Necip Çapraz

Bir babanın ölümü

07 Şubat 2010 Pazar 22:24

Bölge insanı olarak çalan her telefonumuza kuşkuyla “Alo” deriz.

Hakkârili iseniz, bölgede yıllardır süren iç çatışma, doğa şartlarının acımasızlığı göz önüne alındığında sizin de tehlike altında olduğunuz kaçınılmazdır.

Ailenin sorumluluk sahibi bir ferdiyseniz de panikten paniğe girer, çok problemli bir bölgenin bir probleminin size sirayet ettiğinin korkusunu beyninizde hissedersiniz.

Başıma gelen de bir trafik kazası…

Aracı süren babam, aracın içinde ise annem, dayım ve dayımın kızı var. Kaza haberini bir arkadaşım bildirdi bana. “Alo” dedikten sonra karşıdaki arkadaşım, “Baban kaza yaptı durumu iyidir” demişti.

Bir saat önce gördüğüm babam ölümle pençeleşiyordu o an. Bir ticari taksiye nasıl bindiğimi ve kaza yerine nasıl gittiğimin acısını anlatamam. Kaza yerine vardığımda bacaklarım hissizleşmeye başladı. Babamın sedye üzerinde ambulansa doğru getirildiği an ve “Offf! Belim kırıldı” çığlıkları hep aklımda kalacak en acı çığlıklardır.

Tekrar hastaneye gelmişim ve oradan da hepimizin kaderi olan Van iline sevk edilme rezaleti ile karşılaşmışım. Ambulans Yüksekova-Van karayolunun o çukurlu yollarına vurdukça içim sızlıyordu. Çünkü babam iç kanama geçirmiş, kaburgaları ve kalça kemikleri kırılmıştı. Araba yoldaki çukurlara vurdukça babamın çığlıkları yükseliyordu.

Gece yarısına doğru Van 100. Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne, daha doğrusu rahmetli babamın da dediği gibi “Uğraştırma” hastanesine vardık. Üç gün sonra ise bu hastanenin şartları yetersiz olduğundan Van Devlet Hastanesine gitmek zorunda kaldık.

Tabi insanın duygu yoğunluğu içinde kafasında her ihtimal geçer. Özellikle acilden yoğun bakım servisine çıkınca insan bir “Oh” çeker. Zaten ömrümde hastanelere gitmeyi hiç sevmemiştim. Ne hasta olmayı, ne de hasta yakını olmayı hiç sevmezdim. Bazen bir dostu ziyaret ettiğimde veya bu konuda anlatılan yaşanmış anıları dinlerken de onların yerine aynı acıyı yaşardım.

Geçen yıl yine yılbaşı gecesi İstanbul’da bir hastanede kalp rahatsızlığım için bulunmuştum. O zaman babam başımdaydı. Ben yoğun bakımda can çekişirken o dışarıda çok ağlamıştı. Kaderin cilvesi, bu yıl ise en kıymetli varlığım olan babam Van’da can çekişiyordu. Bu defa dışarıda çaresiz olan bendim.

Aynı kazada ağır yaralı olan annem, dayım, dayımın kızının yaralı olması da acımı arttırıyordu.

Bir 30 tonluk iş makinesi bir katliam yapmıştı, ileride bir babanın ölümüne ve 3 kişinin de ağır bir şekilde yaralanma ve sakat kalabilmelerine neden olan bir olayla karşı karşıyaydım.

Babanız yoğun bakımdayken geçmişe dair bir hesaplaşma içindesiniz ve çaresiz kafanızı duvarlara vurursunuz. Babanız ölümle savaşırken siz de içinizde onunla ilgili anıları ve gelecekle ilgili kurduğunuz hayalleri düşünürsünüz.

“Baba kalk! Geleceğe dair yapacağımız çok iş var” dersiniz.

Çünkü hepinizin de mutlaka babasıyla yarım kalan bir hayali vardır. Pişmanlıklarla, keşkelerle dolu bir savaş içindesinizdir o an…

O an babanızın ve yakınlarınızın değerini daha fazla anladığınız andır. Duygularınız fırtınalar koparacak kadar kabarmıştır. Değerini bir kere daha anlayıp ona sıkı sıkıya sarılıp bir saniye dahi olsa onunla olmanın kıymetini anlar, tadını çıkarırsınız.

Gözyaşlarınızı tutmak zorunda olmak bu sefer onu üzmemek içindir. Canınız acısa da tek damla gözyaşı dökemezsiniz. Orda yine babanız üzülmesin diye ağlayamazsınız.

Bir babanın ölümle pençeleşirken bile çocuklarının üzülmesini istemediğini gördüm. Kardeşlerimin babamı ziyaretlerinde, babam sırf kardeşlerim üzülmesin diye “Ağır yaralı” olduğunu hissettirmiyordu onlara.

Babadır nihayetinde yokluğunu bir an bile düşünmek onun yokluğunu yaşamak, o ihtimalini düşünmek anlatılmaz bir acıdır.

20 gün boyunca 43 yıl beraber yaşadığın babanın "Ölüm" fikri sıkça taciz eder zihnini.

mevlutcapraz3.jpgSonra doktoru, "Hazırlayın kendinizi her şeye" der. Neye, nasıl hazırlayacağız kendimizi, hem sevdiğinin, babanın ölümüne nasıl hazırlar insan kendisini? Ölüm yakışır mı ki bir babaya?

