Necip Çapraz

Çözüm üretelim

15 Aralık 2009 Salı 00:44

DTP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması Türkiye genelinde şok etkisi yarattı.

Şok dalgası Türkiye ve dünya ülkelerinde hızla yayılıyor.

Ülke genelinde sivil itaatsizlik gösterileri can yakıcı bir şekilde devam ediyor.

Bu güne kadar iktidar partisi dahil hiçbir siyasi parti tarafından tansiyonu düşürücü açıklama olmadı.

Kapatılan DTP genel başkanı Ahmet Türk’ten başka kimse ılımlı mesaj vermedi.

Hepsi malumu savunmak babında halen ortamı germeye devam ediyor.

Türkiye, meclisin siyasi tablosunda en renkli, en demokrat, en barışçıl ve çalışkan partisini kaybetti.

Demokratik yaşamın en önemli aktörünü kaybeden seçmenler kendilerinin cezalandırıldığını var sayarak, kimisi üzüntüden evinden çıkmayarak, kimisi ağlayarak, kimisi sokağa çıkıp gösterirlere katılarak yoğunlaşan duygularını dışa vuruyor.

Şokun etkisiyle bu kararın etkisinden kurtulmaya çalışıyor.

Kapatılma kararını bir türlü hazmedemeyen DTP seçmeni gösterilerine daha uzun süre devam edeceğinin sinyalini veriyor.

Siyaseten dışlanan, hor görülen, halen yüzlerce üyesi tutuklu olan, linç edilen partinin üyelerini durdurmaya, sakin olmaya çağıran bir güç de yok ortada…

Bu sahne futbol maçında haksız yere hakemin verdiği kırmızı kartla oyun dışına atılan bir futbolcu ve o futbolcunun bağlı olduğu takımın psikolojisiyle seyircisinin sahada ne var ne yoksa kırıp dağıtan, hakeme güvenlik güçlerine ve rakip takımın seyircisine saldıran bir sahneyi andırıyor.

Öyle ya hakem rakip takımın lehine karar vererek futbolcu ve seyircileri tahrik etmiştir.

Bu ruh haliyle Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararının detayları üzerinde tartışmalar devam ediyor. Ortaya çıkan eksikler görüldükten sonra, bunun siyasete ve huzura bir darbe olduğu söylemeden edemiyor insan.

Ergenekon Çetesi’nin amaçlarına ve geçmişteki yaptıklarına bakarsanız benzerlik yok mu?

Ülke genelinde son günlerde açılıma rağmen, kapatılma gösterilerinin en yoğun yaşandığı illerde güvenlik mensuplarının da gösterilerinin yoğunlaşması üzerine aldıkları tedbirler şiddet içeriklidir.

Medya DTP’nin kapatılması, kapatılmanın arkasındaki gerekçeleri ve olası sonuçları üzerinde kafa yormuyor. Adeta kapatılan partinin seçmenlerinin gösterilerde karşılaştığı sert tedbirleri görmüyor.

Bir zamanlar, “komünizm gelecek ordu göreve” diye bağırıp 12 Eylül askeri darbesine davetiye çıkaranlar, bu gün ise, “ülke bölünüyor, Kürt devleti kurulacak” gibi söylemlerle Kürt düşmanlığı yapıyor. Halbuki bizzat Öcalan’nın söylediği bayrak, ülke bütünlüğü ve bu ülkenin kurucusu olan Atatürk ile ilgili bir sorunun olmadığını söylemlerinde görmekteyiz. Medyanın MHP’nin ve CHP’nin bu bölücülüğü üzerinde durması gerekmez mi?

TBMM, örgütsüz bırakılan halkın siyasi partisinin kapatılmasından sonra, siyasi yaşamda en önemli muhalefet partisinin dışlanması ile meclisinde artık yasallığının tartışılır hale geldiğini görmek ve bir an önce erken seçime gitmek olduğunu bilmelidir.

Meclisin seçime gitmeden önce mutlaka siyasi partiler yasasını,% 10’luk seçim barajının kaldırılması gibi insan hakları ve demokratik yaşamı düzenleyen kanunların düzeltilip seçime gidilmesi lazım. Medyanın bunun üzerine kafa yorması gerektiğine inanıyorum.

Hükümet 12 Eylül Darbe Anayasa'sını uyguluyor, polisleri sokağa dökmek marifetiyle sorunları çözmeyle, demokratik bir açılım yapmaya çalışılıyor. Bu uygulamalara bakıldığında, “Polis devleti mi oluyoruz?” sorusu akla gelmiyor mu, medya da buna hizmet etmiyor mu?

Çünkü kapatılma kararıyla başta Kürt, Türk ve tüm halkların, emekçilerin oyunu alan bir partinin seçimden siyasi darbe ile meclisten dışlanması karşısında uluslararası kamuoyu da kararını eleştiriyor.

Medya ve siyasiler görmezden geliyorsa da en ufak bir duygu kırılmasından adi bir vakadan dolayı sokaklarda Kürt-Türk çatışması yaşanıyor.

