İrfan Sarı

İrfan Sarı

Okul saldırıları​

Okul saldırıları​

Bir çocuk öldürülmüş, çocuk sayılacak başka bir çocuk tarafından.

Bir tek tepki yok, ne iktidardan, ne bürokrasiden, ne savcıdan, ne hakimden...

Bu sessizlik tesadüf değil. Bu sessizlik, sistemin kendisidir.

Kapitalist düzenin çocuklara reva gördüğü hayat, daha en başından bir cinayet sahnesidir. Yoksulluğun, güvencesizliğin, eğitimsizliğin ve umutsuzluğun içine doğan iki çocuk… Biri öldüren, biri ölen. Biri “fail”, biri “mağdur” diye etiketlenir. Oysa ikisi de aynı cehennemin ürünüdür. Sistem, birini bıçak tutmaya, diğerini bıçağın altında ölmeye mahkûm eder.

Sonra da “okul saldırısı” başlığı atılıp unutulmaya bırakılıyor.

Sahi kim tutuklandı? Kimden hesap soruldu? Kim istifa etti?

İktidar susar. Çünkü konuşursa kendi yarattığı sefaleti itiraf etmek zorunda kalır. Bürokrasi susar. Çünkü yıllardır çocuk koruma sistemini, sosyal hizmetleri, ücretsiz ve nitelikli eğitimi bütçe kalemlerinde “masraf” diye silip atmıştır. Savcı susar, hakim susar. Çünkü adalet mekanizması, sınıfsal eşitsizliği yeniden üreten bir aparat olmaktan başka bir şey değildir. Zengin çocuğu “tedbir” alır, yoksul çocuğu “suça sürüklenen” diye dosyalar.

Biri rehabilitasyon merkezine, diğeri cezaevi koridorlarına gönderilir.

Peki muhalefet?

Muhalefet de susmaz aslında. Tam tersine, bol bol konuşur. “Bu kabul edilemez”, “soruşturma açılsın”, “çocuk koruma sistemi güçlendirilsin”, “sosyal hizmetler yaygınlaştırılsın” der. Meclis’te araştırma önergesi verir, basın açıklaması yapar, sosyal medyada hashtag açar. Bazen “cezalar yetersiz” diye popülist bir tona kayar, bazen “önleme ve rehabilitasyon esas alınmalı” diyerek daha “ilerici” bir dil kullanır.

Okul girişlerine x ray bırakılsın, özel güvenlik bırakılsın, polis güvenliği sağlasın şeklinde güvenlikçi politikalar önermeleri gelişir.

Kimse silaha erişim engellensin demiyor! Çocuğun elinde silah ne geziyor? Cebinde veya çantasında bıçağın ne işi var demiyor?

Ama muhalefetin bakışı, sistemin sınırları içinde kalmaya mahkûmdur. Çocuk cinayetlerini “yönetim zafiyeti”, “ihmal”, “kötü uygulamalar” olarak görür. Kökü ise asla sormaz. Yoksulluğu üreten üretim ilişkilerini, sınıfsal eşitsizliği, kapitalizmin çocukları nasıl birbirine düşürdüğünü konuşmaz. Çözüm olarak daha iyi yasalar, daha fazla sosyal hizmet personeli, daha etkin denetim önerir. Yani sistemin kendisini değil, sistemin “kötü yönetilmesini” eleştirir.

Bu, reformizmin klasik tuzağıdır. Muhalefet, çocukları öldüren düzeni sorgulamak yerine, o düzeni “daha insancıl” hale getirmeyi vaat eder. Oysa aynı muhalefet, iktidara geldiğinde de aynı bütçe önceliklerini, aynı piyasa mantığını, aynı sınıfsal ayrıcalıkları korumaya devam eder. Çünkü onun ufku da burjuva demokrasisinin ufkudur.

Radikal sol bakış, bu cinayeti “ahlaki çürüme” ya da “aile içi sorun” diye geçiştirmez. Bu cinayet, neoliberal dönüşümün çocuklar üzerindeki doğrudan sonucudur. Ailelerin parçalandığı, babaların işsiz kaldığı, annelerin üç işte birden çalışmak zorunda bırakıldığı, okulların fabrikaya, öğretmenlerin memura dönüştürüldüğü bir ülkede çocuklar birbirini öldürür. Çünkü sistem onlara başka bir şey öğretmemiştir: rekabet, şiddet, hayatta kalma. Dayanışmayı, eşitliği, kolektif umudu sistematik olarak yok etmiştir.

Ve en tehlikelisi: Bu ölümler münferit değildir. Her yıl onlarca çocuk akran şiddetiyle, ihmal sonucu, yoksulluğun doğrudan ya da dolaylı sonucu olarak toprağa düşer. Her seferinde aynı senaryo oynanır. Medya bir-iki gün bağırır, iktidar “duyarlıyız” der, muhalefet “soruşturma açılsın” diye tiwit atar, sonra herkes unutur. Unutmak, sistemin en etkili silahıdır. Unutturmak ise iktidarın.

Biz unutmayacağız.

Bu çocukların kanı, sermayenin kâr hanesine yazılmıştır. Bu çocukların sessizliği, sınıfsal adaletsizliğin en çıplak ifadesidir. Çözüm, “cezaları artıralım” diye bağıran popülist gürültüde değildir. Çözüm, muhalefetin önerdiği “daha iyi yönetim” formüllerinde de değildir. Çözüm, çocukları suça iten ekonomik ve sosyal koşulları ortadan kaldırmaktır. Ücretsiz, bilimsel ve eşit eğitim; her çocuğa güvenceli barınma, sağlık ve beslenme hakkı; yoksulluğu üreten üretim ilişkilerinin kökten dönüştürülmesidir…

Bir çocuk öldüğünde, yalnızca bir aile yıkılmaz. Bütün bir neslin umudu gömülür.

Ve o umut, bu düzen ayakta kaldığı sürece yeniden filizlenemez.

Bu sessizliği bozmak, yalnızca yas tutmak değil, isyan etmektir.

Çocuklar ölmesin diye değil, çocuklar yaşasın diye.

Ve yaşamak için, bu düzeni yıkmak gerektiğini artık herkesin görmesi için.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İrfan Sarı Arşivi