İbrahim Genç

Kürtçenin siyasallaştırılması

27 Mayıs 2012 Pazar 23:45

Türkiye’de on yıllardan bu yana süregelen sorunların kökenine inilmeden çıkarımlarda bulunmak yanıltıcıdır. Çünkü ülkemiz özelindeki dilsel ve dinsel sorunlar birer olgudur. Bu olguların geniş çerçeveden değerlendirilmemesi, sorunların sadece birer “olay” olarak görülmesine neden olur. Buna bağlı olarak da sorunun doğru analizi mümkün olmaz ve gerilimler ortaya çıkar. Bugün özellikle Kürt sorunu özelinde, sorunun tarihsel ve nesnel bağlamından koparılarak sadece sonucun yarattığı “olaylar-acılar” üzerinden ele alınıyor olması bizi ortak çözüme götürmüyor. Öyle ki adeta Kürtler ve Kürt sorunu konusunda yeni bir algı yaratılmaya çalışılıyor.

Bugün yaratılmaya çalışılan bu algı, gerçeğin tersyüz edilmesi gayretidir. Bu sebeple de İktidar’a “Kendi Kürt’ünü yaratıyor” eleştirisi yöneltilmekte ve İktidar’ın ürettiği politikalar kuşkuyla karşılanabilmektedir. Sadece İktidar değil, bazı bilim adamlarımız da Kürt sorununu bağlamından koparmak suretiyle yeni bir algının yaratılmasına hizmet edebiliyorlar. Özellikle son yıllarda Kürtçenin serbest kullanımı, TRT 6’nın yayına başlaması olumlu gelişmeler olsa da bunlarla Kürtleri ikna etmeye çalışan kesimler; Kürtçenin neden resmi anlamda tanınmadığını, TRT 6’da çocukları ana dillerine özendirecek programların neden yapılmadığını eleştirmiyorlar.

Bu anlamda Engin Gülbey’in Zaman’da 16 Mayıs’ta yayımlanan “Kürtçenin Siyasallaştırılması” makalesi de eleştiriye açıktır. Öncelikle Sayın Gülbey’in, adeta Kürtleri kendi içinde iyi-kötü diye ayırarak bir kesimin Kürtçeyi sahiplenmesini dilin siyasallaştırılması olarak görmesi gerçekçi değildir. Çünkü sistemin bir halka ve dile yönelik on yılları bulan bir yasaklama ve asimilasyon çabası oldu. Bunları yapanlar sistemin devamı için mücadele eden siyasilerdi. Dolayısıyla sorunun kendisi siyasi olduğu kadar sorunun muhataplarının kullandıkları “dil” de siyasallaştı. Bizzat devletin kendisi Kürtçeye siyasi bir açıdan baktı. Öyle olmasaydı eğer, sorunlu Kürtlere (!) yönelik politikalar üretilirken bundan bağımsız olarak Kürtçe ana dilde eğitim on yıllardan bu yana yapılıyor olurdu. Dolayısıyla sistemin Kürtçeye siyasal bakışı, beraberinde Kürtlerin de Kürtçeyi siyasal mücadelenin ve varlığın ana unsuru yapmalarına neden oldu.

Tabii Sayın Gülbey, Kürt siyasal mücadelesinin esas bayrağı olarak Kürtçenin görülüyor olmasını doğru bulmuyor. Oysa dünya tarihine bakarsa, hatta Türk dünyasının bazı ülkelerde yaşadığı benzer sorunlara bakarsa görecektir ki her halkın siyasal mücadelesi “dil” ile başlar. Çünkü halk, dilinde yaşar; o dil, o halkın gerçeğidir. Dil ölürse o halk da ölür. Bu anlamda Sayın Gülbey Kürtçenin neden siyasal mücadelede ana unsur olduğunu sorgulayacağına, Kürtçenin neden bu kadar dışlanan ve horlanan bir dil durumuna düşürüldüğünü sorgulamalıdır. Bunun yerine makalede bilinçli olarak yeni algı yaratmaya, kafa karıştırmaya dair yaklaşımlar sorunludur.

Makalede tartışmaya açılan dört sorundan ilki Kürtlerin kökeni ile ilgili. Bizzat devlet kaynakları dahil, birçok yerli-yabancı kaynak Kürtlerin kökeni ile ilgili yaygın görüşleri kabul etmesine rağmen Sayın Gülbey’in Kürtlerin kökenine dair “net bir kabul yoktur” deyişinin hangi amaçla söylediği belli değildir. Ki olabilir de! Bugün hangi milletin kökenine dair tartışmasız bir kabul var ki? Biz Türklüğün ataları olarak İskitleri gösterirken birçok bilim adamı İskitlerin İranî bir kavim olduğunu dile getirebiliyor. Hunlar bize ne kadar tartışmasızmış gibi Türk olarak gösterilse de bu da bilim adamlarının üzerinde hemfikir olmadığı bir konudur. Dolayısıyla Kürtlerin ataları (özellikle Medler) konusunda tartışma olabilir. Ama bunu, Kürt siyasal hareketin sadece bir ulus yaratma projesi olarak sunulması işi siyasallaştırır ki tartışmayı gereksiz kılabilir.