Açılım uğruna DTP’yi kurban eden AKP’nin de bu süreçten sonra halk tarafından imha edileceği gün gibi muhtemeldir…

DTP’yi kapatan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç 11–0 verdiği kararın çok tartışılmasına ve kamuoyunda kaosa neden olmasına rağmen, “vicdanım rahat” diyebiliyor.

Türkiye’yi kaosa sokan bu karardan sonra ülkeye verilen zararın farkında mı?

Verdikleri kararın kamuoyu vicdanını yaraladığını bilip, gece rahat uyuyabiliyor mu?

Verdikleri karardan ötürü onları yargılayacak bir makam yok mu?

Velhasıl, “bir deli bir kuyuya bir taş atmış, yüz tane akıllı bu taşı çıkaramamış” misali meydana gelen can ve cam sorununa bir çözüm aramak gerekir.

Başbakan Erdoğan'ın var olan tepkiyi bastırma amaçlı medyaya verdiği 'sansür' direktifi de talihsiz olup acizliğin göstergesidir.

Şiddeti istemeyen kesimlerin bir araya gelip halkı sakinleştirmesi ve demokrasinin önündeki bu engellerin kaldırılması için çözümü, şiddete yöneltmek dışında demokratik eylemlerle gerçekleştirmesi gerekir. Aklın duyguların önüne geçmesi gerektiği bir süreçte olduğumuzu düşünüyorum.

Şiddetle hiçbir şeyin hal olmayacağını kamuoyu ile paylaşmak lazım.

Bu konuda düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

1- Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kapatılan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve diğer partilerin genel başkanları ile acilen toplantı yapmalı, kamuoyuna şiddete son verilmesi ve demokrasi içinde sorunların çözüleceği sözünün yeniden dillendirilmeli.

2- Kapatılan DTP’nin vekilleri BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) içinde yeniden gurup kurması gerekliliği üzerinde halkın talebine uygun davranmalı.

3- İllerde, Belediye başkanları, eski DTP ilçe başkanları, il ve ilçe meclis üyeleri, STK ve muhtarların da bulunduğu huzur kurulları kurularak halkla diyaloglara önem verilmeli, mümkünse şiddet dışında demokratik hakların kullanılması ve kullanılmasına fırsat verilmeli.

4- Polisiye çözümlerle sorunların hal olmayacağı bilinmeli, hata yapan devlet görevlileri ile ilgili kanunlar, göstericilerde olduğu gibi süratle yerine getirilmeli.

5- Güvenlik güçlerinin silah kullanması karşısında birilerinin de eylemlerde silah kullanma ihtimali göz önünde bulundurulmalı.

Bu çalışmalara, gösterilerin en yoğun olduğu illerden bir olan Hakkari’den başlanması gerekiyor. Özellikle iyi niyetine inandığımız Hakkari Valisi Muammer Türker’in bir model üzerinde çalışmasını öneriyorum. Bunun için en kısa zamanda Vali, kaymakam ve belediye başkanları ile bir toplantının yapılmasını öneriyorum. Kitle psikolojisinin neler yapacağını hesaba katarak bir an evvel çalışmalara başlanması gerekiyor.

Değerli okurlar sizlerin de bu konu ile ilgili görüş ve düşüncelerinizi paylaşmanızı bekliyorum. Düşünceleriniz kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Barışı düşünmek ve barışı umud etmeniz dileği ile…

Bu yazı toplam 5054 defa okunmuştur
oNU bUNU bİLMEM
 // çAKIL tAŞI
bEN yeni partide yönetici olmak isterim :)) barış için......
18 Aralık 2009 Cuma 09:59
Erdogandami Yuksekova haberleri okuyor:)
 // kardesce yasamak
Basbakan Konyada verdigi konusmada benim yorumumun aynisini soylemis. Acaba oda mi bizim yorumlari okuyor:)
"Miili birlik ve kardeşlikten başka hiçbir kastımız yok. Ama bu ülkeyi milli birliğe ve kardeşliğe,huzura kavuşturmak istemeyen odaklar var. İçeride de var, dışarıda da var. Bakın 30 yıldır 300 milyar dolar kaynağımız terör yüzünden heba oldu. Bu sorun zamanında çözülebilseydi bu imkanlarla Türkiye neleri başarabilirdi? Bu kaynaklarla ne kadar yol, okul, baraj yapılabilirdi."...
18 Aralık 2009 Cuma 07:38
Bir tek cozum var
 // kardesce yasamak
Dogunun kalkinmasi...
Butun o simdiye kadar 30 senedir dis guclerin Turkiye uzerinde oynadiklari turlu oyunlarla 300 milyar dolara mal olan bu surecte yollar, fabrikalar, egitim , is, ev olanaklari yaratilsaydi simdi biz bu olaylari yasamiyor olacaktik. Fakat gec kalmis degiliz, zararin neresinden donsek kardir diye bir sozumuz vardir. Kurulacak yeni partinin odaklanacagi dogudaki halkimizin sesini, sorunlarini, kulturel insan haklarini duyurabilecek bir gucte olmasi. Boyle bir parti butun Turkiyeyi yaninda bulur....
17 Aralık 2009 Perşembe 21:47