Bazen isyan eder, bazen kendi kendinizi teselli etmeye başlarsınız. Güçlüyse babanız, ömründe hiçbir ciddi rahatsızlık geçirmediyse inanmazsınız, “Yaşar” dersiniz. Hastane kapısında, etrafında sahibini kaybetmiş herhangi sadık bir canlı gibi dolanırsınız, bolca sigara içer, sıklıkla ağlarsınız. Her gün yoğun bakım kapısında gece geç saatlere kadar dikilip bir haber bekler, oradaki güvenlikçi rahat bir tavırla sizi yoğun bakım kapısından uzaklaştırmaya çalışır. Buna anlam veremezsiniz, bir an o görevliyi boğmak istersiniz çünkü o sizi sevdiğinizin kokusundan mahrum etmeye çalışıyordur.

Zor günler yaşarsınız, hep umuttur sizi ayakta tutan…

Ölüm haberini yine bir telefonla, babanızın doktoru tarafından söylenen “Başınız sağ olsun” cümleleri alır ve kendinizi en çaresiz hissettiğiniz anı yaşarsınız. O an dünya başınıza yıkılmış, adımlarınız sizi taşımıyor ve bildiğiniz her şeyi unutmuşsunuzdur.

Herkes bir gün ölür ama kimse kendini ölüme hazırlayamaz. Ölüm fikri konuşurken kolay, başa geldiğinde ise hiç yakıştırılamaz bir babaya…

Ölüm ocağa düştüğünde ise sabırlı olmak dışında bir çareniz yoktur.

“Allah, başka acı vermesin” temennisinde bulunulur ama acılar yaşanmaya devam eder.

Babanın kıymeti daha iyi anlaşılır öldükten sonra. Artık yanında olduğun her dakikayı her saniyeyi kâr olarak değerlendirirsin. O anlar ve yaşanan anılar bir tesellidir ömrün boyunca. Şehirde okunan her selada, her cenaze töreninde akla baba gelir…

Sağ kalırsa veya sağsa anneniz ona sarılır babanızın kokusunu almaya çalışırsızınız.

Gelmişse baş sağlığınıza eş, dost, tanıdık, akraba, arkadaş teselli eder sizi…

Binlerce kişi acımıza ortak oldu, yalnız bırakmadılar...

En acı gününüzde kaytaran da vardır elbet, tabii onları zamanla anlarsınız ve acı gün dostunuzu da iyi gün dostunuzu da tanımış olursunuz. Amcanızı da, dayınızı da, akrabanızı da ve arkadaşınızı da çok iyi tanırsınız. Acınızı unutturanı da, yeniden hatırlatanı da tanırsınız.

Acınız paylaşıldıkça çok erken yeni bir hayata merhaba demek için güç kazanırsınız.

Evet, dostlar babamı kaybedeli 20 gün oldu. Bu acı günümde bana ne şekilde olursa olsun ulaşan herkese çok teşekkür eder ve saygılarımı sunarım…

İyi bir dost, yoldaş, lider, aydın, baba kaybetmenin acısı normale döndüğü bir anda yeniden hayata, yazılarıma ve size merhaba diyorum.

* Babanın gizlediği şey, oğulda açığa çıkar. (Fricdrich NİETZSCHE)
* Bir baba, yüz öğretmene bedeldir. (George HERBAT)

* İLGİLİ LİNKLER:
- Çapraz Ailesinden Teşekkür
- Mevlüt Çapraz uğurlandı

Bu yazı toplam 20290 defa okunmuştur
torun
 // torun
bir torun olmak o kadar kolaymı ki dedeniz öldüğünde heleki öldüğünde küçükseniz büyüdüğümüzde onun fotoğrafına bakar ve ben büyüdüm dede sen şimdi nerdesin deriz o zaman 9 şimdi ise 13 yaşındayım tam 4 yıl işte torun da böyle bir acı çeker..saygılarımla......
19 Ocak 2014 Pazar 18:37
Acımız ortak
 // M.Salih Koçak
Necip bey le, ikimizin de babasının yattığı yoğun bakım ünitesi önündeki umutsuz bekleyiş sırasında tanıştım.Ben 19 ocakta babamı kaybettim.Onun babasının ölümünü yeni duydum.Acınızı paylaşıyorum.Kaç yaşında olursan ol baban öldüğünde küçük bir çocuk gibi orta yerde kalıverirsiniz.Tarifi imkansız bir acıdır.Başımız sağolsun.Allah sabır versin. SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜMÜ? BENİM BABAM ÖLDÜ BEN KÖR OLDUM..(Cemal Süreya)...
09 Şubat 2010 Salı 12:27
Necip Abeye İthaf Olunur
 // The İmam
Dört duvar arasında vakit geçmiyor,
Geceler hiç mi hiç sabah olmuyor,
Güneş niçin hep geç doğuyor?
Sen gittin gideli gözlerim uykuyu unuttu baba…

Kimler geldi, kimler geçti bu dünyadan,
Bu dünya hiç kimseye kalmıyormuş baba…
Ne sevdalar vardı, ne aşklar!…
Ölümden başka her şey yalanmış baba…
Sen gittin gideli yerin dolmuyor baba…

Muhakkak ki, sizi biraz korku, biraz açlık, biraz mal, can ve ürün eksiltmesi ile deneriz. Sabredenleri müjdele. (Bakara:156)...
08 Şubat 2010 Pazartesi 21:08