Makalede Kürtçeye ilişkin ikinci bir tartışma alfabeyle ilgili. Sayın Gülbey biliyordur ki aynı dili konuşan halkların farklı coğrafyalara yayılması nasıl ki dilde farklılaşmalara neden oluyorsa yine bilir ki bir halk farklı devletlerin egemenliğinde yaşadığında farklı alfabeler kullanmaya mecbur bırakılabilir. Bugün bu sorun hem Kürtçenin hem de Türkçenin karşılaştığı ortak bir sorundur. Yazın dilinde nasıl ki tüm Türkler birbirini anlamıyorsa bugün Kürtler de aynı durumdalar. Bu konuda en büyük sıkıntı farklı alfabelerin kullanılmasıdır. Bu sebeple de her halk, ortak alfabe kullanma mücadelesi verir. Bunun en büyük mücadelesini geçmişte Sovyet Rusya egemenliğinde yaşayan Türkler verdiler. Bu ortak kaygıyı anlamak yerine, Kürtlerin kendi dillerine yönelik alfabe çalışmalarını PKK/KCK ile ilişkilendirmek art niyet taşır. Sayın Gülbey’in de değindiği Kürt Ulusal Dil Konferansında 200’ü aşkın Kürt dil bilimci ve uzman katılmıştır. Kürtlerin ortak alfabeyi amaçlaması, ortak alfabede hangi seslere yer vereceklerini kararlaştırmaya çalışmalarını terörize etmeye çalışmak hangi bilim etiğidir?

Diğer bir tartışma ise Kürtçenin lehçeleriyle ilgili. Burada Kürtçenin en temel olarak kullanılan lehçelerine değiniliyor ve sonrasında Zaza Kürtçesi tartışmaya açılıyor. Ki tartışılmalı! Burada Zazaların Kürt olmadıkları da savunulabilir. Ama asıl problem, Sayın Gülbey’in olaya tamamen kendini başkalarının karşısına siyasal bir aktör olarak koyup Kürt siyasal hareketinin Zazacayı Kürtçenin lehçesi saymasında bir hinlik aramasıdır. Hatta makalede büyük bir duyarlılık sergileyen Sayın Gülbey, Zazacanın Kürtler tarafından ihmal edilmesinin Zazacanın yok olacağına dair kaygısını dile getiriyor. Bu duyarlılık da güzel; çünkü Zaza Kürtçesi bugün Unesco tarafında risk grubuna alınmış durumda. Bunun nedeni nedir? Kürtler denilemez; çünkü Kürtlerin genel yaklaşımı tüm dillerin ve lehçelerin yaşatılması yönündedir. Ki Demokratik Toplum Kongresi’nin koordinatörlüğünde yapılan Kürt Ulusal Dil Konferansının sonuç bildirgesinde bile “Kürtçenin lehçeleri zenginliktir, bu lehçelerin korunması ve geliştirilmesi ulusal bir görevdir” ifadelerine yer verildi. Yine belirtmek gerekir ki bu tartışmalar her dil için yapılıyor. Bugün lehçe-şive-ağız tartışmaları Türkoloji’nin de tartışma alanındadır. Bu anlamda Türkçe ile ilgili bu tartışmaları ele alan prof. Dr. Nurettin Demir’in “Türkiye’de dil-lehçe-şive-ağız tartışmaları” adlı çalışması, karşılaştırmalı olarak durumu incelemek için önemlidir.

Makalede Kürtçeyle ilgili son tartışma, Kürtçe sözlükle ilgili. Burada Sayın Gülbey, devletin neden sözlük yapmadığına sitem ediyor ve Kürtçeyle ilgili hazırlanan diğer sözlüklerin de ideolojik olabileceği imasında bulunuyor. İşin sıkıntılı tarafı; İslam’ın Kürtçeye zarar verdiğini düşünüp Kürtçeden İslam kökenli kelimelerin atılması gerektiğini savunanların varlığından bahsediyor. Bu da gerçekçi bir yaklaşım değildir. Çünkü Kürtler kendi ulusal değerlerini sahiplenirken aynı zamanda da kendi dilleri ve kültürlerini yasaklayanların düştükleri hataya düşmemeye dikkat ediyorlar. Eğe Sayın Gülbey’in amacı yeni bir algı yaratmak değilse yazdıklarının müphemliğini kendisi de fark edecektir. Unutulmamalıdır ki biz karşı tarafın siyasallaştırdığını iddia ederken kendimiz bizzat siyasallaştırma tuzağına düşmüş olabiliriz.

Bu yazı toplam 4622 defa okunmuştur
19:32
 // okuyucu
Maalesef güzel Kürtçe'mizde tıpkı eskiden Türkçeye olduğu gibi şu an yeni kelimelere maruz kalıyor bence bu çok önemli bir sorun daha yazılan bir yazıyı doğru düzgün okuyamiyoruz. bunun için bir şey yapilmali...
30 Mayıs 2012 Çarşamba 19:32