İbrahim Genç

CHP: Ya barış ya çöküş

20 Mayıs 2013 Pazartesi 00:40

Kürtler tüm siyasal hareketleriyle ve Türk halkı da sessiz bir çoğunlukla barış sürecini desteklerken sorunun kaynağı ve sürdürücüsü olan CHP ve MHP gibi siyasal organizasyonlar olumsuz bir yaklaşım sergilemektedirler. MHP gibi düşünsel yönü zayıf, sadece slogan ve şoven pozisyonda olan kesimler; süreci okuma, anlama işine girişmeden baştan reddediyorlar. CHP gibi sosyal demokrat olma iddiasındaki elitist ve jakoben kesimlerse geçmişin alışkanlıklarıyla “halk bilmez biz biliriz” edasıyla soruna yaklaşıp idealist tutum sergilemektedir. Kendi içlerinde her ne kadar Kürt sorununun bir Hükümet sorunu değil, ülkenin sorunu olduğu dile getirilse de çözümün bir parçası olmak noktasında bir girişim görülmüyor. Bu da özellikle CHP’nin içindeki çelişkileri görünür kılıyor ve sürecin CHP’yi çözülmeye götürdüğü eleştirilerini beraberinde getiriyor.

Barış ve çözüm süreci başladıktan sonra CHP içindeki milletvekili, il ve ilçe örgütleri, yönetici kadrolarındaki istifalarına bakılırsa bu çözülmenin her geçen gün ivme kazanarak hızlandığını görebiliriz. Son iki haftadaki CHP içi çelişkilere ve istifalara bakmak bile barış sürecine sosyal demokrat kimliğine rağmen destek vermediği için CHP’nin nasıl eridiği fark edilebilir. Basına yansıdığı ve takip edebildiğim kadarıyla 6 Mayıs’ta CHP Şemdinli ilçe örgütü, barış sürecine destek olmadığı için ilçe başkanı ve yöneticileriyle CHP’den istifa edip BDP’ye geçti. 7 Mayıs’ta CHP’nin savaş yanlısı politikalarına anlam veremeyen CHP’li milletvekili ve yöneticilerinin imzaladığı metin gündeme geldi. 111 kişinin hazırladığı “Barış için Özgürlükçü Demokrasi” metnine aralarında Rıza Türmen, Sezgin Tanrıkulu, Hüseyin Aygün, Binnaz Toprak gibi kişilerin de olduğu 25 kişi imza attı. Bu metinde Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme talepleri dile getiriliyordu. Buna karşılık CHP’nin iflah olmaz ulusalcıları hemen ortak bir açıklama yaparak bunu onaylamadıklarını bildirdiler. Başta CHP İstanbul milletvekili Nur Serter’in olduğu grup bildiriyi “BDP-PKK-AKP tezlerine destek” metni olarak nitelendirip buna karşı çıkıyorlardı.

CHP kendi içinde böyle kaynarken kendi tabanından önemli bir yüzdelik de barış sürecine destek veriyordu. CHP ise bugün toplumun başına her türlü belayı getiren geçmiş alışkanlıklarını sürdürerek seçmenine rağmen barışı sabote etmeye çabalıyor. Oysa daha

Geçenlerde GENAR Araştırma Şirketi’nin yaptığı ankete göre sorunun savaşla değil, barış yoluyla çözülmesini isteyenlerin oranı % 89,6 olarak açıklanmıştı. Yine bu ankete barış sürecine sosyal demokratların % 62,1’i, Atatürkçülerin % 52,6’sı, Kemalistlerin % 50,8’i, laiklerin %49’u, milliyetçilerin % 57,5’i barış sürecine destek veriyordu. Ki bu oranlar, ölümlerin durup karşılıklı güvenin pekişmesiyle her geçen gün artıyor. Geçen haftalarda CHP’den istifa eden Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçe başkanı Kenan Karataş bile sürece destek için kurduğu Toplumsal Uzlaşı ve Barış Derneğiyle CHP’li seçmenin sürece desteğini bir iki gün önce “Yaptığımız toplantılar ve görüşmeler neticesinde edindiğimiz izlenim ve tespitlerimize göre de; halkımızın % 90’ının barış sürecine tam destek verdikleri yönünde olmuştur” sözleriyle dile getiriyordu.

CHP’nin kendi içindeki çelişkilerinin artması neticesinde son olarak CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir basın açıklaması yapma gereği duydu. Kılıçdaroğlu elindeki “Demokrasi, Hukuk ve Toplumsal Barış için CHP’nin Önerileri ve Öncelikleri” dosyasıyla kamuoyuna “yekahenk” bir görüntü vermek istediyse de  sadece kendi fikirsel tutarsızlıklarını sergilemiş oldu. Belki de en büyük değişiklik; CHP’nin yıllarca Kürt sorununu “Güneyoğu’nun geri kalmışlık” sorunu olarak gören tavrının değişmesiydi. Çünkü raporda Kürt sorunu “Eksik demokrasi, hak ihlalleri ve eşitsizliklerden beslenen bir sorun” olarak tanımlanıyordu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına bakıldığında kendini Öcalan-PKK karşıtlığında bir komplekse soktuğu hemen anlaşılıyordu. Her ne kadar Kürt sorununun kalıcı çözümü ifadesini kulansa da savaşla çözümün de yürütülmesi iması görülebiliyordu. Yine olmazsa olmaz olan anadilde eğitimle ilgili bir şeye değinmeyen Kılıçdaroğlu, açıklamalarıyla laf kalabalığı yapmanın ötesine gidemedi.

Sonuç olarak Dersim ’38 katliamıyla yüzleşemeyen bir CHP’nin Roboski katliamına duyarlı olması çok anlamlı durmamakta. Bu yüzden CHP bir an önce bu ülkenin başına bela ettiği tüm geçmiş fikir ve pratikleriyle yüzleşerek yarının demokratik cumhuriyetinin eşitlik temelinde kurulmasına destek vermelidir. Her ne kadar milliyetçilik, ulusalcılık ve jakobenlik CHP’yi eteğinden aşağıya çekse de CHP gerçek bir sosyal demokrat çizgiyi tutturabilmeli. Hatta daha da radikal değişiklere gidip adını bile değiştirme gücünü kendinde bulabilmelidir. Yoksa CHP, statükonun korumacılığını yapmaya devam ederek parti içinden istifalara neden olup günbegün eriyecektir. Şimdi CHP’nin daha net konuşması lazım. Koşulsuz bir barış mı yoksa amansız bir savaş mı?

Bu yazı toplam 6541 defa okunmuştur
chp ve mhp
 // barış
peki siz hiç hayatınızda gördünüzmü chp yada mhp bir toplumu barıştırmak için adım atmışlarmı yada bir asker cenazesine yada bir halk şenliğine HAYIR çünkü bunların düşüncesi savaş ve zorbalık nasılsa bunlardan bir şey gitmiyo devlet bahçeli türkiye yerle bir olsa senden ne gider ya kemal kılıçdaroğlu ondanda hiç bişey ama nlara inat bu süreç barış la sonlanacak demedi demeyin...
20 Mayıs 2013 Pazartesi 23:58