lar uzar. Çok sorulan bir soru, diyor. Sayfa 17’de “alışmak” adlı makalesinde de “ ağustosa doğru sökün eder gelen gidenler. Mendiller sallanır gidenin ardından Sümbül Dağı’na doğru. Ve iki damla gözyaşı, onu hak etmişse giden… “ halkla bütünleşen ve halka hizmet eden, sevgiyle hizmet anlayışını birleştiren insanlara karşı Hakkari’lilerin ne kadar vefalı olduğunu gösteriyor. Sayfa 57’de “Oy DağLlar” adlı makalesinin 3. ve 4. paragrafında ise “ Berisi dağ, ilerisi dağ… evvel zaman içinde bir dağ kralı oturmuş Yüksekova taraflarına. Şimdi ki Ciloların yakınına. Bir el etmiş, bir emir çekmiş tüm dağlara. Toplanmış buraya onlarca dağlar. Bir daha dağıtmak ne mümkün. "

"…Koyun koyuna yaşıyorlar… İç içe girmişler. Geçit vermez olmuşlar… Yabanıl hayvanlarla dostluk kurmuşlar. Bulutları kuşak gibi bellerine dolamışlar. Başlarında ak bir örtü; yaz-kış değişmez. Enginlere yağmur yağarken, kar düşer yükseklere…” Hakkari ilinin dağların kenti olduğunu bizlere yıllar önce verilen bir mesaj olarak tarihe geçiyor.
Başka bir makalesinde ise görülen her eksikliklerde “ yukarıya yazdık” deniliyormuş. Bunun adına şimdilerde “programa aldık” deniliyor. Tabii ki 41 yıl önceden bu güne çok şey değişti ancak gelişen dünya normlarına göre Hakkari yine sıkıntılar yumağı olarak sıralamada ki yerini koruyor.
Kırk bir yıl önce Mayıs ayında “İlimizde kaybolan değer” Şehit Selahattin Şimşek’i rahmetle anıyoruz.


PAŞAYA ESNAFTAN TEŞEKKÜR
KÖYLÜLERDEN RİCA

Son günlerde hafta sonları çarşıya çıkan askeri personelin sayısında görülen artış, bu ekonomik krizde esnafı bir hayli memnun etti. Esnafların haber merkezimizi telefonlarla arayarak veya yüzyüze yaptıkları teşekkür mesajlarına, Yüksekova Esnaf ve Sanatkarlar odası başkanı İrfan Sarı’da aynı dileklerle katıldığını bildirdi.

Yüksekova Tümen Komutanı Tümgeneral  Yalçın Ataman’a asnafların teşekkürüne karşın, köylülerin de, özellikle dağlık alanlarda ki meralarında koyunlarını otlatma iznine dair ricaları var. Henüz güvenlik nedeniyle serbest edilmemiş bölgelerin tamamen olmazsa bile kısmen serbest edilmesi ricasını gazetemiz vasıtasıyla paşamıza iletiyoruz. Özellikle artık biçenek ve ekili arazilerin yoğun olduğu dönemlerde zaten bitme noktasına gelen hayvancığın, yeniden canlandırılması açısından mevcut sürülen dağlık arazilerde otlatılması zaruridir.

DAĞLICA’DA YOLSUZ MAHALLE

Yüksekova’nın Dağlıca köyü yaklaşık 1000 nüfusa sahip. Fakat bu nüfusun yarısından fazlasının yaklaşık 2 km’lik yolu yok. Yaz-kış tüm ihtiyaçlarını, ya kendileri sağlıyor veya at sırtında taşımak suretiyle gideriyorlar. Özellikle kışın bu sorun tüm yakıcığıyla ortaya çıkıyor. 2000’li yılları geride bıraktığımız bu milenyum çağında normal iletişim imkanlarından yararlanamıyorlar. Sağlık ocağında doktor ve hemşire bulunmamakta. Merhum Selahatin Şimşek’in “Hakkari Dedikleri” adlı kitabında, o dönemlerde belirttiği gibi “yukarıya yazdık” veya şimdilerde “programa aldık” mı acaba? Milli Eğitim Müfettişleri'nin 41 yıl önce at sırtında gittikleri ülkemizin sınır köyü Dağlıca’ya, Sağlık İl Müdürü, Köy Hizmetleri İl Müdürü, İl Milli eğitim Müdürü, Telekom Müdürü, bilmem ne müdürü, ne zaman arabasına binip “oraya” gidecekler? Orada insanlar yaşıyor, askeri birlikler var, öğretmenler var, birileri neden gitmiyor? Neden Dağlıca(Oramar)’da bu kadar fazla “yok” var?

Bu yazı toplam 3152 defa okunmuştur