Necip Abi’den geriye kalan
“Onu hatırlarken mesleğe verdiği değeri özellikle anmak gerekiyor. Çünkü Necip Abi için gazetecilik, yapılması gereken bir işten daha fazlasıydı”
Semra Aktan yazdı
Necip Abi’yle iki yıl Yüksekova Haber’de çalıştım. O dönemden aklımda kalan çok sayıda haber, haber telaşı ve birlikte çalıştığımız günler var. Ama yıllar geçtikçe bazı anlar diğerlerinin önüne çıkıyor. Bir de insanın mesleğe bakışını değiştiren birkaç cümle…
Bunlardan biri, bir gün habere gittikten yaklaşık yarım saat sonra geri dönmemle başladı.
“Necip Abi, sahada haber değeri taşıyan hiçbir şey bulamadım” dedim.
Bana kızmaktan çok, gazeteciliği nasıl gördüğünü anlatan bir cevap verdi:
“Bir gazeteci sahadan hiçbir zaman eli boş dönmemeli. Hiçbir şey bulamasan bile yoldan geçen bir kadının derdini dinlesen bin başlık çıkar hayatından. Gazetecilik bahane kabul etmez.”
O cümle, Necip Abi’nin gazeteciliğe yaklaşımını anlatan en net anılardan biri olarak kaldı bende.
Onun için haber, yalnızca önceden belirlenmiş bir gündemi takip etmek değildi. Sokağa çıkmak, insanları dinlemek, ayrıntıyı fark etmek ve gündelik hayatın içindeki hikâyeyi bulmaktı. Bir haber için gidip başka bir haberle dönmek, hatta bazen sadece bir insanın derdini dinlemek bile gazetecilikti.
Yüksekova gibi her günün başka bir gündemle başladığı, siyasi ve toplumsal gelişmelerin hayatın tam ortasında yaşandığı bir yerde gazetecilik yapanlar için bunun ayrı bir anlamı vardı. Necip Abi de bu şehrin haberlerini sadece takip eden değil, uzun yıllar boyunca onun gündelik hayatına tanıklık eden gazetecilerden biriydi.
Onu hatırlarken mesleğe verdiği değeri özellikle anmak gerekiyor. Çünkü Necip Abi için gazetecilik, yapılması gereken bir işten daha fazlasıydı. Haber peşinde olmak, insanlarla konuşmak, soru sormak ve gördüğünün arkasındaki hikâyeyi anlamaya çalışmak onun çalışma biçimiydi.
Bununla birlikte, Necip Abi’yi sadece gazeteciliği üzerinden hatırlamak da eksik olur.
Kız kardeşi Sibel’i çok sevdiğini bilirdim. Hatta bazen çocuklarından bile daha fazla Sibel’i seviyor diye düşünürdüm.
Sibel, Yüksekova’da sokağa çıkma yasağının ilan edilmesinden önce kentte akşam saatlerinde yapılan gürültü eylemleri sırasında yaralanan vatandaşlardan biriydi. Hastanede hep birlikte bekliyorduk. Sibel’in hayati riski devam ediyordu.
Tam o sırada televizyonlarda son dakika olarak Tahir Elçi’nin vurulduğu haberi geçti.
Hastane koridorunda oturan Necip Abi bir süre sonra,
“Tahir Elçi bana Sibel’i unutturdu” dedi.
Ardından sandalyeye oturup ağladı.
Bu anıyı bugün hatırladığımda, Necip Abi’nin gazeteciliğe olduğu gibi halkına, halkının sorunlarına da ne kadar bağlı ve ilgili olduğunu düşünmeden edemiyorum. Kardeşi hastanede yaşam mücadelesi verirken bile kendi derdini unutup halkının bir başka evladı için ağlıyordu. Bu, onun insani refleks ve duyarlılıklarının ne kadar güçlü olduğunu gösteren bir anı olarak hafızamda kaldı.
***
Necip Abi’nin gazeteciliği de böyleydi. Olayın içinde olmak, olayı içselleştirip yaşamak ve peşini bırakmamak.
Kentinin ve halkının yakın tarihinin en zor ve hareketli dönemlerinde birçok habere tanıklık etti. İnsanların yaşadığı sorunları, kentin gündemini, çatışmaları, siyaseti ve sokağın sesini haberleştirdi. Bugün geriye dönüp baktığımda, onun yaptığı işin aynı zamanda dönemin Yüksekova’sına dair güçlü bir hafıza da oluşturduğunu düşünüyorum.
Benim içinse o iki yıl, gazeteciliğin yalnızca haber yazmaktan ibaret olmadığını öğrendiğim bir dönemdi.
Bir haberi bulmak için sahaya çıkmak, insanları dinlemek, bazen beklediğinden başka bir hikâyeyle dönmek… Ve bütün bunları yaparken işi hayatın kendisi kadar ciddiye almak.
Necip Abi’den geriye kalanlardan biri de bu.
Bazı insanlar hayatınızdan sadece bir dönem geçip gitmiyor. Size ahlaki/kültürel bir miras da bırakıyor.
Güle güle Necip Abi.